ASLINDA HER KİTAP FARKLI BİR DİYARA YOLCULUKTUR...

25 Mart 2017 Cumartesi

Yorum Atölyesi'nden Sümeyye Kip ile Keyifli Bir Röportaj :)



Merhaba sevgili kitap kurtları :) Bugün bloğuma sevgili Sümeyye KİP ile yaptığım güzel röportajı ekliyorum. Ygs den önce bu etkinlik başlamıştı ama ben yoğunluğum yüzünden fırsat bulamamıştım ve Sümeyye abla da bana nezaket gösterdi. Abla diyorum inşallah kendini yaşlı hissetmez ;) zira ben sevgi ve saygıdan dolayı böyle demek istedim. Kendisiyle yeni tanıştık yani sadece yazıştık ama ben onu çok sevdim :)

Bu güzel etkinlik için ANNESİ'nin PRENSES'i  ne çok teşekkür ederim :)

Ayrıca SÜMEYYE KİP 'e de çok teşekkürler bu harika cevaplarından dolayı :) İnşallah sizlerde cevaplarını okuyunca benim kadar keyif alırsınız… Şimdi sizi Sümeyye abla ile baş başa bırakıyorum :)


1)   Kitap okuma serüveniniz nasıl başladı ? Etkilendiğiniz birileri var mı ?

Kitap okuma serüvenim okuma yazma öğrenmekle başladı desem abartmış olmam gibime geliyor.. Okuma yazma öğrenir öğrenmez tüm çocuk kitaplarına saldırmıştım. Peter panlar, küçük prensler, Ayşegül ne yapıyor serileri daha neler neler. Büyüdükçe ortaokulda biraz daha yükseklere diktim gözümü klasikleri okumaya başladım. Fareler ve insanlar gibi çok ağır olmayan klasiklerle devam ettim ve en büyük patlamayı, kitap aşkının doruklarını lise zamanım da yaşadım. O zaman bir yandan hocaların önerdiklerini okumaya çalışıyor bir yandan kendi mütevazi listemdeki kitaplara dadanıyordum ama açlığım bir türlü bitmiyor bitmiyor ve bitmiyordu. :D Neyse ki şimdilerde o aşk asla sönmedi ve yine elimden geldiğince çok okumaya çabalıyorum. Hatta eskiden harçlıklarım az kütüphanelere gitme imkanım kısıtlı olduğu için bu kadar kitap elde etme lüksüm yoktu şimdi sürekli kitap alabiliyorum ya da soluğu kütüphanede alıyorum. Bu süreçte çevremde benim gibi olan yegane kişi ise benim gibi kitap kurdu olan bir ruh ikizine yani bir yeğene sahip olmak. Birbirimize sürekli kitaplar öneriyor, şundan uzak dur bunu oku diyerek birbirimize destek oluyorduk. Oda benim bu kitap yolculuğumda en büyük yol arkadaşım diyebiliriz. :)

2) Okuduğunuz kitaplar size neler katıyor? Ne için kitap okuyorsunuz? 3) Blog açma sebebiniz nedir ve neden ortak seçtiniz :) ?

Okuduğum kitapların bana kattıkları anlatmakla bitmez ama bir yerden başlayım madem. Bir kere çok klişe olacak ama cidden esaslı bir arkadaş gibiler. Ne zaman içim sıkılsa ilk koştuğum onlar, beni güldüren, düşündüren, geliştiren, ağlatan belki de bir arkadaşın bile yapamayacağı çoğu şeyi yapan onlar. Onların içimde tatlı telaşlara sebep olmasını seviyorum. Acaba bu bitince neyi okusam diye kararsız kalışlarımı, kitap sayfaları çevirirken ya da yeni bir kitaba başlarken ki heyecanımı seviyorum. Yeni kitap aldığımda içimde oluşan coşkuyu, bir kitabı daha bitirdiğimde içimde oluşan huzuru seviyorum. Anlatmakla biter mi bilemem ama aşk bu resmen ve bu türden şeyleri herhangi bir insanoğluna karşı hissedebileceğimi zannetmiyorum. Eğer hissetsem onunla zorla evlenirdim zaten :D kitap okumak hem eğlendirici hem kültürel olarak geliştirici hem de insanı bambaşka diyarlara sürükleyen bir eylem. Kitap okuyan ile okumayanı konuşmasından tut hayata bakış açısına kadar ayırt edebilirsiniz. Çünkü insanın ruhuna değen bir eylemdir. Kitaplar söz konusu ise sözlerim sonsuza dek sürebilir. Susayım en iyisi. Yaşasın kitap krallığım diyerek sıradaki soruya geçiyorum :)



    3)   Blog açma sebebiniz nedir ve neden ortak seçtiniz :) ?

Blog açmayı lisede düşünürdüm zaten. Bir ara okuduğum bir kitapta bir kızın kitap blogu vardı ve ona sürekli bir şeyler yazıyordu. O an içimdeki aşk had safhaya çıktı. Daha sık düşünür oldum bu fikri en yakın arkadaşım, kardeşim diyebileceğim ruh ikizim yeğenim esmaya açtığımda oda şaşırdı çünkü onunda aklında uzun zamandır böyle bir fikir varmış. Birlikte ortak bir blog açmayı kara kara düşünmeye başladık. Ama şöyle bir oyunbozanlık yapmak durumunda kaldım. O yıl Üniversiteyi yeni kazandığım ve il dışına gideceğim için blog işleri ile sık uğraşamayacağımı, çok sık yorum yazamayacağımı bildirerek esmayı bu yolda yalnız bırakmak durumunda kaldım. Birkaç ay sonra her şey düzene oturup boş vakitlerim arttığında Esma blogun artık benim gelişime hazır olduğunu ilan etti ve bende bloga dahil oluverdim. Yani biraz sen önden git ben geliyorum gibisinden bir durum olmuş oldu. Blog açma amacım da hem tüm kitaplara ilişkin görüşlerimin bir arada bulunduğu bir albüm gibi olsun, az kişi de okusa fikirlerimiz insanlara ulaşsın ve insanlara güzel kitaplar önerebilelim ve her şeyden önemlisi gereksiz hobiler yerine kitaplarla ilgili bir blog yazarak o kitabı daha iyi değerlendirebilme fırsatı sunması ve daha nice güzel sebep. Öyle başladı benim serüvenim işte :)

Biraz uzun oldu bunun için üzgünüm yine ayarı kaçırmışım. Bu güzel soruları için Farklı Diyarlara ve böyle güzel bir etkinliğin lideri olduğu için Annesi'nin Prensesi'ne sevgilerimi ve teşekkürlerimi sunarım. 😊 J

11 Şubat 2017 Cumartesi

MİMİMSİTRAK ŞEYLER (Reklamlardaki gibi olmayan şeyler)


 Herkese merhaba :) Uzun zamandır buralarda yoktum. Mim var yine ve ANNESİ'nin PRENSES'i beni de davet etmiş. Gerçekten çok teşekkür ederim. Bu mimler de olmasa hiç ugrayamayacagim galiba. Tam terslik bilgisayarın faresi bozuldu. Telefondan yazıyorum. Hatalar olabilir kusura bakmayın ;)  Bu arada bu mimi de Bir Masal Gibi başlatmış. Benim için farklı bir deneyim oldu ona da teşekkür ederim.

Gelelim mimin konusuna: Reklamlardaki gibi olmayan şeyler... Reklamlar bildiginiz uzere musteri kazanmak icin daha cok para için yapilan seyler. Genelde yalan oluyor gosterilenler. Ama insan işte almadan duramıyor. Çok  fazla tv izlemem. Ama bazen denk gelen reklamlar oluyor elbet. Bazıları saçma geliyor bazılarına da gülüyorum baya. Şimdi hoşuma giden birkaç reklam linki vereceğim. Bence bakın. Hem gerçek hayatı yansıtmayan hem de çok farklı bir konuya sahip reklamlar.

İlki bir kahve reklamı. Bunu arkadaşım önerdi. Ben tv izlemiyorum diye ona sordum. Aklına ilk gelen buydu. Bencede komik bir reklam. Ayrıca kedinin Sondaki Zıplayışı acayip komik. Adamın kahve İçmesi ve kendine gelen özgüven sonunda kediden kendince aldığı intikam 😄 Hayır yani sanki insan onunla ugrasacak gerçekte. Hem de çöpün içine girerek 😂😂 ama reklam işte ve bence iyi olmuş akşam akşam güldüm baya ;))

Cafe Crown Kedi Reklamı - Daha çok sen

Diğeri de gençlerin mutlaka bileceği Ruhi Çenet 'in oynadığı reklmiam :

 Eti Canga Ruhi Çenet'le bu sorunun peşinde : Her yer Her yerde!

Şimdi de az önce rast geldiğim geçen sene 23 Nisan da çıkan bir reklam. Tatlı Domatesler. Acayip hoşuma gitti ;))

Tat - Tatlı Domatesler

Şimdi de Eti puf  reklamı. Yazık çocuklar izleyince gerçekten böyle oluyor sanırlar belki de :))

Eti Puf - Yerler seni

Yine eti reklamı :

Mısırcı Balık

Evet biraz da duygulanın özellikle anneler:

Pınar Süt reklamı

Araştırınca çok değişik reklamlar çıktı. Hepsini eklemek istedim. Hepsine göz atın bence. Tekrardan  ANNESİ'nin PRENSES'i ne çok teşekkür ederim. Yaparken baya eğlendim. Uzun zamandır böyle komik şeylere bakıyordum. YGS ye 30 güncük kaldı ve hala eksiklerim var. Baya yoğunum bu ara. Yaz bi gelsin blogumla daha çok ilgilenecegim inşallah.

Kendinize iyi bakin. Zamanınızı iyi değerlendirin. Hiçbir şeyi yapmak için beklemeyin. Şimdi daha iyi anlıyorum ki zaman su gibi akıyor. Daha liseye yeni başlamıştım. Şimdi nerdeyse mezunum ve o zamanlar hiç umursamadigim sınavlara çok az kaldı. Herkese iyi geceler... Daha mutlu olacağımız bir güne uyanalim inşallah 😊☺

Not: Resim hoşuma gitti. Aslında konuyla alakası yok ama güzel işte o da yeterli bence. Başka ne koyarım bilemedim.

Not: Aksam uyku sersemligiyle mime davet etmeyi unutmuşum. İşte davet ettiklerim,
Siyah Kuğu
Kitap Tadında
Örgü Çantam
Anne Güncesi

Vaktiniz olursa yapın merak ediyorum 😊☺ Başka yaa isteyen olursa yapsın. Bilgisayarımdan yazamadım için biraz zorlandım daha çok kişiyi etiketleyemiyorum.

-Amaril-

9 Ocak 2017 Pazartesi

GEÇ KALMIŞ BİR 2017 YAZISI

İlgili resim

Merhaba :)

Tüm insanlığa iyi gelecek, hayallerin gerçekleşeceği, insanların savaşmayacağı, kavgaların kötülüklerin olmayacağı, iyiye güzele başarıya ulaşılan bir sene olmasını istiyorum 2017'nin!

Uzun zamandır yoktum. Okul dershane sınavlar derken, sonunda vakit daraldı. Yaklaşık olarak 2 ay var sınava. Bugün ÖSYM başvurumu yaptım. Çok heyecanlıyım, inşallah bu işin altından başarıyla kalkarım/z. Herkes istediği ve yapabileceği mesleği en iyi öğreneceği üniversiteye gider inşallah.

Hiçbir zaman ygs lys sınav muhabbetlerini, kayıt zamanlarını, bankaya sınav parası yatırma işlemlerini merak etmedim. Özellikle uzak durdum, sanki sıra hiç bana gelmeyecek gibi… Ama şimdi içindeyim, yaşıyoruz. Yarış atı gibiyiz. Etrafımızda en yakınımızda savaşlar ve terör var. Daha uzaklarda el altından her pisliği yapan ülkeler var. Her gün birden çok şey oluyor. Zaten psikolojim bozuk haberlere bakmıyorum ama teknoloji çağındayız elbette duyuyorum ve bu beni daha kötü yapıyor. Hayattan bezdim. 

moon wallpaper ile ilgili görsel sonucu

Geçenlerde -aralık 26 da- 18 yaşıma girdim ama hiç umduğum gibi değildi. Zaten hiç 18 olmak istemedim. Hep çocuk kalmayı bu korkunç dünyanın kölesi olmamayı istedim. Ama her şey gibi bu da geldi. Berbat bir gündü benim için. İlk defa doğum günümden nefret ettim. Çünkü sınav dönemindeyim, çünkü hayatımda hala yerine koyamadığım şeyler var, çünkü dünya savaşta, çünkü insanlar ölüyor, çünkü ben büyüdüm ve insanların ne kadar kötü olduğunu artık daha iyi anlıyorum.

Halep’te yaşananlar, Gazze, Irak, Arakan ve daha niceleri, yıllardır savaşta. Yıllardır insanlar ölüyor. Her gün yaşama savaşı veriyorlar, umut etmek sınavı veriyorlar, ve ben sıcak evimde berbat bir sınava bile hazırlanamıyorum. O kadar yoruldum ki. Her gün aynı şey. Saat 6 da kalk, okula git buz gibi soğukta. Gürültüde ders çalış, dershaneye koş, akşam 8 de 9 da eve gel. Bu işte. Aylardır böyle ve ben tükenmiş gibi hissediyorum. Elbette daha hiç bunlar yolun çok başındayım. Ama bu yıl o kadar zor ki. Dediğim gibi sadece kendi dertlerim olsa dayanabilirdim. Ama o insanlar, çocuklar…

İnşallah her şey daha iyiye gider. Terör biter. Ülkemizde huzur başlar. Artık saçma şeyler yerine en çok bilime eğitime önem veririz. Her şeye rağmen yılmak pes etmek yok. Hem Türk milleti olarak hem de 2017 sınav mağdurları olarak. Bundan sonra daha iyi olacak. Buna inanıyorum, dua ediyorum.

İlgili resim

Yaz gelse, tekrar vicdan azabı duymadan, başka bir şey düşünmeden kitap okuyabilsem, gönlümce film dizi izleyebilsem. Yemyeşil rengarenk ağaçları ve çiçekleri izlesem fotoğraflarını çeksem. İnsanların gürültüsünü çekmeden kafamı dinleyebilsem.
O kadar hırslılar ki, tamam bende de var hırs, ben de korkuyorum sınavdan başarısız olmaktan ama en çok da ailemin emeklerinin karşılığını verememekten… Ama o hırsı kötü yönde kullanmıyorum. Yine de anlayışlı olmaya çalışıyorum. Dershanedeki okuldaki insanlar o kadar garip ki. Çok az kaldı ve herkes gergin. Sürekli en ufak bir şeyde olay çıkıyor bıktım artık.

Etrafımda ailem dışında birkaç insan var mutlu eden. Bazıları da uzakta. Önceden kuzenlerimle sohbet ederdik dertleşirdik gece yarısına kadar. Şimdi hiçbirimizin vakti yok. İmkan çok ama vakit yok artık. Gittikçe uzaklaşıyoruz yakınlaşacağımız yerde.

İç dökme yazısı gibi oldu. Sonuna kadar okuduysanız tebrik ederim. Benim saçmalamalarım işte. Bi de o kadar doldum ki daha çok yazasım var ama halim yok. Sınav tüm gençliğimi mahvediyor ;) Hiç okuyan olmasa bile ben okurum ilerde, içim rahatladı biraz. Özlemişim bloğumu. Yazın daha fazla yoğunlaşacağım. Yorumlamak okumak istediğim tonla kitap var. Belki de yazın her hafta veya üç  dört günde bir yorum atarım :) Herkese iyi geceler :) Daha güzel, daha huzurlu, daha başarılı bir dünyaya uyanalım inşallah…


-AMARİL-

8 Aralık 2016 Perşembe

FİLM TANITIMI / Fantastik Canavarlar Nelerdir, Nerede Bulunurlar?



OYUNCULAR
Eddie Redmayne rolü Newt Scamander
Katherine Waterston rolü Porpentina "Tina" Goldstein
Dan Fogler rolü Jacob Kowalski
Alison Sudol rolü Queenie Goldstein
Colin Farrell rolü Percival Graves
Carmen Ejogo rolü Başkan Seraphina Picquery
Ezra Miller rolü Credence Barebone
Samantha Morton rolü Mary Lou Barebone
Ron Perlman rolü Gnarlack
Jon Voight rolü Senatör Henry Shaw
Josh Cowdery rolü Henry Shaw Jr.
Ronan Raftery rolü Langdon Shaw
Faith Wood-Blagrove rolü Modesty Barebone
Jenn Murray rolü Chastity Barebone
Johnny Depp rolü Gellert Grindelwald
Zoë Kravitzrolü Leta Lestrange
FİLM TANITIMI:

JK Rowling'in aynı isimli fantastik ansiklopedik kitabına dayanan Fantastik Canavarlar Nelerdir, Nerede Bulunurlar? filmi fantastik yaratıklar hakkında bir kitap yazan bir yazarın gezi notları olarak karşımıza çıkıyor. Harry Potter'ın onun kitabını okumasından 70 yıl önce kitabı yazmış olan Newt Scamander'ın New York'ta yaşadığı maceraları konu alan kitap genç kaşifin New York'un gizli cadı ve büyücü komitesiyle yaşadıklarını da içeriyor...

Yıldızlı kadrosuyla dikkat çeken yapımın yönetmenliğini David Yates üstleniyor. Genç kaşif yazar Scamander rolünü Danimarkalı kız ve Her Şeyin Teorisi filmlerindeki başarılı performansıyla hatırlanan Oscar ödüllü oyuncu Eddie Redmayne üstlenirken, filmin kadrosunda Ezra Miller, Colin Farell, Katherine Waterston, Zoë Kravitz, Ron Perlman ve Jon Voight da yer alıyor.

fantastik canavarlar film  resimleri ile ilgili görsel sonucu

FİLM YORUMU:

Vizyona girdiğinin ertesi günü yani 19 Kasım Cumartesi gittik kardeşimle. Uzun zamandır bu filmi bekliyorduk fırsat bulunca hemen gittik. Gel gör ki o zamandan beri yorumu yazmak için vaktim olmadı. Biliyorum çoğu kişi izledi. Ama bu film hakkındaki düşüncelerimi kaydetmek istiyorum. Sonuçta yıllar sonra Harry Potter dünyasında bir film geçiyor. Oradaki hiçbir karakter olmasa bile o büyülü dünyada geçmesi bile yeter :) Yani yorum ta aralık ayına kaldı. Ama takip eden varsa bilir bu aralar kendime bile zor vakit ayırıyorum. Bu filme gitmek için de dinlenme ve ders çalışma günümü ayırmıştım :) Bu aralar her sınav mağdurunun yaptığı gibi pek çok şeyden fedakarlık yapmak zorundayım. Özellikle de kitap okumada… Neyse yoruma geçiyorum.
Film 3D idi. Film boyunca hiç sıkılmadım, çok keyifliydi. 3D olduğundan efektler harikaydı ;) Gerçekten beklediğime ve gittiğime değdi :)



Konusu Newt Scammender adlı bir büyücü içinde fantastik canavarların olduğu bir bavulla New York’a geliyor. Bazı canavarlar firar ediyor ;) Ayrıca şehri tedirgin eden daha büyük ve karanlık bir güç de var.

Newt’in yolu Tina ve Jacob ile kesişiyor. Jacob muggle, Tina da Sihir Bakanlığında bir büyücü. Aslında görevi bakanlıktan habersiz gelen büyücüleri falan kontrol etmekken bir sebepten görevden alınmış. Ama yine de kendine engel olamayıp Newt’i yakalıyor ve işler kızışıyor. (umarım yanlış bilgi vermem çünkü izleyeli baya olmuş, ayrıca ara çok dikkatsizim)

fantastik canavarlar burnuk ve newt ile ilgili görsel sonucu
(BURNUK)

Konu güzeldi, oyuncular harikaydı, fantastik canavarlar efsaneydi özellikle Burnuk (altın ve metale bayılan küçük hırsız) ve Pickett (utangaç yaprakçık).
Ne zaman Burnuk’un sahnesi olsa salonca güldük. Acayip komikti. Newt’in onu yakalama çalışmaları ve yakalayınca başlarına gelenler çok güzeldi. Newt’in fantastik canavarlarla ilişkisi, onlara duyduğu yoğun sevgi anlatılamaz. Ayrıca onun şu sözleri de harika: 

"Canavarlarıma dokunmayın. Onlar zararsız. ZARARSIZ!"

“Pickett bir "kabuluk" ve biraz utangaç...Onun bağlanma sorunları var.”

(Newt ve Pickett)

Eddie Redmayne’ın oyunculuğu başarılıydı. Rolünün hakkını vermiş, ondan başkası olamazdı herhalde. Mimikleri ve tepkileri çok uygundu. Ayrıca kabanına bayıldım :) Sanki Sherlock’un kıyafetini andırıyordu, yani çok havalıydı bence. Ayrıca gizemli :)    

Tina’yı ve onun kız kardeşini de beğendim. Kız kardeşinin Jacob’a duyduğu  hisler de güzeldi. Aslında öyle bir kadın o adamı sevmezdi, yani günümüzde herkes dış görünüşe bakıyor ama gerçek hayattaki gibi olmaması güzeldi.
Newt ve Tina arasında da aşk olacak galiba ama sonraki filmde ancak ;))
Newt ve Jacob’un sorunlu başlayan ama güvenle devam eden dostluklarını izlemek ayrı bir keyifti.

Ayrıca Grindelwald (Johnny Deep) son kitapları okumadığım için filmde anlamamıştım. Biraz araştırdım. Voldemort tan önceki tehlikeli kişiymiş. Bence iyi oynadı. Kitapları okusaydım daha çok yazabilirdim hakkında.

fantastik canavarlar film  resimleri ile ilgili görsel sonucu

Filmde her şey tadında olmuş. Sonu da güzeldi. Evet belki bazılarınız klişe olmuş diyebilir ama olsun o kadar. Bu fantastik dünyaya yeniden giriyoruz yani o kadarı da mazur görülür. Acayip beğendim filmi. Eski zamanlarda geçmesi de keyifliydi. HP karakterleri yok tabi ama ben Newt ve ekibini çok sevdim. Sonraki maceraları nasıl başlayacak merak ediyorum. İnşallah yazın kitabı da okuyacağım. Harry Potter’ı da tamamlamak istiyorum. O günler bir an önce gelsin lütfen…

Filmin sınav stresi yaşadığımız dönemde çıkması iyi oldu. Kardeşimle kafa dağıttık. Zaten o hafta kardeşimin Teog u vardı. Hem o rahatlasın hem de ben biraz nefes alayım diye gittik iyi ki gitmişiz. O gün sabahtan öğlene kadar dershanedeydim. Sonra kardeşimle yemek yedik gezdik, sonra filme gittik. Çıkınca akşam olmuştu işte :)

fantastic beasts ile ilgili görsel sonucu

Bence hala gitmeyen varsa vizyondan kalkmadan gitsin. Öncelikli önerdiklerim: Dağ 2, Fantastik Canavarlar Nelerdir, Nerede Bulunurlar?, Doctor Strange. Hala vizyondalar mı bilmiyorum. Ama gitmeyen varsa gitsin. Benim yerime Doctor Strange’e de gidin. Okul açılalı iki filme gittim, ona gidemedim o yüzden.
fantastic beasts suıtcase ile ilgili görsel sonucu

Bu sene harika filmler ve kitaplar çıktı. Ama vaktim yok maalesef. Neyse bu günler de geçecek ve üstümden büyük bir yük atarak geri döneceğim buraya. Takip edenler de arttı. O kadar mutluyum ki. Ama ilgilenemediğimden pek sevincimi gösteremiyorum. Ygs ye de az kaldı. Bana ve tüm sınava gireceklere dua edin, unutmayın bizi lütfen :)
Bir daha ne zaman yazarım bilmiyorum. Fırsat bulunca geleceğim kendinize iyi bakın. Mutlu olun !

-AMARİL-



10 Kasım 2016 Perşembe

10 KASIM 2016



Bugün 10 Kasım. Mustafa Kemal Atatürk’ün hayata veda ettiği gün.
Ben klasik sözler yazmaya gelmedim, zaten hepimiz ne hissettiğimizi biliyoruz. Atatürk’ü anlamaktan bahsedeceğim. Bana göre Atatürk’ü anlamak onun fikirlerini, devrimlerini, ideallerini anlamaktan geçer. Onun okuduğu kitapları okumaktan ve yazdığı kitapları anlamaktan geçer.

Günümüzde Atatürkçüyüm diyen çok insan var. Ama hangisi onun inkılaplarını tam anlamıyla biliyor ve o şartlar altında böyle kararları nasıl alabildiğini anlamaya çalışıyor? Atatürkçü olmak; onun resminin basılı olduğu tişörtleri giymekten veya her yerde Ben Atatürkçüyüm diye laf atmaktan ibaret değil. Önce Türk milletinin o yıllarda nasıl şartlar altında olduğunu anlamamız sonra da Atatürk’ün kısacık ömre sığdırdığı inkılaplarını anlamamız gerekiyor. 

Gözlerinizi kapatın ve düşünün: düşman her yerde, para yok, yemek yok, ordu yok, silah yok, mermi yok, sadece gencecik evlatlar kadınlar yaşlılar var. Onlar böyle zor durumdayken Atatürk sayesinde birleştiler ve vatanı savundular. Tüm şehitlerimizin ve Atatürk’ün ruhu şad olsun!

Savaş yılları bitince bitmiş bir ülkeyi iyileştirdiler. Tarıma başlandı, köy okulları açıldı, fabrikalar açıldı. Düşünün Türkiye’de 1926 yılında Kayseri Tayyare Fabrikası açıldı. Daha savaştan yeni çıkmışlardı ve yılmadan mücadele ettiler. Türk milleti ve Atatürk hep beraber inkılaplar yaptı. Öylesine tükenmiş, hiçbir şeyi olmayan bir ülke gelişmeye başladı. 15 yıla sığdı tüm bunlar…

Allah sadece vatanımız için hizmet eden, şehit olan, gazi olan herkesten razı olsun…
*******************************************************************************
“Egemenlik, kayıtsız şartsız ulusundur.”
*
“Hayatta en hakiki mürşit ilimdir.”
*
“Büyük Türk ordusu! Dünyanın hiçbir ordusunda yüreği seninkinden daha temiz ve daha sağlam bir askere rast gelinmemiştir.”
*
“Millete efendilik yoktur. Hizmet vardır. Bu millete hizmet eden onun efendisi olur.”
*
“Geçen zamana nispetle, daha çok çalışacağız. Daha az zamanda, daha büyük işler başaracağız. Bunda da muvaffak olacağımıza şüphem yoktur. Çünkü, Türk milletinin karakteri yüksektir. Türk milleti çalışkandır. Türk milleti zekidir. Çünkü Türk milleti milli birlik ve beraberlikle güçlükleri yenmesini bilmiştir.”
*
“Ey kahraman Türk kadını, sen yerde sürünmeye değil, omuzlar üzerinde göklere yükselmeye layıksın.”
*
“Beni görmek demek mutlaka yüzümü görmek değildir. Benim fikirlerimi, benim duygularımı anlıyorsanız ve hissediyorsanız bu kafidir.”
*

“İki Mustafa Kemal vardır: Biri ben, et ve kemik, geçici Mustafa Kemal… İkinci Mustafa Kemal, onu “ben” kelimesiyle ifade edemem; o, ben değil, bizdir! O, memleketin her köşesinde yeni fikir, yeni hayat ve büyük ülkü için uğraşan aydın ve savaşçı bir topluluktur. Ben, onların rüyasını temsil ediyorum. Benim teşebbüslerim, onların özlemini çektikleri şeyleri tatmin içindir. O Mustafa Kemal sizsiniz, hepinizsiniz. Geçici olmayan, yaşaması ve başarılı olması gereken Mustafa Kemal odur!”
*
-AMARİL-

8 Kasım 2016 Salı

FİLM TANITIMI-YORUMU / DAĞ 2



Türü: Aksiyon, Gerilim, Dram, Askeri

SENARİST: Alper Çağlar
Yapımcı: Alper Çağlar
Yapımcı: Doruk Acar
İdari yapımcı: Doruk Acar

OYUNCULAR:
Çağlar Ertuğrul / Rolü : Üsteğmen Oğuz Çağlar
Ufuk Bayraktar / Rolü : Uzman Çavuş Bekir Özbey
Murat Serezli / Rolü : Kurmay Yarbay Veysel Gökmusa
Atılgan Gümüş / Rolü : Astsubay Kıdemli Başçavuş Mustafa Şahin
Murat Arkın / Rolü : Astsubay Kıdemli Üstçavuş Arif Sayar
Armağan Oğuz / Rolü : Çavuş Baybars Yücel
Bedii Akın / Rolü : Boran
Ahu Türkpençe / Rolü : Gazeteci Ceyda Balaban

MÜZİKLER:
Kaan Tangöze - Kalmak Türküsü
Duman - Kolay Değildir
Deniz Tekin - Ayrılık

FİLM KONUSU:

Oğuz ve Bekir'in askerde yaşadıklarının üzerinden 6 sene geçmiştir. İlk filmde teröristlerin elinden kurtulmayı başaran iki arkadaş, yıllar sonra özel bir görev için Özel Kuvvetler 8. Muharebe Arama Kurtarma Timi'ne (MAK) katılır. Timin özel görevi ise Kuzey Irak'ta bir terör örgütü tarafından kaçırılan gazeteci Ceyda Balaban'ı kurtarmaktır. Ancak bu sefer düşman geçmişteki gibi bir tane değildir. MAK'ın karşısında bu acımasız coğrafyada birbiriyle çatışan birden fazla kuvvet vardır ve işler bu sefer hiç olmadığı kadar zordur.

dağ 2 ile ilgili görsel sonucu

FİLM YORUMUM:

4 Kasım’da DAĞ filmi vizyona girdi. Biz de bugün kızlarla okula gitmeyip sinemaya gittik. Zaten sınıftakiler üniversite gezisine gideceklerdi. Biz de daha mantıklı davranıp bu muhteşem filme gittik. İzlediğim en iyi Türk askerini anlatan filmdi. Hatta en iyi Türk filmi de olacak kapasitede. Kurgu sağlam, oyuncular rolüyle özdeşmiş. Hatta 8 ay öncesinden silah kullanma çalışmaları ve yanılmıyorsam 3 ay da komando eğitimi almış her biri. Türk Silahlı Kuvvetleri’nin gerçek cephaneleri kullanılmış ve silahlar yüzde yüz yerli silahlardanmış, filme özel de tasarlanmışlar. Müzikler çok güzeldi, baya uymuş.

Daha ne olsun yani, bence en kısa zamanda gidip bu filmi izleyin. Biz bugün sabah 11 seansına girdik. Salonda sadece 6 kişiydik ve 4 ü zaten bizim gruptu. Sanki salonu kapatmışız gibi rahatça izledik, istediğimiz yere oturduk falan. Mısır cips yedik içtik. Ama sadece ilk yarının sonlarına kadar. Zaten sonra boğazımızdan geçmedi. Çok gerçekçiydi. Her saniyesi güzeldi. Zaten vatanla ilgili olan her şey güzeldir. Sonlara doğru zaten biz koptuk. Ağlamaya başladık hepimiz. Bazen de askerlerin kendi aralarında yaptıkları konuşmalara güldük. Ağlarken de güldürmeyi başardılar. Bazen de dolu dolu gülerken bi an sonrasında silah sesleri bombalar uçuşmaya başladı. Her şey yerli yerindeydi. Gereksiz bir şey yoktu.

dağ 2  ile ilgili görsel sonucu

Özel kuvvetler’in bir gazeteciyi kurtarma görevi için Irak’a gitmesiyle başlıyor. Tabi görev bu ama bir de araya insanlık görevi çıkıyor. Böylece bir köyü kurtarmaya çalışıyorlar. Arada askerlerin Bordo Bereli eğitimleri ve seçmelere katılmaya nasıl karar verdikleri gösteriliyor. 

"Düşmanın tankı var! Olsun bizim de Bekir'imiz var!"

Bekir ve Oğuz ilk filmde edindikleri dostluklarını daha da ilerletmişlerdi. Aradan yıllar geçmiş tabi. Onların konuşmaları bazen keyfi dövüşmeleri, Bekir’in dediği laflar falan mükemmeldi. Komutanları ile aralarındaki diyaloglar, Veysel’in geçmişi, Nişancı Arif’in nişan alırken şiir okuması, Baybars’ın korumacılığı, Mustafa’nın yaptığı o kahramanlık, Gazeteci Ceyda’nın sırf insan olduğu için insanları korumaya çalışması… Her şey harikaydı.

Bayrağımızın Irak’ta göndere çekilmesi de baya duygulandırdı. Köylüleri teröristlerden (IŞİD, DAEŞ) kurtarmaya çalışmaları sert görünüşlerinin altındaki o naiflik ve merhamet bitirdi bizi. Özellikle de komutanın “Biz isimsiziz, kahraman değiliz, hiçiz, biz Ölümün Sevgilisiyiz” temalı konuşması çok etkiledi. Bir de ilk filmde de geçen şu vurucu cümle: “ Bir ölür, bin diriliriz.”

"Gazeteci  Ceyda: Neden sadece ben? Neden sadece beni kurtardınız? Türk olduğum için değil mi?  Onları da kurtarabilirdiniz. Türk olmadıkları için, sizlerin ırk seçiciliğiniz yüzünden hepsi öldü.
Komutan Yrb. Veysel: Türk olmayan birileri için askerlerimi ateşe atamam."

Allah her gün silah sesleri ve bombayla birlikte yaşayanlara sabır, metanet, cesaret vversin, savaş altında yaşayan esir düşen insanlara da yardım etsin inşallah...

Gerçekten de onlar isimsiz. Bizleri asıl koruyanlar onlar ama mezar taşlarına isimleri yazılmıyormuş bile. Gizliler, onlar sanki yoklar gibi. Allah hepsinden razı olsun, şehitlerimize cennetin en yüksek mertebesini ihsan etsin onlara inşallah...

Son  zamanlarda yaşadıklarımız bu filmi daha da anlamlı kıldı. Eğer bir askerimiz veya biraz imkansız ama bir Bordo Bereli bu yazdıklarımı okursa bilsin ki onları asla unutmayacağım, dualarımda olacaklar hep. Kimse bilmese bile biz onları bileceğiz. Hiç olmak kolay değildir. Çok fedakarlık gerektirir. Ayrıca Bordo Bereliler dünyanın en güçlü askerleriymiş. Çok zor denemelerden geçmişler. Filmde izlediklerimiz bile zorken Allah bilir daha nelere göğüs germişlerdir?

"Vatan sevgisi seni ısıtır Bekir"

Vatan size minnettar. Bu cümle bir o kadar klasik ama gerçekten anlam yüklü. Tüm samimiyetimle söylüyorum. İyi ki varsınız askerlerimiz, polislerimiz. Bu filmi izledikten sonra bir kez daha gurur duydum. İyi ki Türküm, iyi ki böyle köklü geçmişe sahip bir milletin evladıyım, iyi ki böyle vatanı için her şeyini feda eden askerleri ve polisleri olan bir ülkede yaşıyorum.

Irkçılık değil bu dediklerim. Elbette herkes insan olduğu için eşit ama bu milliyetçilik. Düşünün hangi milletin böyle şerefli geçmişi, askerleri, evlatları var?

Hayatının baharında sırf vatan için canını feda eden kaç insan var bu dünyada?
Lütfen bu filmi izleyin. Gerçekten Türk Silahlı Kuvvetleri’ni yansıtıyor. Filmde sevdiğim çok çok sahne var ama spoi olur söylemeyeceğim bana kalsın onlar. Sizin yapmanız gereken en yakın sinemaya gidip filmi izlemek :)


Gişe rekoru kıran saçma sapan komedi filmleri yerine bu filmi izleyin. Her anına değecek emin olun ve bu kez de Türk'ü anlatan bir film gişe rekoru kırsın. Yönetmene ve oyunculara çok teşekkür ederim. Bizi duygulandıran, gururlandıran, düşündüren harika bir film çıkarmışsınız ortaya :))

-AMARİL-

PİRUZE Şam'da Bir Türk Gelin – SİNAN AKYÜZ

piruze ile ilgili görsel sonucu

Yazar: Sinan Akyüz
Yayınevi: Alfa Yayıncılık
Tür: Hayat hikayesi
Sayfa Sayısı: 453
Baskı Yılı: 2011

KİTAP TANITIMI:

"Erkeklere 'Bu evde eksik olan sensin' dediğimizde, adamların yüzleri asılıyor. Biz kadınları, çok film izlemekle suçluyorlar. Keşke evlendikten sonra da ellerimizi tutabilselerdi. Başımızı dizlerinin üzerine yatırıp saçlarımızı okşasalardı. Erkekler evlendikten sonra bunları neden yapmıyorlar? Sahi, bunlar hep filmlerde mi yaşanıyor?"

Derlermiş ki, bazı hayatlar zaman içinde bağlıdır birbirine. Çağlar içinde yankı bulan, eski bir çare ile zincirlidir ötekine.

Yaşadığı acı gerçeklerden kurtulmak için Şamlı bir kocanın elinden Türkiye'ye kaçan genç bir kadının oğullarına kavuşmak için verdiği mücadelenin hüzün dolu hikâyesi, hafızalarınızdan kolay kolay silinmeyeceğe benziyor.

İncir Kuşları, Sevmek Zorunda Değilsin Beni, Yatağımdaki Yabancı gibi çok okunan kitapların yazarı Sinan Akyüz'ün kaleminden genç yaşta Şam'da gelin olan Piruze'nin gerçek yaşam öyküsünü soluk soluğa okuyacaksınız...

KİTAP YORUMUM:

Piruze, bir Türk diplomatın kızıdır. Babasının görevi yüzünden Şam’a taşınırlar. Piruze’nin hayali İngiltere’de üniversite okumaktır ama babası izin vermez, Şam’da kalır mecburen. İlk zamanlarda sürekli şikayet eder gitmek ister, Şam’ı sevmez ama sonra öylesine gittiği bir partide tanıştığı yakışıklı çocuğa aşık olur.
Hayatındaki ilk büyük kararı verir. Onunla evlenmek ister. Adı Wassim’dir ve Şam’ın zengin ailesinin oğludur. O da Piruze’yi sever. Piruze babasının kızmasına küsmesine aldırmadan onunla evlenir. Annesi ve annesinin arkadaşının uyarmalarına babasının kendisine yüz çevirmesine aldırmaz. Piruze artık aşk denizine atılmıştır. Gözü başka şey görecek durumda değildir. Mantığına uyup dalgalara karşı gelip kıyıya ulaşmak yerine kendini denize ve rüzgara bırakır, sürüklendiği yere gider karşı koymaz. İlk hatası da bu olur zaten…

İlk başlarda her şey çok güzel gider.  Kayın babası da onu çok sever değer verir. Kaynanasıyla pek anlaşamaz. Wassim de onu çok sever ama bir gün kayın babasının ölmesi üzerine kaynanasının ısrarıyla onun evine yerleşirler. Buradan sonra her şey kötü gider. Hayatındaki tek güzellikler arka arkaya doğurduğu üç oğludur. Aşık olduğu adam Wassim kendini iyice işe kaptırır, umursamaz biri olur. Hatta Piruze onun kendini aldattığından şüphe eder. Evdeki hizmetçiler bile Piruze’ye saygı duymaz, kaynanası yüzünden. Piruze artık bu yabancı diyarda yalnız kalır koruyacak kimsesi olmaz. Yaptığı hatayı anlar ama iş işten geçer…


Piruze kocasının çevirdiği işleri ve ihanetini öğrenince çıldırır. O zamanlarda ilk kez koca dayağı yer. Çok ağır yaralanır. İyileşince Şam’dan kaçma planları yapar. Ama kaçarken çocuklarını arkasında bırakmak zorundadır. Şam’Da kadınlar eşlerinden izinsiz ülke dışına çıkamazlar. Hele çocuklarıyla hiç. Siz onun yerinde olsanız ne yapardınız?
Genel olarak Piruze’nin hayat hikayesi böyle. Piruze’nin çektiği acılar, yaşadıkları, pişmanlıkları, evlat hasreti. Bu bir annenin çocuklarına kavuşma hikayesi.  Bir kadının aldatılması, şiddet görmesi. Baskı altında tutulan kadınların hayatı. Her an ellerinden kayacak eşlerin verdiği gerilim. Belki de üstlerine kuma gelen kadınlar. O kadar zor ve kötü bir şey ki.  

Bu hikayenin gerçek olduğunu bilerek okumak daha kötüydü. Günümüzde bile bunları yaşayan hatta daha beterini yaşayan kadınlar, anneler elbette var. Sırf çocukları için tüm bunlara sesini çıkaramayan, her gün şiddet gören, aldatılan, insan gibi değil de başka gözle bakılan kadınlar. Erkeklerin işi bitince kenara attığı kadınlar…

Dünya öyle kötü bir yer ki. Kötü yapan insanlar zaten. Adalet yok, gerçek sevgi yok, yalan, güvensizlik had safhada. Yazar bunları Piruze üzerinden anlatmış. Başlarda çocuk masumiyetiyle başlayan bu aşk sonradan acımasızlığa dönüşüyor. Yıllar geçtikçe insanların gerçek yüzünü görüyor. En güzel yıllarını verdiği adam aslında bomboş çıkıyor. Ne kadar kötü bir insanın sevdiği adamın yalan olması. Eğer gerçekten seviyorsanız evlenin yoksa oynamayın insanlarla. Hayatlarını mahvetmeyin. Bu kadının çektiği acıları yaşatmayın artık…

Piruze o kadar çok şey yaşadı ki taş olsa dayanamazdı. Ciddi söylüyorum yaşadıkları korkunçtu. Kitabın devamı da varmış, Piruze ve Oğulları diye. Zaten yarım bırakılmış gibiydi, devamı olduğunu öğrenince sevindim. 

Hayatta belki de en önemli şey evleneceğin insana karar vermektir. Çünkü o adam/kadın senin geri kalan ömründe hep yanında olacak ve ilerde çocuklarının annesi/babası olacak. Eğer ki ahlaklıysa, yalan söylemiyorsa, yanında kendinizi güvende hissediyorsanız onu hayatınıza alın. Ama almadan önce her şeyi mantıklı düşünün. Duygularınızı bir tarafa bırakarak. Deyin ki bu adam/kadın hayatım boyunca yanımda olup bana değer verir mi? Bu kişiden iyi anne/baba olur mu? Çünkü bunları yapacak olan insan merhametlidir, vicdanlıdır. Bunlara dikkat edin. Yoksa ömrünüz harap olmasın…

Piruze’yi de mutlaka herkesin okumasını ve kendine ders çıkarmasını istiyorum. Gerçek sevgiyi, sadakati ve güveni bulmanız dileğiyle hoşça kalın :)



NOT: Kitabı okuyalı baya oluyor ama taslağı düzeltmeye fırsat bulamayınca bugüne kaldı yorumum. Aşure zamanına ilk girdiğimizde bitirmiştim kitabı. Boncuk da aşureyi ve kaşığı görünce fotoğrafa girdi :))

-AMARİL-


Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...