21 Eylül 2017 Perşembe

SON ADA – ZÜLFÜ LİVANELİ

son ada ile ilgili görsel sonucu

Yazar: Zülfü Livaneli
Yayınevi : Doğan Kitap
Sayfa Sayısı: 196
Baskı Yılı: 2013

KİTAP TANITIMI:

"Zülfü büyük kapıdan bu romanıyla girmiştir."
-Yaşar Kemal-

Son Ada'nın adsız anlatıcısı, adını kendisinin koyduğu bu yeri "son sığınak, son insani köşe" olarak niteliyor. Anlattığı, nerdeyse bir ütopya: "Herkes elinden geldiği kadarını, içinden geldiği kadarını yapıyordu." Ancak bu durum uzun sürmez: Ülkenin darbeci başkanının emekliliğini huzur içinde geçirmek için adaya yerleşmesi, bu cennet adada yaşayanların huzurunu kaçıracaktır.

Başkan, Son Ada'yı her tür "anarşi"den kurtarmaya kararlıdır. Adanın halinden hoşnut toplumunu "çoğunluğun oyları neyi işaret ediyorsa onu yaparak" oluşturduğu "kurul"lar eliyle yönetmeye, adanın ağaçlıklı yolunu "park ve bahçe geleneklerine göre düzenlenmiş" bir hale getirerek başlar. Görünüşte her şey demokratik geleneklere uygundur.

Ütopya tam bir distopyaya dönüşürken, başta martılar, bu gidişe başkaldıranlar da vardır...

"Livaneli'nin bu benzersiz yaratıcı romanında, insan yapısı otoriteyle karşı karşıya... Yazar bizi dünyamız üzerinde yeniden düşünmeye çağırıyor. Mutlaka okunmalı."
-Prof. Lenore Martin, Harvard Üniversitesi-

"Romanı bitirdiğinizde, bir yurdu yok eden kişilerin, küçük bir adayı da kolaylıkla yok etmesinin doğal olduğunu anlıyorsunuz."
-Hasan Akarsu, Cumhuriyet-

 (Benim kameramdan)

KİTAP YORUMUM:

Okuduğum en güzel kitaplar arasına rahatlıkla girer bu kitap. Bu sene okul, dershane yoğunluğu içindeyken otobüslerde okuyarak bitirdim kitabı.

Son ada, doğa ve insanın en uyumlu yaşadığı, cennet gibi bir adadır. İnsanlığın son kalesi misali…

Fakat bir gün Başkan denilen diktatör ve zalim bir adamın adaya gelmesiyle tüm düzen bozulur. Demokrasiyi bahane ederek sözde yönetim kuruluyla işe başlar. Önce ağaçların oluşturduğu doğal gölgelik alanını bozar ve medeni insanların yaşayacağı bir ortam olması gerekçesini sunar. Park ve bahçeler yapacağına ve adanın medeniyet etkisinde olacağına inandırır herkesi.

Sözde bu Başkan rahat ve huzurlu emeklilik yaşamak için şehirden adaya gelmiştir. Şehirdeyken Başkan darbeci ve zorba bir başkandır ve adaya gelince de bu huzurlu, kimsenin kimseye karışmadığı, yönetim biçiminin olmadığı adaya sözde kanun ve demokrasi sözleriyle zorba bir küçük hükümet kurar. İnsanlar ilk başta karşı çıkar, çünkü onlar kimseye hesap vermeden gönüllerince yaşadıkları bu düzenin bozulmasını istemezler. Zaten çoğu da adaya bu yüzden gelmiştir. Şehrin gürültüsünden, sıkıcılığından, kurallarından kurtulmak için. (keşke gerçekte de böyle mükemmel bir ada ve insanlar olsaydı da gül gibi yaşasaydık doğayla iç içe) Fakat Başkan’ın ikna gücü yüksektir, her zorba yönetici gibi. Yavaşça insanları kendi tarafına çeker, insanlar ona inanır, sözünden çıkmaz.


Başkan gelmeden önce adada insanlar kardeş ve aile gibi yaşarlarmış. Herkese ev numarasıyla hitap edilirmiş. Zaten bu adada toplam 40 tane ev varmış.
Adanın 3 tane koyu varmış. 2 si insanların koyu, diğeri Adanın ilk sahipleri olan Martılarınmış.

Bu kitabı okuyunca martıları daha çok sevdim. İnsanlardan daha vicdanlı ve cesurlar. Ailelerini ve yaşadıkları ortamı korumak için canlarını feda edebilecek kadar fedakarlar.
Bir gün Başkan Martılara düşman olur ve böylece Martı avını başlatır.

Daha önce hayvanların, rüzgarın, denizin ve müziğin sesinden başka bir ses yokken şimdi silah sesleri yankılanır Adada ve bu daha başlangıçtır…
.
Anlatıcının adı belli değildi. Okuduğum kitaplardan farklı olması burda başlıyor işte.
Harika bir anlatımı vardı kitabın. Doğaldı, samimiydi.

Başkan a karşı çıkan ilk kişi anlatıcının arkadaşı Yazar’dı. Sonra Martılar, sonra da anlatıcı ve sevgilisi Lara.

Okurken çok duygulandım. Başkanın yaptıkları korkunçtu. Boğazım düğümlendi, ağlayamadım, ancak kitabı otobüste bitirip de inince yürürken ağlayabilmiştim. Çok iyi hatırlıyorum. Hala kitabı hatırladıkça ve gördükçe etkisinde kalıyorum.

Sanki tüm dünyadaki zulümler anlatılmıştı. İnsanların doğa üzerindeki her şeye egemen olma isteği ve kötülüğü, insanların mazlum insanlara yaptıkları…

Başkandan ölesiye nefret ettim. Onun gibi insanlar var. Ya ben politikadan siyasetten nefret ederim. Ama böyle isim vermeden genel siyasetçi davranışını inceden size anlatan kitaplar olur ya tıpkı Son Ada gibi, işte böyle anlatımlara bayılıyorum. Başkan çok acımasızdı. İki yüzlüydü. Çıkarcı ve bencildi. Tüm kötülükler ondaydı. İnsanları manipüle etme yeteneği gelişmiş biriydi. Yaptıklarını okurken aşırı sinirlendim ve gerildim. Her seferinde onun kazanması, insanlarında eski mutlu yaşamlarını unutup onun sahte fikirlerine kapılıp gitmesi deli etti beni.

Yazar, naif düşünceli bir adamdı. Başkan a en başından beri güvenmeyen ve inanmayan biriydi. Ona çok üzüldüm. Fikirlerini anlatma çabası takdire değerdi.

martı ile ilgili görsel sonucu

Martılar harika varlıklarmış. Daha önce hiç ilgimi çekmemişti. Severdim ama bu kadar değil. O ailelerini koruma içgüdüleri beni çok etkiledi. Çok zeki varlıklarmış meğer. Başkan ve adamlarına karşı yaptıkları savunma ve ölme pahasına girdikleri o mücadele okurken boğazımı düğümleyen şeydi işte. Onlar konuşamayan ama çığlıklarıyla isyan eden o güzel canlılar…

Lara, en kötü zamanda bile içindeki umudu yitirmeyen bir kadın.
Bakkalın oğlu var bir de. Tüm yetişkinlerden daha cesur ve vicdanlı. Herkes onu hor görürken o kimsenin yapamadığı şeyi yaptı. Kitabın sonunda yaptığı şey dehşete düşmemi sağladı. Ama o yaptığı hareket doğanın ve hayvanların intikamıydı. Sevindim.

Herkesin okuması gereken bir kitap. Özellikle politikacılar ve inşaat mühendislerinin.
Kitaptan herkes farklı ders çıkarabilir. En önemlisi siyasetin çok kirli olması. Siyasetten bir kez daha nefret ettim :) Siyasete girip de temiz çıkan insanlar bir elin parmaklarını geçmez. Diğer bir ders de doğayı mahvetmemek. Hayvanları kısıtlamamak, öldürmemek. Doğa bize verilen en güzel nimetlerden, korumak lazım.

Kitap benim bu zamana kadar düşünüp üzüldüğüm en önemli iki konuyu ele almış. Sanki Livaneli aklımı okumuş ve rahatsız olduğum ve cümleye dökmekte zorlandıklarımı kitap yapmıştı. Kitabın her cümlesi başlı başına bir devrim bana göre. Livaneli insanları insanlara en güzel şekilde anlatmış.

Ayrıca bu kadar önemli şeyleri 183 sayfaya sığdırması da ayrı bir başarı bana göre. Çoğu kişinin sayfalarca sürecek anlatıyı o kısacık kitapta anlatmış, hissettirmiş.

Okurken çok düşündüm. Her hatırladığımda içim burkuldu, gözlerim doldu. Dünyadaki zulümlere, doğanın göz göre göre katledilmesine ağladım. Neden bu kadar kötüyüz? Neden her şey benim olsun, hep benim istediğim olsun diyoruz? Neden yaşadığımız yerin ve zamanın kıymetini bilmiyoruz?

Kitap bizi anlatıyordu. Zalim, zorba, her şeye hükmetmek isteyen aciz insanoğlunu. Hiç kimseye zararı olmayan muhteşem ağaçları ve konuşamadığı halde isyan edebilecek kadar cesur hayvanları anlatıyordu. Sırf bizim yararımız için var olan cennet gibi doğayı ve bizim onu her gün yavaşça yok etmemizi anlatıyordu…

Sadece bir tane Dünyamız var. Onu kirletmeyelim, zarar vermeyelim. Hayvanları hor görmeyelim. İnsanları kendi kötü amaçlarımız için kullanmayalım. Bencil aç gözlü ve kindar olmayalım.

Bu dünya hepimizin, değerini bilip aile gibi yaşayalım.

Herkes bunları yapsa savaşlar, kıtlıklar, hastalıklar olmaz. Herkes önce başkasının iyiliği için uğraşır. Dünyada barış ve kardeşlik çoğalır.

Ama biliyoruz ki nankörlük, bencillik insanın doğasında var. İnsan kendi amacı için her şeyi mahvedecek kadar tehlikeli. En korkunç canavarlar insanlar bana göre. Bu kurduğum tatlı hayaller insanoğlu olduğu sürece gerçekleşmez. En azından insanların kötülükleri azalsın, bu bile yeterli…

Daha iyi bir dünya dileğiyle....


NOT: Alıntılar harika. mutlaka göz atın :)

KİTAP ALINTILARI
***
“Aslında bakarsanız biz o zamanlar bunların anlatılmasını da istemiyor ve adamızı bir sır gibi gizliyorduk. Çünkü giderek deliren dünyamızda böyle bir yerin varlığının bilinmesi pek işimize gelmiyordu.”
***
 “Huzurluyduk, kimse kimsenin işine karışmıyordu. Onca yaralanmadan, hayal kırıklığından ve derin acıdan sonra adada edindiğimiz yeni dostlar o kadar yürekten seviyordum ki, buraya '' son ada'' adını takmıştım,
Evet evet; son ada, son sığınak, son insanı köşeydi burası.
Tek istediğimiz bu dinginliğin bozulmamasıydı.” (S:16)
***
“Aslında biz bu yaşamın güzel olduğunu düşünmüyorduk bile artık; o kadar alışmıştık ki, yaşayıp gidiyorduk işte. İnsan her gün gördüğü denizin, evinin önündeki kayanın, üstüne konan martının güzel olduğunu düşünmez.” (S:17)
***
“Kendi sesin! İşte en önemli şey bu. Senin sesin! Dünyada hiçbir tarza, hiçbir modaya oturulamayacak kadar senin olan bir üslup. Elin gibi, gözün, bakışın, gülüşün gibi senden bir parça.” (S:34)
***
"Ülkenin yıllardır kanadığını, kutuplaştığını, insanların birbirine karşı kamplar halinde bölünüp kışkırtıldığını biliyorsun, değil mi?" (S:35)
***
"Siyasetle ilgin olmadığını biliyorum ama yaşadığın dünyaya gözlerini bu kadar kapatmaya hakkın yok." (S:35)
***
“Her kafadan bir sesin çıktığı sistemin adı anarşidir!” (Sayfa 46)
***
"Tekrar insanlar mı olaylara göre değişir, yoksa olaylar mı insana göre oluşur diye sordum kendi kendime." (S:51)
***
“Hayaller sadece avunmak, çaresizlik duygumu kisa bir süreliğine dindirmek içindir.” (Sayfa 62)
***
"Hayattan öğrendiğim bir şey var. Her yerde kötülük çok kuvvetli ve zor yeniliyor. İyilik daha zayıf kalıyor." (S:66)
***
“Güçlünün tek bir isteği vardır: daha fazla güç! " (S:72)
***
“Çünkü yazılı olmayan en büyük kuralımız, kimsenin kimseye karışmamasıydı.” (Sayfa 73)
***
"Halk dediğin değişken bir şeydir dedi. Bugün böyle davranır, yarın tam tersini yapar. Teşvik ve tehdide bağlı..." (S:91)
***
"Biz insanlar evren hakkında düşünürüz, yargılara varırız ama evrenin bizim hakkımızda ne düşündüğünü hiç merak etmeyiz." (S:97)
***
 “İnsan yüreği çok karanlık, çok karmaşık.” (S:101)
***
"Anne pelikan, yavrularının açlık çektiğini görürse, kendi etinden parça kopararak onları besler." (S:102)
 ***
“Bu dünyada iyiler ve kötüler vardı. Kimin neye göre iyi ya da kötü olduğunu bilmiyordum ama açıktı işte. . .”  (Sayfa 107)
***
"İnsanoğlunun yaşadığı her kötü deneyim çakralarını kapatıyor, bu da negatif bir enerji yayılmasına sebep oluyordu. Kötülüğün sebebi buydu işte." (S:110)
***
“Bir yerde kötülük varsa, oradaki herkes biraz suçludur.” (S:111)
***
“Eskiden beri insanları hayvanlara benzetme huyum vardi... insanlarin benzedikleri hayvanların karakterini aldığını düşünürüm.”(Sayfa 118)
***
“Çünkü korku duygusu geçiciydi.insan bir gün korkar, ertesi gün unutur, hayatın ayrıntılarına dalar ve kahkahalarla gülebilirdi.” (Sayfa 119)
***
"İnsanoğlu ne garip diye düşündüm, en ummadığın kişide neler var." (S:131)
***
'' ekolojik dengeyle oynamak her zaman felaket getirir!''(Sayfa 145)
***
"Kelimeleri güzelleştirerek ya da şiddetlendirerek, güzel tasvirlerle insan hallerini anlatmaya kalkma. Sen eylemi anlat, gerisini okur kafasında tamamlasın. Aristo'da böyle demişti." (S:165)
***
“Ah unutulmuşluk, terk edilmişlik... Ah yalnızlık! Meğer ne değerli kavramlarmış bunlar. O dingin hayatlarımız için ne kadar gerekliymiş.”
***
“Ne yaparsan yap ama insanların rüyalarını çalmaya kalkma. Bir umuda bağlanmak isteyen insanlara, bunun yapan olduğunu söyleme, kimseyi gerçekçi olmaya çağırma. Çünkü bunalan insanların, yalan bile olsa bir umuda sığınma ihtiyaçları, gerçeği söyleyenlerden nefret etmesine yol açıyor. Aradan bir süre geçip haklı çıksan bile bir şey ifade etmiyor bu. Çünkü o zamana kadar başlangıçtaki koşulları unutmuş oluyorlar!”
***
-Bu adanın asıl sahibi martılardır. Bizden binlerce yıl önce gelmişler buraya!
-Ama onlar vahşi. Hiç vahşiden ada sahibi olur mu?
-Onlar vahşi de siz medeni misiniz?
***
Martılar ise karşı koydukları ve uzlaşmadıkları için kazanmıştı.
Bu durumda boyun eğen insan soyunun mu, yoksa başkaldıran martıların mı daha akıllı olduğu sorusu sorulmalı, değil mi?
***
Şimdi buradayız işte. İşlediğimiz günahın kefaretini ödüyoruz. Bir adam tarafından kandırılmaya izin vermiş, onun peşine körü körüne takılmış olmamızın kefaretini; başkaldıran insan tanımını unutma, bencillik, öngörüsüzlük, vurdumduymazlık, diktatöre boyun eğme, küçük hırslarımıza kapılma günahlarının kefaretini. Gündelik yaşamımız içinde küçük boyun eğişlerimizden oluşan küçük günahların hikâyesi bu.
***
“Öfke ve isyan yüklü bir çığlıktı bu, dünyanın bütün haksızlıklarına bütün zulümlerine karşı atılmış müthiş bir çığlık.”
***
“Sevgili dostum, bir gün Voltaire'in kitabında, İstanbul'daki bahçıvanın, huzur arayan Candide'e verdiği, "Bahçeni yetiştir!" öğüdünü örnek göstererek, "Hikâyeni anlat!" demiştin bana, hatırlıyor musun?
"Sadece Hikayeni anlat!"
Bende öyle yaptım.
Son Ada'yı yitirişimizin hikâyesini anlattım.”
***
-AMARİL-


19 Eylül 2017 Salı

BİRAZ BEN, BİRAZ BLOG


Merhaba bugün kendimden bahsedeceğim. Uzun zamandır böyle bir yazı yazmak istiyordum. Bu zamana kadar adımı ve kişiliğimi gizledim. Hala tam açıklamayacağım çünkü bazı şeylerin gizli kalması gerekiyor. Öncelikle bayağı uzun bir yazı olacağını bilin. Eğer ki sonuna kadar okumayacaksanız hiç okumayın. Çünkü anlatacaklarım benim hayatımda önemli ve dikkatle okumanızı rica ediyorum :) Lise hayatımda edindiğim tecrübeler, blogger’a katılmam vs..
Hani Hakkımdaki 10 gerçek falan olur ya bu da öyle bir yazı sayılır :)
*
Adım Hilal. 18 yaşındayım. 26 Aralıkta 19 yaşıma gireceğim inşallah. Bildiğiniz gibi Ankara’da yaşıyorum. Ayrıca Karadenizliyim ve Karadeniz’in her şeyine hayranım, çok severim.
*İlgili resim
Doğayı, kitapları, bana bir şeyler katan yabancı dizi ve filmleri çok severim. Klasik ve slow müzik severim. Arada sırada güzel uyumlu sözleri olan hareketli parçalar dinlerim tabi :) Gürültülü müzikler beynimi ağrıtıyor. Zaten beynimde düşüncelerim hiç susmadığı için bir de üstüne gürültülü müzik hiç çekemiyorum..
*
Türk olduğum için gurur duyarım. Ama herkese ırkından, dininden önce insan gözüyle bakınılmasını savunurum ve çok önem veririm bu konuya.
*
Dinime önem veririm, kötü söze tahammülüm yoktur ama herkesin dinine saygı duyulması gerekiyor. Ben başkasına dini için kızmıyorsam veya Müslüman olduğu halde gereklerini yerine getirmediği için kırıcı söz söylemiyorsam; başkaları da bana söylememeli.
Her zaman din özgürlüğünün önemli olduğunu düşünürüm. 11.sınıfta tesettüre girdim. Okulun son haftalarında bir öğretmenimiz bana tepki gösterdi ama sözde kibarca beni uyardı. Üstelik insani yönden sevdiğim bir öğretmendi. Bu davranışına üzüldüm. Çünkü kendisi de Müslüman ama gereğini yapmıyor tamam kendi bilir, ama neden başkalarına karışıyorsun? Baya tartıştık onunla sonra bir şekilde tatlıya bağladık. Ama bunu asla unutmam. Bu yaşadığım şey yüzünden daha da hassasım bu konuda.
*
Siyaseti sevmem. Çünkü siyasetin içinde olanlar mutlaka kötülüğe karışıyor. Makam hırsı ve elde ettiği güç başını döndürüyor. Siyaset konuşmam da yanımda tartışılmasını sevmem, o ortamdan ayrılırım ya da konuyu kapatırım yapabiliyorsam.
*
İnsan psikolojisini, beyini, evreni ve diğer ilginç şeyleri çok merak ederim. Onlarla ilgili şeyler okumayı veya izlemeyi severim. Ayrıca çok düşünürüm. Her şeyi ince ayrıntısına kadar irdelerim. Çoğu zaman bu özelliğim yüzünden insanlarla iletişimim kötü oldu. Yavaş yavaş bunu aşmaya çalışıyorum :) 
*
Genel olarak sakin ve uyumlu bir insan olsam da damarıma basılınca sinirlenirim Karadeniz genlerinden olsa gerek ;))  sinirlenince eğer kendimi ifade edemezsem ağlarım ve bu özelliğinden nefret ediyorum :) 

İnsanlarla bir şeyler paylaşmayı severim. Eğer bir şeyi anlatıyorsam o anı veya kitabı diziyi filmi falan yaşıyor gibi heyecanla anlatırım ve bu çok uzun bir anlatım olur :) Genelde çevremdekiler bu huyumdan şikayetçi. Çünkü cidden uzun ve ayrıntılı anlatırım. Ama ben bu huyum seviyorum ;) zaten bu yüzden insanlar beni dinlerken yorulduğu için blog açtım :))
*
Hayata iyi yönünden baksam da bazen öyle günler oluyor ki en ufak şey bile sinirimi bozup beni ağlatıyor. Yani o günler her şeye kötü tarafından bakıyorum, cok gergin oluyorum, gulumsemeyi bile zor yapıyorum.. 
*
Çok duygusal bir insanım. Kitapta ya da filmde kolayca ağlayabilirim. Her şeyden çok etkilenirim. İnsanlar bana en ufak bir sitemde bulunsa hemen gözlerim dolar, bunu hiç sevmem ama yapım böyle ne yapalım.
Yaşadıklarımdan sonra bu huyum azaldı. Daha doğrusu artık gözyaşlarımı içimde tutup güzelce gülümseyip devam ediyorum.

Aslında ağlamayı severim. Çünkü ağlamak bana dünyadaki tüm kötülüklere rağmen hala vicdanım olduğunu hatırlatıyor. Ayrıca bir meseleye kafamı takarsam ağlayınca rahatlarım :)

Gülmeyi çok severim. Herkes sever mutlaka. Hayatınız ne kadar zor olursa olsun gülümseyin. Çünkü hem bilimsel açıdan pozitif enerji verirsiniz hem de gülünce kendinizi daha güçlü hissedersiniz. Zaten zor olan en üzgün olduğunuz anlarda gülümsemeyi bilmektir. İnsanlar sizi yeteri kadar anlayamaz. İçinizdekileri dökseniz de bir süre sonra sizin o zorluğu unutabildiğinizi sanıp eski hayatlarına dönerler. Zaten herkes kendi için ve en sevdikleri yaşar. Bu yüzden sizde gülümseyin her şeye karşı :)



Liseye geçtiğim zaman çok zorlandım herkes gibi. İlk iki sene boyunca alışmaya çalıştım ve tam olarak 11.sınıfta alıştım. Ama çok zorluklar yaşadım. Yeni okul, yeni çevre, zor dersler ve ailemle ilgili bazı şeyler beni çok zorladı. Annem üst üste iki sene ameliyat oldu. Anneanem de ameliyat oldu. Bunlar insanı baya zorluyor, ister istemez psikolojiyi etkiliyor.
*
İnsanların ne kadar kötü  olabileceğini lisede öğrendim. 8.sınıfım çok güzel geçmişti, çünkü çok sevdiğim dostum ve bir sürü samimi arkadaşım vardı. Ayrıca okul ikincisiydim, baya başarılıydım. Liseye geçince bocaladım baya. Arkadaş bulamadım. İnsanlar dediğim gibi çok farklıydı ve gruplaşma da vardı. Ben de ne kadar çevremde insan olsa da onları gerçek arkadaşım gibi göremedim. Ben de kendimi kitaplara verdim. Okuldayken kitap bitirip yeni kitaba başladığım bile oldu. Ama derslerim düştü bu sefer.
* Benim de hatalarım vardı tabi ki. Kendimi fazla savunmadım. İnsanların sürekli kitap okumamla dalga geçmelerine izin verdim. Şu an en hassas olduğum şeylerden biri de bu; her ne olursa olsun kimse okuduğum kitaba laf edemez istediğim her şeyi okurum, kitaba istediğim parayi veririm, ister korsan ister orijinal alırım, ister okuoku dan ister başka siteden alırım kimse bir şey diyemez. Biri en ufak kötü bir şey dese sinirleniyorum çünkü zamanında çok fazla alttan aldım. 
* Yaşadıklarımı hissettiklerimi hep içime atmak zorunda kaldım. İnsanlardan kendimi soyutladim 9 ve 10 da. Ama sonra yaz tatilinde yavaşça düzelmeye başladım. Depresyondan  çıktım :) ailemle daha fazla ilgilenmeye, arkadaşlarimla yakın olmaya başladım. Kimsenin dediğine çok fazla alınmamaya alıştım. Çünkü hep çok umursadığım için uzulduydum. 
*
Lise bir ve ikinci sınıfım hayatımın en berbat dönemiydi. Şu anda aklıma gelmeyen ama beni çok kıran şeyler yaşadım. Kendimden parçalar kaybettim.
*
Ayrıca ailemle ilgili bir sorunum da vardı. Benden bir şey gizliyorlardi . O konuda çok şüphe ettim ve kendi kendimi bitirdim, kimseye bir şey diyemedim. Hep gülümsemeye çalıştım, ama aklımdaki düşünceler bir türlü susmuyordu, kendimi insanlardan soyutladım resmen ve çok zarar gördüm. 2 sene önce gerçekleri öğrendim ve içim rahatladı. 11.sınıfım çok güzel geçti. İstediğim çoğu şey oldu. Arkadaşlarımla aram daha iyiydi ve bana bu zor dönemimde yardımcı oldular. Gerçekleri öğrendiğim zaman ailem, arkadaşlarım, kuzenlerim ve bir kişi (her ne kadar o kişi bilmese de bana yardım etti, düşüncelerimi rahatlatmamı sağladı ) bana yardımcı oldu.
*
Size tavsiyem hiçbir şey için hayatınızı ertelemeyin! Sizi üzen insanları uzak tutun. Ve ailenize çok değer verin! Sizden bir şey saklasalar da ya da sizin istemediğiniz şeyi yapsalar da onlardan ayrı kalmayın. Çünkü şu hayatta bir hata yaptığınızda herkes gitse tek onlar kalır.
*
Benim çok kalabalık ailem var hepsini seviyorum. Her ne kadar bu sene yine zorlansam da genel olarak mutluydum. Ama zor zamanlar geçirdim. 
Gerçeği aramak kolay ama kabullenmek zordur.
Her seferinde affetmek ve hesap sormak arasında kaldım ve affetmeyi seçtim… Belki bir gün hesap sorarım ama ben dahil herkes üzülür, uygun bir zaman olması gerek.

Artık herkese tam olarak güvenemiyorum.
*
2.kez sınav stresi yaşayacağım bu sene ve sınav zamanlarında herkes kendi derdine düşüyor.
Öğrendiğim diğer şey de bu zamanda kimsenin karşılıksız yanınızda olmadığı. Herkesin çıkarı var. Masumane olsa da kötü olsa da mutlaka var.
Mezuna kaldığım için bu sene sorumluluklarım artacak ve benim kaybetme lüksüm yok. O yüzden çok yazı yazamayabilirim. 
* Kitap okumayı bırakmam, dershanede teneffüslerde, otobüste ya da boş zamanlarımda okurum ama yorum girmek için vaktim olmayabilir. Vaktim olsa da kafamı toparlayamadığım için yorumlayamam. Ama yine de elimden geleni yapacağım. İnşallah istediğim yeri kazanabilirim. İşte o zaman size bol bol kitap dizi film ve gezdiğim yerlerle ilgili yazı yazacağım :) inşallah sene sonunda ben ve diğer mezun kalan arkadaşlarım hayal ettiğimiz yerde oluruz ve bu vatana faydamız dokunur.
*Doğa ile ilgili görsel sonucu
Lisede genel olarak yalnız olsam da 11 den itibaren arkadaşlıklarımın güçlendiği insanlar var. Özellikle o okuldan mezun olunca onlarla daha samimi olduk. Zor zamanlarımda yanımda olan, beni mutlu etmeye çalışan, yanlarında huzurlu olduğum o güzel arkadaşlarıma da çok teşekkür ediyorum  :)
*
Dershaneden tanıdığım, her birinin kendince zor hayatı olan, dıştan güçlü dursalar da aslında içlerinde kırılgan bir çocuk olan o insanlar… onlarla birçok şey öğrendim. Dershanedeki en olaylı sınıf bizdik galiba ;)) Her birinin hayatı zordu, her biri ağır şeyler yaşamıştı bizim sınıfımızda. En tuhaf sınıftık galiba :) işte o arkadaşlarım da bana çok şey kattı. Yaşadıklarıma şükredip, yarına umutla bakmamı sağladılar.
*BLOG ile ilgili görsel sonucu
Bahsetmek istediğim diğer konu şu: 2.5 senedir blog yazıyorum. İlk 1 sene sadece 6 takipçim vardı. Bu duruma çok üzülüyordum. Çünkü bloğuma çok değer veriyorum. Kendimi en yalnız hissettiğim dönemde blog açmıştım. Burası benim bir nevi sığınağım oldu. Daha sonra bu sene Siyah Kuğu , ANNESİNİN PRENSESİ  ve Yorum Atölyesi ’nden Sümeyye abla sayesinde bloğumu bilenlerin sayısı arttı. Şu an 53 kişi var :) bu benim için büyük bir sayı. Blogger dünyasında tanınmak artık daha da zor. Çünkü herkes instagramdaki bookstagramlara yöneliyor. Ben de bloğum tanınsın diye instagram hesabı açtıydım. Adı da = farkli.diyarlar
*
Arada yorum yapan oluyor, o zamanlarda baya seviniyorum. En ufak bir cümle bile beni mutlu ediyor. Emeğimin boşa gitmediğini hissediyorum. Görüntülenme sayısı bazı zamanlar baya artıyor ama bu aralar günlük 30-65 arasında seyiriyor. Bazen bu sayıların az olduğun düşünüyorum. İnsan ister istemez okunup beğenilmek istiyor. Küçük de olsa yorum görmek istiyor. Benim bir yazıyı hazırlamam en az 2.5 saat sürüyor. Baya uğraşıyorum, aklımdakileri toparlayıp öyle yazıyorum. Dediğim gibi kafam çok karışık, düşüncelerim hiç susmuyor :) Ayrıca kitapla ilgili ufak araştırma yapıyorum belki daha iyi anlamama yardımcı olur diye. Sonra da resim falan varsa buluyorum. Yayınlıyorum. Google + da hemen 1 paylaşım geliyor şükür ;)
*
Yani bloğumun zamanla beğenilmesi güzel bir şey. Ortak ilgi alanlarına sahip olduğum kişilerle bir arada olmaktan çok mutluyum :) Yeri geldi buradaki birçok insan, gerçek hayattaki arkadaşlarımdan daha çok yanımda oldu, samimiyetlerini daha çok hissettim :) ablam gibi gördüğüm insanlar var ve bence onlar kendilerini bilirler onlara da çok teşekkür ediyorum :) 
*
Ayrıca yaptığı ufacık yorumlarla bile beni kocaman gülümseten Deeptone' a da çok teşekkür ediyorum :)
*
Blog dünyasına girince kendimi daha iyi hissettim. Daha iyi ifade edebildim düşündüklerimi. Kendim olmaktan çekinmemeyi öğrendim. Bloggerlardan da çok değişik tavsiyeler aldım. Bana her okuduğum blog yazısı bir şeyler kattı…
*
Sonuna kadar okuyan, yazarken bile duygulandığım bu şeylere benimle beraber duygulanan sizlere de çok teşekkür ederim :))

-AMARİL-


10 Eylül 2017 Pazar

DİZİ YORUMUM // KYLE XY

kyle xy ile ilgili görsel sonucu

Yapımı:2006 - ABD
Tür: Aksiyon ,  Dram ,  Fantastik ,  Gizem, Bilim Kurgu
Süre: 60 Dak.
Yapımcı: Eric Bress ,  Julie Plec

 kyle xy ile ilgili görsel sonucu
Dizi Tanıtımı:

Kyle XY', ormanda gizemli bir şekilde beliren ve aşk, nefret gibi duygulara sahip olmayan bir gencin yaşadıklarına odaklanıyor...Mavi ve şaşkın gözlerle sanki bize doğru bakan resimdeki gencin göbek deliği yok. Adı Kyle... Ama nereden geldiği, kim olduğu ve neden bir göbek deliği olmadığı bilinmiyor...Giizemli bir şekilde ormandan çıkagelen 16 yaşındaki Kyle, yeni doğmuş bir bebeği andırmaktadır. Adı yoktur, anıları da... Geçmişine dair hiçbir şey hatırlamaz. Sanki dünyaya ilk kez bakıyordur. Onu sahip çıkacak kimse olmadığı için polis tarafından, gençlik ıslahevine gönderilir. Burada Kyle adı verilen kahramanımız, psikolog Nicole Trager'ın (MacIntyre) gözetimine alınır, ancak psikolog çabucak bu çocuğun, diğerlerinden farklı olduğunu ve özel bir ilgiye ihtiyaç duyduğunu anlar; Kyle'ın aşk, nefret ve neşe gibi insanı hal ve davranışları yoktur... Ve iyi kalpli sosyal görevli, onu ailesiyle birlikte yaşaması için evine götürür. Kısa sürede ailenin tüm fertleri, Kyle'da özel bir şeyler olduğunu ve onun esrarengiz yeteneklere sahip olduğunu anlamaya başlarlar...

İlgili resim
DİZİ YORUMUM:

Merhaba arkadaşlar bugün sizlere Ramazan’da başladığım ve biraz önce finalini izlediğim diziyi tanıtacağım. Aslında iki ay önce falan bitirirdim ama çok sevdiğim bir dizi olduğu için finalini izlemeyi erteledim. Toplam 43 bölüm zaten çok kısa. Hatta doğru düzgün final yapma fırsatı verilmeyen dizilerden. Ancak yönetmen dizinin finalini nasıl yapmak istediklerini anlattığı için biraz merakımı giderdim. Ama tabi ki düzgün bir finali hak ediyordu dizi.

Bilim kurgu dizisi ararken gözüme çarpan bir dizi. Pek bileni de yok. Yeni ve farklı kurgular arıyorsanız tam size göre :)


İlgili resim


Kyle bir sabah ormanda uyanır hem de çıplak olarak. Kim olduğuna veya bu dünyaya dair hiçbir şey hatırlamıyordur. Yani normal bir hafıza kaybı değil. Yemek yemek gibi temel ihtiyaçlarını nasıl halledeceğini bile bilmiyordur. Şehir merkezine çıkıp etraftaki şeyleri incelerken polisler onu yakalar. Kimliği, parmak izi falan hiçbir yerde çıkmadığı için onu john doe olarak adlandırılır. Onu incelemek ve iletişim kurabilmek için bir psikolog çağırırlar. Nicole Trager. Nicole onu inceler. 


İlgili resim

Çok iyi resim yapabildiğini, konuşamasa bile en zor matematik problemlerini çözdüğünü öğrenir. Ama onunla ilgili tuhaf şeylerden biri de göbek deliğinin olmamasıdır! diğer tuhaf şeyler günlerce uyuyaması ve en sonunda küvette uyuması ve bundan sonra da yatağının küvet olması. Kyle'ı onlar evlat edinince eve kontrole gelen kadına küveti saklamaları ve bir yatak oluşturmaları çok komikti. hatta o bölümde bayağı kahkaha atmıştım :)

İlgili resim

Nicole Kısa süreliğine onu kendi evlerine almak ister. Çünkü çocuğun bir düzene ihtiyacı olduğunu, aile ortamını görmesini ve konuşmak gibi temel şeyleri öğrenmesini ister. Böylece Kyle bir aileye sahip olur…

kyle xy nicole ile ilgili görsel sonucu

Kyle’ın bir şeyi öğrenirken yaptığı komik şeylere kahkaha atmadan duramazsınız bence :) bazen o kadar komik ve absürt durumlar oluyor ki.. Ama bu komiklik ilerde işler ciddiye binince azalıyor ve asıl konuya yoğunlaşılıyor.
Nicole Kyle’ı zamanla kendi oğlu gibi görmeye, onunla bir anne gibi iletişime geçmeye başlıyor ve bu çok duygusaldı. Onların arasındaki bu sevgiye bayılıyorum :) Nicole Kyle'ın yeri geldiğinde annesi, yeri geldiğinde psikologu olur. 
kyle xy nicole ile ilgili görsel sonucu

Nicole’ün eşi Stephan da çok iyi bir adam. İlk başlarda o duygusal davranmasa da hatta Kyle’ı evde istemese de sonradan o da Kyle’ın masum ve iyi haline dayanamayıp onu seviyor ve Kyle’a babalık yapıyor, dertleşiyorlar :)

Gelelim Lori’ye. İlk başlarda bu kıza sinir oldum ne kadar gereksiz bir karakter, olmasa da olurmuş dedim ama.. sonradan öyle bir değişti ki onu sevdim ister istemez. İlk başlarda aklı bir karış havadaydı, erkeklerden, partiden başka bir şey düşünmeyen ergen bir kızdı. Geceleri evden gizlice kaçardı falan. Ama sonra Kyle geldikten sonra o da değişti. İlk başlarda Kyle’a hiç nazik davranmıyor, ağzına geleni söylüyordu ama sonra kardeş olmayı, birbirlerine göz kulak olup birlik olmayı öğrendiler :)
kyle xy nicole ile ilgili görsel sonucu
Josh da evin küçük çocuğu, haylaz bir oğlan. İlk başlarda o da kızlardan başka bir şey düşünmeyen biriyken sonra Andy ile tanışıp karakterini oturtan biri. Kyle’ın geldiği ilk zamanlarda bir not defterine onunla ilgili tüm tuhaflıkları yazıyor ve kendi teorilerini de ;) uzaylı olduğunu falan aujhujhf  Bazı şeylerde Kyle’la nasihat veriyor ve bu hali çok komik.

İlgili resim

Andy ise Josh gibi oyunlara bayılan ve kafasına ne eserse onu yapan tatlı bir kız. Ama kanser. İşte Josh ve Andy’yi bu kadar sevmemi sağlayan ikisinin de her şeye rağmen birbirlerini sevmeleri. Josh onun kanser olduğunu öğrenince yalnız bırakmayıp ona destek olan biri. Ama tabi ki nasıl davranacağını öğrenmesi çok uzun sürüyor. Ama birlikte çok eğleniyorlar.

Declan, Lori’nin sevgilisi. Aynı zamanda Kyle’ın dostu, sırdaşı. Kyle için o kadar çok fedakârlık yapıyor ki onu sevmemek imkansız. Hatta Kyle’ı Lori’den daha çok önemsediği de bir gerçek :) her ne olursa olsun Lori’den de vazgeçmiyor. Aynı zamanda iyi bir basketbolcu. Tabi ilk zamanlar Kyle’dan hoşlanmamış ve onu kıskanmıştı ama sonradan dost oldular.

Tom Foss, değişik bir adam ama korumacı tavırları ve Kyle’ı eğitmesiyle gönlümü fethetti. Ama ilk başlarda ondan çok şüphe ettim çünkü sürekli Kyle’ı takip ediyordu ve kötü adam gibiydi. Ama o her zaman en lazım olan yerde karşımıza çıkıyor ;))

Amanda, çok masum ve tatlı bir kız. Kyle onu görür görmez aşık oluyor. Ama ben ona pek ısınamadım. Tamam sevdim ama Jessi kadar değil. Kyle'ın ona sanki dünyadaki en muhteşem şeymiş gibi bakması da çok etkileyiciydi :)

Jessi, Kyle gibi sıradışı bir kız. Çok zeki, çok cesur, atılgan. Onu ilk gördüğümüzde savunmasız ve yalnızdı. Kendini koruması için bazı kötülükler yapmak zorunda kaldı. Ama aslında iyi biri. Bazı zamanlar yaptıklarıyla kendisine uyuz oldum ama seviyorum işte bu kızı :) onun yanına hep kötü insanlar yaklaştığı için o da kötü olmaya başladı. Latnok da onun beynine sahte anılar falan yerleştirdiği ve onu kobay olarak kullandığı için yaptıklarına kızamıyorum. Sonradan çok zor şeyler atlatıp kendi benliğini Kyle sayesinde buldu.

Evet diğer karakterleri de dizi ilerledikçe göreceksiniz. Güçlü ve sözde iyiliksever şirketlerin arkasında gizlenen kötü senaryoları izleyeceksiniz. Bir insandaki merak ve hırsın nelere sebep olabileceğini, bilimin ne gibi ağır sonuçları olacağını öğreneceksiniz. Kan bağı olmadan da aile sevgisinin ve bağının olabileceğini göreceksiniz. Bu diziyi bitirince bir sürü şey olacak aklınızda. Küçücük şeylerin bile ne kadar önemli olduğunu da anlayacaksınız. Bir insanı iyi ya da kötü yapanın çevresiyle alakalı olduğunu da öğreneceksiniz. Aynı zamanda karakter değişiminin de mümkün olabileceğini…

Kyle çok sevimli birisi. İzledikçe onu daha çok seveceksiniz. Müthiş bir öğrenme kabiliyeti, hafızası var. Ama en sevdiğim ve keşke bende de olsa dediğim özelliği hatıralarının içinde dolaşabilmesi. Yani hatıralarını inceleyip, farklı yönlerden de bakabilmesi. Sizce de mükemmel bir şey değil mi?

Kyle kendini geliştirdikçe yeni özellikleri ortaya çıkıyor. Okuduklarını, izlediklerini anında öğrenip yapabilmesi, ateşe dokununca yanmaması, içi su dolu bardağı zihniyle hareket ettirebilmesi, kendisini yukarılara fırlatabilmesi, çatıdan atlayıp zarar görmemesi vb.

Her bölüm sonunda Kyle öğrendiği şeyleri kendi cümleleriyle anlatıyor. Bir nevi bölümün özeti gibi. İnsanlarla kurmaya çalıştığı iletişimler efsane. İlk konuştuğu zaman Josh ve Lori’den duyduğu kötü cümleleri sofrada söylemesi ayrı bir komikti..

Jessi’yi kendi çapında koruması da güzeldi. Tabi bazı zamanlar Kyle’ın bu kadar iyi ve saf olmasına çok kızdım ama zamanla yani insanları tanıyıp dünyanın kötülüğünü görünce o da kendini değiştirdi. Zaman ilerledikçe o kadar cool oluyor ki :) mutlaka Kyle ile tanışmalısınız. XY da biyolojide erkeği sembolize ediyor biliyorsunuz ama bu dizide bu bir kod ve onu da zamanla öğreneceksiniz. Kyle ın neden hiç anısı olmadığını, en temel şeyleri bile bilmemesini, her şeyi hızlıca öğrenmesini, ileri zekasını hepsinin nedenini öğreneceksiniz.

 Kyle’ın ailesinin sırrı öğrendikten sonra onu iyice sahiplenip evlat edinmesi çok duygusaldı. Aynı zamanda bazı şeylerde hepsi gizlice Kyle’a yardım ettiler. Bazı yerler o kadar duygusaldı ki ağladım ama hem ağlayıp hem güldüğüm şeyler de oldu. Bir dizide olması gereken her şey var :)

Hem gençlik dizisi hem de bilimkurgu, fantastik, aile gibi şeylerle alakalı bir dizi. Ben çok sevdim. Sizde izleyin mutlaka :)

-AMARİL-


6 Ağustos 2017 Pazar

KİTAP HIRSIZI – MARKUS ZUSAK

KİTAP HIRSIZI tanıtım ile ilgili görsel sonucu
Yazar: Markus Zusak
Çevirmen: Selim Yeniçeri
Yayınevi : Martı Yayınları
Sayfa Sayısı: 574
Baskı Yılı: 2012
Tür: Drama, Savaş
Karakterler: Liesel Meminger, Hans ve Rosa Hubermann, Rudy Steiner, Max Vandenburg

KİTAP TANITIMI:
Liesel Meminger’in, İkinci Dünya Savaşı sırasında Almanya’da henüz dokuz yaşındayken bir ailenin manevi kızı olur. Çok sevdiği ailesi ve evlerinde kalan sığınmacı Max sayesinde okumayı öğrenen ve çok seven Liesel kitaplarla derin bir  bağ kurar. Max ve cesur Liesel için çevrelerinde dünyada yaşanan tüm kötülüklerden uzaklaşmanın tek yolu, kitapların ve kelimelerin ikisine sunduğu hayal dünyasıdır. Fakat bodrum katında saklanan Yahudi Max, sürekli diken üstündedir…
KİTAP YORUMUM:

Yüreğe dokunan güzel bir kitaptı. Anlatım tarzı farklıydı, anlatan kişi ne baş karakter ne de ilahi bakıştı. Çok farklı ve orijinal biri anlatıyordu hikayeyi. Kitabın içindeki resimlere bayıldım. Onlar kitaba çok farklı bir hava katmıştı. Karakterleri güzeldi. Konu Nazi döneminde küçük bir kızın bir aileye evlatlık verilmesiyle değişen hayatını anlatıyordu. Ama konu bu kadar basit değildi. O aile evlerinde can borçları olduğu için bir yahudiyi saklamak zorundaydı…

Kitapta farklı olan diğer şeyse kimin öleceği önceden söyleniyordu. Ben bundan hoşlanmazdım ama bu kitapta böyle olması yerinde olmuş. Kitaba farklı bir hava katmış.

Bir de bazı yerlerde Liesel’in okuduğu kitaplardan alıntılar vardı bu da çok hoş olmuş.

Liesel Meminger nam-ı diğer Kitap Hırsızı. Babasını ve  annesini komünist diye esir almıştı Naziler. Kardeşi de yeni ailelerine götürülürken uzun tren yolculuğuna ve hastalığa dayanamayıp ölmüştü. Liesel yeni ailesine verildiğinde tüm hayatı değişti.




Babası Hans o yokluk zamanlarında olabilecek en iyi babaydı. Boyacıydı ve akordeon çalmayı çok seviyordu. Çok yardımsever ve naif bir insandı. Liesel'in en sevdiği insandı.

Annesi Rosa kötü görünmesine ve incitici davranışlarına rağmen Liesel’i gerçekten sevmişti. Zor zamanlarda idareyi hemen eline alıp her şeyi yerine koymakta ustaydı.

KİTAP HIRSIZI tanıtım ile ilgili görsel sonucu

Liesel’in komşu çocuğu Rudy vardı bir de. Limon saçları ve mavi gözleriyle Liesel’in tek arkadaşı ve aynı zamanda ona aşık bir çocuktu :) Rudy, Jesse Owens hayranıydı ve onun gibi dünyanın en hızlı adamı olmak için çabalıyordu. Hatta bir gün kendisini baştan ayağa siyaha boyayarak koşmuştu. O zamanlarda zenci olmak ve zencilere özenmek suç kabul ediliyordu bildiğiniz gibi. Hala da bazı önyargılı insanlar var. Halbuki hepimiz insanız.  Neyse Rudy bu davranışından sonra herkesin diline düştü. Çok çılgın ve gözü pek birisi. Babasıyla neden zenci olmanın suç olduğu konuşmasını yapmaları güzeldi. Bazı şeyler kötü insanlar tarafından şiddetle kabul edilince güzel insanların sözleri bir anlam ifade etmiyordu. Adam çocuğuna bunu açıklayamadı doğal olarak.

KİTAP HIRSIZI tanıtım ile ilgili görsel sonucu

Liesel ve Rudy beraber koşu yarışları yaptılar, meyve çaldılar, diğer çocuklara birlikte kafa tuttular. Ayrıca Rudy Liesel’in zenginlere çamaşırları toplayıp vermesine yardım etti. Annesi Rosa para kazanabilmek için başkalarının çamaşırlarını yıkıyordu ve Liesel’e veriyordu teslim etme görevini.

Rudy çok sevdiğim bir karakterdi. Özellikle nehre düşmüş Liesel’in kitabını almak için buz gibi havayı ve suyu düşünmeden direk dalmıştı. Sonrada her zamanki gibi Liesel’den bir öpücük istemişti :) Çocuklar 12-13 yaşlarında falan o zamanlarda ya da daha küçük.


İlgili resim

Liesel ilk geldiği zamanlarda okuma ve yazma bilmiyordu bu yüzden çocuklar onunla dalga geçmişlerdi o da bir çocuğu dövmüştü ;) Hans çok iyi okuma bilmemesine rağmen kabuslarından dolayı gece uyuyamayan kızına okuma ve yazmayı öğretti. Bodrumda duvarlara alfabeyi ve yeni öğrendiği kelimeleri yazarak çalıştılar. Hans’ın bu fikrini çok beğendim. Belki kağıt yoktu ama istemedikleri kadar boya vardı. Duvarlar dolduğunda baştan boyayıp tertemiz bir sayfa gibi yapabiliyorlardı :) Böylece Liesel okuma ve yazmayı öğrendi…

KİTAP HIRSIZI tanıtım ile ilgili görsel sonucu

Liesel kardeşi öldüğünde onu gömenlerin düşürdüğü bir kitabı çalmıştı. Mezar kazıcının el kitabı. Sonra da Nazilerin yaktığı kitapların yanında fazla yanmamış bir kitabı çalmıştı. Daha sonralarda da belediye başkanının karısından kitaplar ödünç almıştı :) Belediye başkanın karısı Ilsa benim çok sevdiğim ve etkilendiğim birisiydi. Liesel’in kitapların yakıldığı gece kitap çalışını görmüştü ve onun istediği zaman kendi büyük kütüphanesinde kitap okuyabileceğini söylemişti. Ilsa’nın çok duygusal bir kadın olması ve Liesel’de kendi kayıp oğlundan bir şeyler bulması beni etkilemişti baya.

Daha sonra Max adlı bir Yahudi Liesel’lerin evine sığındı. Hans’ın o adamın babasına can borcu vardı ve bu yüzden kabul etti, ona baktılar. Rosa bile bir şey demedi ve hasta olan o yabancıyı iyileştirmek için elinden gelen her şeyi yaptı.

KİTAP HIRSIZI film ile ilgili görsel sonucu

Liesel ve Max’ın arasındaki dostluk çok güzeldi. Max’in Liesel’e bugün hava nasıldı kendi kelimelerinle anlat diye sorması ve Liesel’in anlatış şekli çok hoştu.

Max Liesel’e hediye yapmıştı. Kitaptaki resimli bölümler onun yaptığı kitaptandı ve çok hoşuma gitti.

Rudy ve Liesel savaşa rağmen eğlenceli ve güzel bir çocukluk geçirdiler.
Ama sonra bomba saldırıları başladı… Alarm çalınca sığınaklara gidip bekliyorlardı. Hans insanları sakinleştirmek için akordeon çalmıştı. Bazen de Liesel onlara kitap okuyordu. Herkesin sığınaklara girdiği bir gecede Max dışarı çıktı. Hasret kaldığı gökyüzüne ve yıldızlara baktı doya doya :)

Biri kitap hırsızıydı. Diğeri gökyüzünü çalmıştı.

Kitapta bir sürü şey oluyordu, sonlara doğru zaten kitap karanlıklaşmaya başladı. Bombalar, ölen aileler, toplama kampına götürülen Yahudiler…

Mutlaka herkesin okumasını istiyorum. Herkesin kendinden bir şeyler bulacağı bir kitaptı. İnsanlıkla ilgili güzel dersler veriyordu.

KİTAP HIRSIZI film ile ilgili görsel sonucu

Naziler, Stalin, İsrail ve diğer katliamcılar. Dünyada küçük bedenlerine sığacak yer bulamayıp milyonlarca insanı öldüren (katleden) katiller. Toplama kamplarında insanları ölmekten beter edenler. İnsanları kobay olarak kullanıp üstlerinde deney yapanlar…

Aslında benim kızdığım bir şey var. Herkes toplu katliam deyince Nazileri anlıyor ama günümüzde bunu yapan İsrail ! Zamanında katliam yapılan toplum Yahudiler ken, şimdi aynı şeyi müslümanlara yapıyorlar. Savaşın ve ölümün iyi hiçbir şey getirmediğini en iyi kendileri bilirken hem de...

Kimse Filistin’i düşünmüyor. Kimse onlar için gözyaşı dökmüyor. Kimse onlara dua etmiyor. Kimse onlara yardım eli uzatmıyor. Aslında herkes farkında. O küçücük toprak parçasında her gün Müslümanlar ölüyor, işkence görüyor, esir ediliyor. Ailelerine, namuslarına, vatanlarına kast ediliyor. Ama tüm dünya susuyor! Yıllardır pes etmeden direniyor imanlarının verdiği güçle Filistinliler.

Affet bizi Filistinli çocuk, hepimiz bildiğimiz halde sustuk, hepimiz düşmanların istediği gibi sizi unuttuk, hepimiz haberlerde veya gazetede sizin adınızı okuyunca üstünde çok durmayıp geçtik… İnşallah bir gün kurtulursunuz, haberlere çıkıp bağırır ve tüm Müslümanlara hesap sorarsınız. Biz her gün ölürken siz rahat evlerinizde oturup keyfinize bakıyordunuz dersiniz. Halbuki peygamberimiz Müslümanlar bir bütündür, nerede birinin canı yansa diğeri de hissetmelidir, İnsan vücudu gibi en ufak bir yerimiz kanasa tüm canımız ordaymış gibi acı çekmelidir diye buyurmamış mıydı? Şimdi biz o yarayı temizleyip korumak yerine direk koparmayı tercih ediyoruz. Sanki onlar yok gibi, hepsini unutuyoruz… Filistin, Suriye, Irak, Arakan  ve daha birçok ülke savaşta, hepsi dibimizde. İnşallah Türkiye’ye bir şey olmaz, çünkü olursa bizi de kimse kurtarmayacak. Hepimiz kendi başımızın çaresine bakmak zorunda kalacağız. Tüm dünya bilecek ama yine de unutup susacak! Zaten onların istediği de bu.

Hepimiz insanız. Herkes içten aynı. Aynı organlar, aynı kırmızı kan. Bu neyin öfkesi, neyin ırkçılığı? Başka bir dine aitse ne olmuş, deri rengi beyaz değil de siyahsa ne olmuş? Neyine batıyor bunlar? İnsanlara akıl ve irade verilmiş. Farklı seçimler yapsınlar diye. Hepimiz aynı şeyi seçseydik veya tek bir insanın düşüncesiyle hareket etseydik otomatik olarak. O zaman hayvan ve makinelerden ne farkımız kalırdı?
Çok etkilendiğim, ağladığım bir kitaptı. Okumam uzun sürdü. Baya elimde süründü. Çünkü ağır geldi. O dönemde yaşananları okumak ağır geldi. Okuduktan sonra ve okurken çok düşündüm. Zaten sindire sindire okunması gerekiyor. Markus Zusak dünyaya çok önemli dersler vermiş bu kitapta. Ama yine de hırs ve açgözlü olanlar kendi egolarını aşıp yüreğiyle bakmazsa bir anlamı olmayacak. Bugün tüm dünyada en güçlü ve el altından tüm kötüleri destekleyenin kim olduklarını biliyoruz. Ama kimse onlara bir şey demiyor. Korkuyoruz çünkü. Çünkü bize dokunmayan yılan bin yaşasın diyoruz. Ama dokunuyor en çok bize Türklere ve Müslümanlara… Vatanımıza, dinimize, milletimize zarar vermek istiyorlar. Tüm dünyanın gözü bizim üzerimizde. En ufak bir boşluğumuzda saldıracaklar. Şimdi gizliden saldırıyorlar.

KİTAP HIRSIZI max ile ilgili görsel sonucu

Bütün kitap çok anlamlı sözlerle doluydu.

Filmini izledim iki gün önce. Gayet başarılı bir filmdi. Bazı detaylarda ufak değişiklikler yapılmış ama önemli değil. Kitabı çok iyi yansıtmışlar. Sonunda gösterilen yeri de beğendim. Kitapta fazla canlandıramamıştım. Liesel’in sonunu. Çok güzel aktarılmış. Önce kitabı okuyun ama  :)



*ALINTILAR*
*
Görünüşe bakılırsa Ilsa Hermann o gün Liesel Meminger'e sadece bir defter vermemişti. Aynı zamanda bodrumda zaman geçirmesi için bir neden de vermişti; önce babasıyla, sonra Max'le en sevdiği yer. Ona kendi kelimelerini yazmak için bir neden vermiş, aynı zamanda onu hayata döndüren şey olduğunu hatırlatmıştı. –S.548
*
''Kendini cezalandırma,'' dediğini duyuyordu kadının ama ceza ve acı olacak, yanında mutluluk da gelecekti. Yazmak buydu. –S.548
*
Kelimeler. Neden var olmak zorundaydılar ki? Onlar olmasa bunların hiçbiri yaşanmazdı. Kelimeler olmadan Führer bir hiçti. Topallayan esirler, teselli ihtiyacı veya bize kendimize daha iyi hissettirecek kelime oyunları olmazdı. –S.544
*
Nedendir bilinmez, ölen insanlar cevabını bildikleri sorular sorarlar. Belki de ölümleri böyle başlıyor.-S.491
*
Savaş elbette ki ölüm demekti ama bir zamanlar yakınınızda yaşayıp nefes alan biri olunca, kişinin ayaklarının altında yer sallanıyor gibi oluyordu. –S.489
*
Evet, Führer dünyaya kelimelerle hükmetmeye karar vermişti. ''Asla silaha sarılmayacağım,'' dedi. ''Buna gerek kalmayacak.'' Ancak acelesi yoktu. En azından hakkını verelim. Hiçte aptal bir adam değildi. İlk saldırı planı, vatanın olabildiğince büyük bölümüne kelimeleri yaymaktı. –S.466
*
Birinin söyledikleri ile gerçekte olanlar genellikle iki farklı şeydir. –S.447
*
İnsan, mutluluğu çalabilir miydi? Yoksa bu da aşağılık bir içsel insan hilesi miydi?-S.387
*
Ölümün en iyi dostunun savaş olduğunu söylerler, bu konuda size farklı bir bakış açısı sunayım. Bana göre savaş, sizden imkânsızı başarmanızı bekleyen yeni patronunuz gibidir. Omzunuzun tepesinde durup sürekli aynı şeyi tekrarlar. ''Bitir, bitir.'' Dolayısıyla daha çok çalışırsınız. İşi bitirirsiniz. Ama patronunuz size teşekkür etmez ve daha fazlasını ister. –S.323
*
Ve sonra.
Ölüm var.
Hepsinin arasında ilerliyor.-S.323
*
Ailendeki biriyle ilgili sızlanman, eleştiride bulunman normaldi ama başka birinin bunu yapmasına asla izin vermezdin. Böyle zamanlarda aileni destekler ve sadakatini gösterirdin. –s.306
*
Çoğu acı hikayesinde olduğu gibi, her şey derin bir mutlulukla başlamıştı. –s.93
*
Liesel kelimeleri okuyamayan bir kitap hırsızıydı.
Ama inanın bana, kelimeler yoldaydı ve geldiklerinde, Liesel onlara bulut gibi ellerle tutunup, yağmur gibi sularını sıkacaktı. – s.88
*
İnsanların hayatlarında dönüm noktaları vardır. Sanırım özellikle de çocukken. –s.67
*
Kalbinin derinliklerinde bir yerde bir kaşıntı vardı, fakat kaşımamaya dikkat ediyordu. Ortaya çıkabilecek şeylerden korkuyordu. –s.64
*
“Bugün gökyüzü yumuşak Max. Bulutlar çok yumuşak ve üzgün.. ve .. ve çok soğuk Max, çok soğuk..” –Liesel
*
“Sadece renkleri fark etmekle kalmayan, aynı zamanda onlarla ilgili konuşan bir adamı sevmemek zordur.”
*
Rudy dünyayı bozguna uğratmak için kendini baştan aşağı siyaha boyayan bir deliydi. –s.88
*
Sözlükte bulunmayan bir tanım:
Gitmemek: Sık sık çocuklar tarafından fark edilen bir güven ve sevgi eylemi.
*
Baba diye fısıldadı Liesel. Gözlerim yok.
Babası Liesel’in saçlarını okşadı. Kız tuzağa düşmüştü. “Öyle bir gülümsemeyle” dedi Hans Hubermann “gözlere ihtiyacın yok zaten.”
*
Küçük ve hüzünlü bir umut:
Kimse Himmel Sokağı!nı bombalamak istemiyordu. Kimse adını cennetten almış bir yeri bombalamak istemezdi, değil mi? Değil mi?
*
Kitabı hala sımsıkı tutuyordu. Hayatını kurtaran kelimelere umutsuzca tutunmuştu.
*
“Bu çok güzel bir gün.” Dedi Max, paramparça bir sesle. Ölmek için harika bir gün. Bu şekilde ölmek için harika bir gün.
*
Kitap Hırsızı son cümle:
Kelimelerden hem nefret ettim hem de onları sevdim ve umarım onları doğru yazmışımdır.
*
Çoğu zaman bir sürü yerdeyimdir ve 1943 yılında nerdeyse her yerdeydim. –s.563
*
Kitap hırsızına güzellik ve zalimlik hakkında söylemek istediğim birçok şey vardı ama o şeyler hakkında ona zaten bilmediği ne söyleyebilirdim ki?
*
Anlatıcıdan son bir not:

İnsanlar benim lanetim.
***

-AMARİL-
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...