ASLINDA HER KİTAP FARKLI BİR DİYARA YOLCULUKTUR...

12 Temmuz 2017 Çarşamba

KARANLIK ZİHİNLER - ALEXANDRA BRACKEN

KARANLIK ZİHİNLER ile ilgili görsel sonucu

Yazar: Alexandra Bracken
Yayınevi : Parodi Yayınları
Çevirmen: Handan Sağlanmak
Editör : Hilal Gültekin
Sayfa Sayısı: 576
Baskı Yılı: 2014
Tür: Distopya, Fantastik


KİTAP TANITIM:

Adım Ruby.
Hepinizden farklıyım.
Aklınızın derinliklerinde gezinebilir,
anılarınızı hiç yaşamamışsınız gibi silebilirim.
Henüz on yaşındayken Thurmond'daki bu rehabilitasyon kampına gönderildim. Hem de kendi ailem tarafından...
Burada her adımımız izleniyor, nefes alış verişlerimiz bile.
Yalnız değilim.
Maviler... Yeşiller... Turuncular...
Sarılar ve Kırmızılar...
Karanlık Zihinler...
Ve yaşamak için saklanmak zorunda kalanlar
Ve kaçanlar...

"Bu kitap, distopya okuyucuları için bir baş ucu kitabı olacaktır."
- School Library Journal-

"Bir solukta okuyacağınız KARANLIK ZİHİNLER'in sürükleyici anlatımı, kalbinizi durduracak bir finalle son buluyor. Öyle ki bu mükemmel üçlemenin ikinci kitabının çıkmasını her şeyden çok isteyeceksiniz."
- Publishers Weekly-



KİTAP YORUMUM:

Merhaba millet :))

Bu güzel distopya ramazandayken bitti. Sahura kadar bitiririm deyip gözüm ağrımasına rağmen okudum. Sınav döneminde istediğim kadar okuyamadim bitirdiklerim de ince kitaplardi ve kalın bir kitabı bitirmenin verdiği mutluluk harika bu hissi özlemişim ;) kitaba gelirsek...

Kız karakterimiz Ruby ve ben onu sevdim. Başta çok ürkek biriyken sonlara doğru ne kadar güçlü ve kendine güvenen biri olduğunu yani geliştiğini görüyoruz.

IAAN hastalığı belli yaşın altındaki çocukları ya öldürüyor ya da özel güçler kazandırıyor. Çok kısa zamanda milyonlarca çocuk ölüyor. Ölmeyenler devlet tarafından Kırmızı Turuncu Sarı Mavi ve Yeşil olarak kodlanıyor. Onları korkunç kamplara yerleştirip tutsak ediyorlar. Devlet güce sahip çocuklardan korkuyor. Onlara türlü işkence ve deneyler yapıyorlar. Ruby o esaret altında tam 6 yıl yaşıyor. Tabi yaşamak denirse... Bir gün hiç beklemediği şekilde oradan çıkarılıyor ve macerası başlıyor. Ruby bir Turuncu yani insanların zihnin girip onların anılarını görebiliyor hatta onları yönlendirebiliyor ve hatta anılarını silebiliyor ! Ama kendisini korumak için onu kodlayacak kişinin aklına giriyor ve bir yeşil olduğunu söylüyor böylece o kadar sene hayatta kalıyor. Çünkü devlet Kırmızı ve Turunculari çok tehlikeli bulduğu için onları ayrı tutuyor.
KARANLIK ZİHİNLER ile ilgili görsel sonucu

Ayrıca devlet bu özel güçlü çocuklari genel olarak Yunan alfabesindeki PSİ harfi ile adlandırıyor. Kitabın kapağındaki harf.

Ruby kaçarken bir gruba rastliyor. Liam, Chubs ve küçük Zu. Çok eğlenceli ve değişik bir grup. Birbirlerini korumak için her türlü şeyi yapacak kadar fedakâr hepsi. Onlar da özel güçlere sahipler tabi ki. Kamptan kaçıyorlar ve sürekli saklanarak yaşıyorlar. Ama bir efsane var Kaçak Çocuk efsanesi. Duyduklarını göre bu kişi özel çocukları devletten gizlice ailelerine ulaştırıyor ve isterlerse orda güvenli bir şekilde yaşamalarını sağlıyor. Bu grup Kaçak Çocuk a ulaşmaya çalışıyor ve onlara Ruby de katılıyor. Çünkü Kaçak Çocuk bir Turuncu. Ve Ruby yeteneklerini kontrol etmeyi öğrenmek istiyor. Her neyse kitap çok sürükleyici daha fazla şey söylersem spoi olur. Zaten çoğu kişi mutlaka bu kitabı biliyordur. Baya guzel bir distopya serisi çünkü. Diğer kitaplarını ne zaman okurum bilemiyorum. Ama Sonu acayipti. Aslında beklediğim şeyi yaptı Ruby ama yine de şaşırdım.

The Darkest Minds by compoundbreadd

Chubs okumayı seven zeki bir çocuk. Ayrıca çok eğlenceli birisi. İlk başlarda haklı olarak Ruby den şüpheleniyor ve kötü davranıyor ama sonlara doğru cidden kardeş gibi oluyorlar. İkisi de birbirlerine güveniyor. Bu güzel bir durumdu. :) Chubs Yeşil galiba.

Zu tatlı bir kız. Konuşamıyor yaşadığı bazı şeyler yüzünden. Ama ona rağmen hayat enerjisi fazla. Pembe çantası ve defteriyle bütünleşti benim kafamda. Onu çok sevdim. Kitaba sevimlilik katmış. Zu Sarı.

Liam grubun başı gibi bir şey. Betty (arabanın ismi) yi o sürüyor. Sevdikleri için fedakarlıktan kaçınmayan bir. O Mavi. Ya Liam i sevdim ama bilemiyorum pek fazla değil nedense. Aslında bu kaçak çocuk u tanıyınca başladı. Liam her ne kadar çok iyi olsa da onun gölgesinde kalmış gibi hissettim. Bakalım ilerleyen kitaplarda ne olacak ? 

Kaçak Çocuk hiç beklemediğim biri çıktı. Çok güçlü bir Turuncu. Onunla olan çocuklar ona güveniyor ve kampta onun dediklerini yapıyor. Ruby ye karşı da iyiydi ama sonradan her şey karıştı. Olay hiç beklemediğim yerlere geldi. Ne diyeceğimi bilemiyorum. Her şey karıştı gerçekten...
hellhounds-and-goldink:  The darkest minds fanart with my fav gold ink

Yani sonuç olarak distopya okumak isteyenler elinden bırakmak istemeyecekleri bir kitap arıyorlarsa bu onlara göre :)

Kitapta kime güveneceğimi şaşırdım. Her grupta kötü şeyler var nerdeyse. En iyisi Ruby ve diğerlerinin birbirlerini bırakmamalarıydı. Ama bu biraz zor.

Renklere gelirsek ;

Kırmızı: Ateş oluşturma
Turuncu: Zihin kontrol etme
Sarı: Elektriği kontrol edebilme
Mavi: Telekinezi (canlı veya cansızlari hareket ettirme)
Yeşil: Üstün Zeka

KARANLIK ZİHİNLER PARODİ ile ilgili görsel sonucu

Bence oluşturulan dünya güzel. Ama çok tehlikeli. Bir yanda devlet bir yanda Çocuk Birliği bir yanda ayrı ayrı grup çocuklar derken ortam karışık...

Ruby nin zihin kontrol etmeyi istememesi çok doğaldı. Başkasının zihnine girmek güzel gözükse bile korkunç bir şey. Oraya girince en özel anıları görüyorsun. Hatta yanlışlıkla o anıları yok ediyorsun. Onun anılarinda kaybolmak var bir de bu dehşet verici. Her ne olursa olsun bazı şeyler özel kalmalı. İnsan en güvendiği kişiye bile kendini tamamen açmamalı. Çünkü zamanin ne göstereceği belli değil Hele şu zamanda kimseye güven olmuyor herkes sırtından vurmakla meşgul. Bir insanin zihnimize girebileceğini bilmek iğrenç olurdu. Çünkü en hassas yanlarımızı bulurdu ve savunmasız kalırdık... İyi ki böyle şeyler yok. Özel güçler iyi görünebilir ama gerçekten korkutucu.

İlginç bir şeyler okumak isteyenler bu seriye başlasın. Ruby yeni bir şeyler öğrenirken onunla birlikte ben de sorguladım. Acaba yapması mi daha iyi yoksa yapmaması mi? Ama o dünyada hayatta kalması için güçleri gerekli.
Kaliteli bir distopya olmuş. Kendini okutturuyor. Heyecanlı, sürükleyici, biraz duygusal.
Bugün bir tane daha kitap yorumu ekleyeceğim. Bu aralar aktif olmayı istiyorum. Bitirdiğim ve yorumlanması gereken çok kitap var takipte kalın :))


-Amaril-



SINAV SENEM HAKKINDA DÜŞÜNDÜKLERİM



Merhabalar :)

Bu zamana kadar ismimi söylemedim burda. Ben Hilal. Birazdan okuyacaklarınız benim özelim. Yani en azından bir kısmı ;) İsmimi söyledim çünkü dediklerime güvenin ve aynı hataları yapmayın. Çok uzun bir yazı olacak isteyen okur isteyen okumaz. Sonuna kadar okuyan olursa tebrik ediyorum şimdiden ;))

Bugün size zor geçen sınav senemden, tecrübelerimden ve bundan sonra ne yapmak istediğimden bahsedeceğim.

Sene başında neredeyse hiçbir şey bilmiyordum. Ankara’nın en iyi okullarından birinde okudum. ama geriye dönüp bakınca bana pek bir şey katmamış mutsuzluk, yorgunluk, ait olmama hissi dışında. Yaz tatilinde konulara başlamadım. Gerçekten çok zor lise dönemi geçirmiştim. Hayatıma dair en önemli şeyi öğrendiğim zamanlardı ve bu beni istemeden yaraladı. Belki herkesin başına gelebilecek şeyler diye düşündünüz biliyorum ama değil bence.
11. Sınıfta onu öğrendim ve psikolojik olarak zor bir yıldı. Bu bilgiden liseye başladığımda şüpheleniyordum. Yani aslında bir tarafım hep biliyordu ve tek başlına kabullenmeye çalışmıştı. Ama bir tarafım hep şüpheliydi. En sonunda öğrendim annem söyleyince. 11.sınıf hem çok zordu hem de lisedeki en iyi senemdi :) her türlü duyguyu yaşamıştım. Bu yüzden yaz tatilinde kafa dinlemek istedim ve hiç çalışmadım. Ama şimdi pişmanım. Ha yine olsa yine o zaman çalışmam çünkü gerçekten yıpranmıştım. Zamana ihtiyacım vardı. Ama ösym bunu dikkate almıyor. Sanki herkes aynı maddi ve manevi koşuldaymış gibi değerlendiriyor.

12.sınıfa başladığımda çok korkuyordum. Ders ve çalışma konusunda bilgim çok azdı. Dershanemde şansıma sadece en iyi 2 sınıfı önemseyen gerisini boş veren bir dershaneydi. Aslında kurumsal ve iyi olduğunu bildiğim için gittim. Ama çok kötü oldu. Ben baştan 7.sınıftaydım ama rehberlik en kötüsüydü. Ne doğru düzgün çalışma programı ne motivasyon ne mesleğe yönlendirme hiçbir şey vermedi bize. Şu an onların yüzünden dershane sınıfımdaki herkes mezuna kaldı. Çünkü biz nasıl çalışmamız gerektiğini bilmiyorduk. Sbs gibi değildi. 4 seneyi bir seneye sığdırmamız gerekiyordu. Hepimiz çabaladık ama yeterli değildi işte…

Şimdiyse biliyorum. Nasıl çalışmam gerektiğini, gerçekçi hedefimi, istediklerimi. Ne kadar zor olsa da yeniden deneyeceğim ama bu sefer emin adımlarla. Sıralamam kötü sayılmaz orta. Ama ben hep Hacettepe istedim, onun için tabi ki yeterli değil. Bu yüzden mutlu olacağım bir üniversite için bir yıl daha çalışmam gerekiyor.

5 yaşımdan beri hep doktor olmayı istedim. Çocukluk hayalim. Ama bu sene fark ettim ki fazla stres beni mahvediyor. Zaten kolay bir hayat yaşamadım. Hep çabalamam gerekti. Doktor olmak için de tüm hayatımı feda etmem gerek. Yani ailemle sevdiklerimle yeterli vakit geçiremeyeceğim, çok sevdiğim kitaplarımı okuyamayacağım. Doktorluk çok kutsal bir meslek hala da seviyorum. İnsanlara faydalı olmak çok güzel ama ben bunu yapamam. O yüzden insanlara faydalı olacağım hatta daha da kişisel ve uzun süreçte yanlarında olacağım bir meslek arayışına koyuldum. Sonra FİZİK TEDAVİ VE REHABİLİTASYON da karar kıldım. Kısaca FTR. Ftr tıpa göre biraz daha rahat. Ama hemen hemen aynı dersleri görüyorlarmış. Ama ftr 4 yıllık. Ayrıca özel ve devlet bir sürü alanda çalışma imkanı var. İş sıkıntısı çekmem inşallah. Yani en sonunda bu benim gerçekçi hedefim oldu. Ama keşke en başında böyle başlasaydım. Çünkü bi ara amaçsızlığa yakalanmıştım. Bu da çalışma isteğini düşürüyor. Ama bu sene tekrar hazırlanırken Hacettepe FTR yi istediğimi bilerek çalışacağım. 12. Sınıfa geçecekler size tavsiyem gerçekçi hedefinizi belirleyin ve asla umutsuzluğa kapılmayın.


12.sınıfta alay eder gibi tüm sorunlar üst üste geliyor. Fiziksel değil ama psikolojik olarak çok yıpranılacak bir sene. En yakınındaki insanlar bile seni anlamıyor. Zamanla bu psikolojik benimki gibi fiziksele de dönüşebiliyor. Kışın dizlerim çok ağrıdı mesela. Ayrıca çene eklemlerimin kaymış olması geçen seneden beri düzelmedi tam tersi şu an artmış durumda. Bu da çok ağrı ve acı yaptı. Dediğim gibi sakın kendinizi sağlığınıza zarar verecek kadar yormayın. Bunları yeni başlayacaklara göz korkutmak için değil nelerle karşılaşabileceklerini bilsinler diye yazıyorum. Her türlü ihtimali kabul edin ve bu yola çıkın. kendinize güvenin öncelikle. çünkü ben kendime güvenmedim ve şimdi başarısız oldum. Evet istesem ankara dışında bir sürü üniversite kazanacak puanım var ama benim istediğim kesin. Ha olurda Hacettepe olmasa bile ftr de kararlıyım. Zamanla istekler değişebiliyor. Bu elbette olacak. Ama gerçekçi düşünmeye dikkat edin.

Ailem mezuna kalma isteğime anlayışla cevap verdi. Benim gibi onlar da bu sene yoruldular. Sonuç çıkınca benim gibi onlar da hayal kırıklığına uğradılar. Ama babam saolsun tekrar dershane arayalım dedi. Düzgün bir yer olursa giderim yoksa evde kendim hazırlanırım. Mezuna kaldım diye çevremdekiler bir sürü laf söyleyecek biliyorum ama mutsuz olacağım tercihi yapamam. Zaten lisede istemediğim bir yere gittim 4 sene memnun olmadım. Üniversite böyle olsun istemiyorum.

Sınav senesinde sizi gereksiz eleştiren faydası dokunmayan herkese kulak tıkayın. Önünüze bakın. Hedefinize odaklanın. Ailenizle arkadaşlarınızla zaman geçiremeyeceğiniz, sevdiğiniz dizi ve kitaplara zaman ayıramayacağınız çok dolu bir sene olacak. Ama eğer ki planlı biriyseniz ders çalışmanın yanında bunları da yapabilirsiniz. Ama ben öyle olmadım maalesef.

Bunları söylüyorum çünkü benim çok ağzım yandı. Arkadaşlarım ve çevrem benim nasıl manyakça kitap okuduğumu bildikleri için hep artık kitap okuma ders çalış dediler. Ben de onlara uydum ama zararlı çıkan ben oldum. Çünkü ilk zamanlarda dizi yok kitap yok sürekli ders falan alışamadım ben bi kaç ay. Zaten zaman geçti. Ama şimdi kesinlikle öyle yapmayacağım. Her şeyin dengesini kuracağım. Herkes en iyi kendini bilir. Başkasının yap yapma dediklerine değil ben ne yaparsam daha iyi oluruma göre karar verin. Bu sene kitap da okuyacağım, ailemle zaman da geçireceğim, çok daralınca film dizi de izleyeceğim ama hepsini dengesini ayarlayarak yapacağım. Bir daha kimsenin lafına hemen güvenmeyeceğim. Bırak kim ne derse desin sen mutlu olduktan sonra önemi yok. Hayal kırıklığını dibine kadar yaşadığım bir yıldı.
Etrafımda bir sürü insan vardı ama yalnızdım. Bu lise yıllarım boyunca hiç peşimi bırakmamıştı. Şimdi de öyle oldu. Çünkü ben insanlardan daha farklı düşünüyoruım böyle olunca beni anlayan da olmuyor.

Ailelere gelirsek sınav senesinde çocuğunuza baskı kurmayın, rahat bırakın, deneme sonucun nasıl diye ilk sormayın. Önce nasılsın yavrum yorgun musun geç yemeğini ye falan gibi şeyler söyleyin. Benim ailem çok şükür hiç baskı kurmadılar. Gayet iyi davrandılar. Ama dediğim gibi bu sene yalnızsınız. Kimse sizi anlamayacak bu aileniz bile olsa. O yüzden birilerine laf anlatmak vaktinizi alıyorsa veya sizi üzüyorsa bırakın gidin. Ama aileler istisna tabi ki ;) onlarla zaten az görüşeceksiniz en azından konuştuğunuzda kısa bir bilgilendirme yapın.

Sınavın en kötü yanı bu toplumda sizin değerinizin sınavla ölçülmesi. Aslında böyle değil ama bir inanış var ve bunu yıkmak çok zor. Sanki sizin kaliteniz bir malmış gibi ölçülüyor. İyi bir üniversiteye yerleştiyse bu çocuk iyi deniyor. Kötüyse küçümseniyor. Ama kimse sizin ne yapıp yapamayacağınıza karışamaz. Ne olmak istiyorsanız çabalayın ve olun. Kimsenin sizi ezmesine müsaade etmeyin.

Senelerdir sınav sınav sınav diye bizi bıktırdılar. Yaşamamıza gençliğimizin tadını çıkarmamıza izin vermediler. Sınav diye öğreteceğinize önce insan olmayı öğretin. Sevgili saygılı hoşgörülü adaletli sorumluluk sahibi olmayı öğretin. Zaten çocuk kendisi ders çalışmak ister.

Keşke böyle olmasaydı, yarış atı gibi kullanılmasaydık. Keşke başarılı, başarısız, zeki, mal falan diye ayrıştırılmasaydık. İyi bir insan veya kötü olsa bile iyi olmak için çabalıyor denilseydi. Ama maalesef böyle değil dünya. Bu kapitalist sistemde ayakta kalabilmek, kimseye muhtaç olmamak için bu sınavda en iyisini yapmalıyız…

Buraya yazdıklarım hem size hem kendime tavsiyem. Yaptığım hataları tekrar yapmayım diye öğütlerim. Öğrendiğim şeyler. Falan filan. Buraya kadar okuduysanız gerçekten tebrik ediyorum. Umarım birilerine faydalı olurum. Hem çalışmaya başlar azimle devam eder hem de kendine güvenir inşallah onlar.

Eğer ki aklınıza takılan sormak istediğiniz bir şey olursa yoruma veya gmail adresime yazıp sorabilirsiniz. elimden geldiğince yardımcı olurum.



-AMARİL-


7 Haziran 2017 Çarşamba

Animasyon Tanıtım// The Boss Baby


Vizyon Tarihi: 31 Mart 2017
Yapımı : 2017 - ABD
Tür : Animasyon ,  Komedi
Süre: 97 Dak.
Yönetmen : Tom McGrath
Seslendirenler : Steve Buscemi ,  Alec Baldwin ,  Lisa Kudrow ,  Jimmy Kimmel ,  Miles Christopher Bakshi
Senaryo : Michael McCullers
Yapımcı : Denise Nolan Cascino


ANİMASYON ÖZETİ:
7 yaşındaki Tim Templeton, anne ve babasıyla birlikte çok mutlu bir hayat sürerken güzel günlerin sonu, bir erkek kardeşinin olduğunu öğrenmesiyle gelir. Ancak kardeşi hiç de diğer bebekler gibi değildir, büyük insanlar gibi konuşan, takım elbise giyip bond çanta taşıyan bu bebeğin amacı, Puppy Şirketi'nin başkanının kurduğu komployu boşa çıkarmak, dünyadaki sevgi dengesinin bozulmasını önlemektir. Tim, bebeğin bir an önce gidebilmesi için işbirliği yapmaya karar verir.
Patron Bebek : Fotograf

Merhaba uzun zamandır yoktum buralarda. Birkaç gün önce izlediğim harika animasyonu sizlerle paylaşmak istedim. Animasyon pek fazla izlemem ama o gün bu animasyondan küçük bir kesit gördüm ve izlemek istedim. Kardeşimle izledik ve harikaydı bence :)


Çok güzel bir temayı işlemişler. "Herkese yetecek kadar sevgi vardır. "


Patron gibi giyinen, büyük adam gibi konuşan, oyun oynamak değil de iş yapmayı seven bir bebek düşünün :) Güzel düşündünüz mü? Çok garip değil mi? Bunu fark eden anne baba değil de bu bebeğin abisi 7 yaşındaki Tom :) Bebek eve geldiğinden beri onu sevmeyen ve bu özellikleri fark edince iyice ona gıcık olan Tom zamanla ona ısınıp sevecek mi? Bebekler neden patronluk taslıyor? Bu bebeklerin amacı ne? ve daha fazlası bu animasyonda ;)) 

Bebeğin Tim e son kısımda olan sözleri harikaydı. Çok samimi, sevimli bir animasyondu yaa herkes izlemeli. Özellikle kardeşi olacak küçük çocuklara izletilmeli :))

Çoğunlukla gülümseyerek izledim. Hatta hiç beklemezdim bunu ama sonunda çok duygulanıp biraz Ağlamış olabilirim. Yani sonuçta bir animasyon denilip geçilmemeli. Çok güzel duygular hissettirdi bana ;)


Farklı ama güzel bir konusu vardı , Tim hayal gücü çok geniş olan bir çocuktu. Onun hayallerini ve oyuncaklarla kendine kurduğu o dünyayı izlemek çok güzeldi. Bebek ve Tim in yaşadığı maceralar, birbirlerinden hiç hoşlanmazken sonradan birbirlerine muhtaç olmalarıyla beraber sevmeye başlamaları harikaydı ;))


Kardeşlik duygusunu, kıskançlığı, anne babanın yeni doğan bebeğe olan ilgisini güzel aktarmışlar.


Büyük adam gibi konuşan, patron gibi giyinen bir bebeğin ve tüm ilgi üzerinde olan çocukluğunu yaşayan hayal gücü geniş ama sonradan bir kardeş gelmesi üzerine o ilginin alakanın azalmasıyla üzülen bir çocuğun hikayesi bu. Gerçekten çok seveceksiniz ;))

Bebek gerçekten bebek olduğu zamanlarda çok sevimliydi. Tom da onu o durumdayken yalnız bırakmayıp kucağında taşıyordu ve bu bence çok güzeldi. Beraber bisiklete binip bakıcı (?) dan kaçmaları en eğlenceli kısımlardı. Birbirlerine yardım etmeleri falan inanılmaz hoştu. Son kısımda ikisi de istediği şeyi elde etmişken yine de içlerinde eksiklik duygusu olması ve birbirlerini özlemeleri ve yaptıkları o şey çok duygusaldı :) 

Ya izlemeniz lazım anlatamam çok tatlı bir animasyondu :) Aslında çocuklardan çok yetişkinlere hitap ediyordu. Yani konusu basit değil çok zekice kurgulanmış. 

İnşallah bir daha ki postta görüşürüz. Sınav bitince kitap yorumuna devam edeceğim. Sınavla alakalı da bir yazı yazarım. Büyük ihtimal mezuna kalacağım. Çünkü istediğim yer çok yüksek ve ben bu sene yeterince emek verdiğimi düşünmüyorum. Ama bu sefer gündüz ders akşam kitap okuma olarak devam edeceğim. Kitaplardan ayrı kalınca moralim bozuluyor :)

*Bende izleme isteği uyandıran o tatlı video:

*Son olarak fragman adresi vereceğim bir bakın:


-Amaril-



12 Mayıs 2017 Cuma

HAYVAN SEVGİSİ VE İNSANLIK NAMINA BİR KAÇ SÖZ...


Bugün çok kötü bir şey oldu. Sözde iyi niyetli bir yaklaşımla bir hayvanın hayatını kararttilar...

Kütüphaneye ders çalışmaya gittik arkadaşımla. Ben oraya hiç gitmediydim daha önce. Baya guzeldi ferahtı. Hatta içerde iki kedi vardı bir anne bir de yavrusu. Kedilerden pek hoşlanmam.  Ama o ortam ve kediler özleşmişti sanki. Bu çok hoşuma gitti. Ne  güzel dedim içimden hayvansever insanlar demek ki. Sonra bizim ayrilmamiza yakın çok kötü bir şey oldu. Ben arkadaşımla dışarda konuşurken olmuş bu ben fark etmemistim. Sonra içeri girerken anne kediyi fark ettim. Çok Üzgündu sanki, her yere gidip mirildaniyordu. Sanki ağlar gibiydi sanki duyun sesimi der gibiydi...

Diğer arkadaşıma sordum ne oldu diye çünkü o da ağlar gibiydi biraz. Kedinin yavrusunu götürdüler dedi. Algilayamadim önce, geri getirirler demi dedim Hayır dedi. Bi tane genç kız almış götürmüş. Öylece annesinden ayırmış. İnanamadım. Kütüphane görevlileri de izin vermiş buna. Çok sinirlendim, üzüldüm. O kedi bir anne sonuçta her yerde yavrusunu arıyordu. Yaşlı olan Kütüphaneciye gittim söyledim. Nasıl böyle bir şey yaparsınız onu yavrusundan nasıl ayırdınız?? Adam bana bu yaptıkları iğrenç şeyi savunuyor bir de. Biz onlara bakamayiz , bir gün sokakta araba altında kalır diye. Şaka gibi ya. Kendilerini iyilik yaptı sanıyorlar. Daha sonra bi sürü şey söyledim. Bagiracaktim ama sakın kalmaya çalıştım insanlar ders çalışıyor diye. Sonra durmadım daha fazla arkadaşım da gitmişti zaten. Sonra başka bir kadın geldi konuşalım dedi. Öğrendim ki diğer 2 yavrusunu da birilerine vermişler. Sanki bir eşya gibi. Adam da kendini haklı çıkarmak için napalım kız çok ısrar etti diyor. Gelde sinirlenme!
O hayvanların ağzı var dili yok diye, kendilerini savunamazlar diye bunu yapmaya hakları yok!!
Genç bi kız almış ya, sen kim oluyorsun daha kenine bile bakamiyorsun daha annesinden  süt içen bir kediyi sırf beğendin diye nasıl sahiplenirsin? Bu nasıl hayvanseverlik?  Bu vicdansizlik be!

İnanamıyorum insanlar ne kadar aç gözlü ? nasıl bu hale geldik? Her beğendiğin sevdiğin şeyi sahiplenmek  zorunda misin? Kütüphaneye geldiğinde zaman seversin yani. Eğer ki o kız bu yazımi okursa gidip yavruyu annesine kavustursun. Ya kütüphanede bıraksın ya da hem anneye hem yavruya baksın ! Gerçekten çok sinirlendim. O kedinin Mahsun bakışları çok içime dokundu. İnsanlar çok duyarsız. O kadar bencillesmisler ki inisan olduklarını bile unutmuslar. Seninde yavrunu zorla elinden alsalar ne hissederdin? Hayvanların da insanlarında kendi yavrusu kiymetlidir. Bir gün bunu anlarsak her şey iyi olacak. Doğanın ve hayvanların değerini bilmemiz lazım. Onları korumamız lazım. Onlara sahip çıkacaksak  sevdiklerinden ayırmadan çıkalım.

Sevmek bu mudur ya? İnsanlar bunu sadece hayvanlara değil insanlara da yapıyorlar. Zorla sahip olmaya çalışıyorlar. Uzaktan sevmek en güzeli değil midir? Bakmaya bile Kıyamamaktir sevmek. Sevdiğiniz bir şeye/kişiye  sahip olmaya değil onu anlamaya çalışın. Neyse konuyu dağıtmadan devam edeyim.

Anlamıyorum o hayvanların bedelini vebalini nasıl ödeyecekler? Bu dünyada olmasa da o konusamayan hayvanlar o zarar verdiğimiz güzelim Doğa ahirette konusacaklar!

Lütfen bu şekilde davranmayın. Bir sürü sahipsiz kimsesiz hayvan var barınaklarda onları alın çok istiyorsaniz.

İnsanlar çok değişti gerçekten. Önceden daha samimiydik birbirimize Güvenirdik ağaçlara çiçeklere kuşlara kedi ve Köpeklere çok değer verirdik. Şimdiyse bir hevesle hayvanlar alınıp sonra sokağa atılıyor. Boyle yapan Tanidiklarinizi uyarın onlari biraz olsun gerçek hayvan sevgisine ve insanlığa davet ediyorum...

-Amaril-

25 Mart 2017 Cumartesi

Yorum Atölyesi'nden Sümeyye Kip ile Keyifli Bir Röportaj :)



Merhaba sevgili kitap kurtları :) Bugün bloğuma sevgili Sümeyye KİP ile yaptığım güzel röportajı ekliyorum. Ygs den önce bu etkinlik başlamıştı ama ben yoğunluğum yüzünden fırsat bulamamıştım ve Sümeyye abla da bana nezaket gösterdi. Abla diyorum inşallah kendini yaşlı hissetmez ;) zira ben sevgi ve saygıdan dolayı böyle demek istedim. Kendisiyle yeni tanıştık yani sadece yazıştık ama ben onu çok sevdim :)

Bu güzel etkinlik için ANNESİ'nin PRENSES'i  ne çok teşekkür ederim :)

Ayrıca SÜMEYYE KİP 'e de çok teşekkürler bu harika cevaplarından dolayı :) İnşallah sizlerde cevaplarını okuyunca benim kadar keyif alırsınız… Şimdi sizi Sümeyye abla ile baş başa bırakıyorum :)


1)   Kitap okuma serüveniniz nasıl başladı ? Etkilendiğiniz birileri var mı ?

Kitap okuma serüvenim okuma yazma öğrenmekle başladı desem abartmış olmam gibime geliyor.. Okuma yazma öğrenir öğrenmez tüm çocuk kitaplarına saldırmıştım. Peter panlar, küçük prensler, Ayşegül ne yapıyor serileri daha neler neler. Büyüdükçe ortaokulda biraz daha yükseklere diktim gözümü klasikleri okumaya başladım. Fareler ve insanlar gibi çok ağır olmayan klasiklerle devam ettim ve en büyük patlamayı, kitap aşkının doruklarını lise zamanım da yaşadım. O zaman bir yandan hocaların önerdiklerini okumaya çalışıyor bir yandan kendi mütevazi listemdeki kitaplara dadanıyordum ama açlığım bir türlü bitmiyor bitmiyor ve bitmiyordu. :D Neyse ki şimdilerde o aşk asla sönmedi ve yine elimden geldiğince çok okumaya çabalıyorum. Hatta eskiden harçlıklarım az kütüphanelere gitme imkanım kısıtlı olduğu için bu kadar kitap elde etme lüksüm yoktu şimdi sürekli kitap alabiliyorum ya da soluğu kütüphanede alıyorum. Bu süreçte çevremde benim gibi olan yegane kişi ise benim gibi kitap kurdu olan bir ruh ikizine yani bir yeğene sahip olmak. Birbirimize sürekli kitaplar öneriyor, şundan uzak dur bunu oku diyerek birbirimize destek oluyorduk. Oda benim bu kitap yolculuğumda en büyük yol arkadaşım diyebiliriz. :)

2) Okuduğunuz kitaplar size neler katıyor? Ne için kitap okuyorsunuz? 3) Blog açma sebebiniz nedir ve neden ortak seçtiniz :) ?

Okuduğum kitapların bana kattıkları anlatmakla bitmez ama bir yerden başlayım madem. Bir kere çok klişe olacak ama cidden esaslı bir arkadaş gibiler. Ne zaman içim sıkılsa ilk koştuğum onlar, beni güldüren, düşündüren, geliştiren, ağlatan belki de bir arkadaşın bile yapamayacağı çoğu şeyi yapan onlar. Onların içimde tatlı telaşlara sebep olmasını seviyorum. Acaba bu bitince neyi okusam diye kararsız kalışlarımı, kitap sayfaları çevirirken ya da yeni bir kitaba başlarken ki heyecanımı seviyorum. Yeni kitap aldığımda içimde oluşan coşkuyu, bir kitabı daha bitirdiğimde içimde oluşan huzuru seviyorum. Anlatmakla biter mi bilemem ama aşk bu resmen ve bu türden şeyleri herhangi bir insanoğluna karşı hissedebileceğimi zannetmiyorum. Eğer hissetsem onunla zorla evlenirdim zaten :D kitap okumak hem eğlendirici hem kültürel olarak geliştirici hem de insanı bambaşka diyarlara sürükleyen bir eylem. Kitap okuyan ile okumayanı konuşmasından tut hayata bakış açısına kadar ayırt edebilirsiniz. Çünkü insanın ruhuna değen bir eylemdir. Kitaplar söz konusu ise sözlerim sonsuza dek sürebilir. Susayım en iyisi. Yaşasın kitap krallığım diyerek sıradaki soruya geçiyorum :)



    3)   Blog açma sebebiniz nedir ve neden ortak seçtiniz :) ?

Blog açmayı lisede düşünürdüm zaten. Bir ara okuduğum bir kitapta bir kızın kitap blogu vardı ve ona sürekli bir şeyler yazıyordu. O an içimdeki aşk had safhaya çıktı. Daha sık düşünür oldum bu fikri en yakın arkadaşım, kardeşim diyebileceğim ruh ikizim yeğenim esmaya açtığımda oda şaşırdı çünkü onunda aklında uzun zamandır böyle bir fikir varmış. Birlikte ortak bir blog açmayı kara kara düşünmeye başladık. Ama şöyle bir oyunbozanlık yapmak durumunda kaldım. O yıl Üniversiteyi yeni kazandığım ve il dışına gideceğim için blog işleri ile sık uğraşamayacağımı, çok sık yorum yazamayacağımı bildirerek esmayı bu yolda yalnız bırakmak durumunda kaldım. Birkaç ay sonra her şey düzene oturup boş vakitlerim arttığında Esma blogun artık benim gelişime hazır olduğunu ilan etti ve bende bloga dahil oluverdim. Yani biraz sen önden git ben geliyorum gibisinden bir durum olmuş oldu. Blog açma amacım da hem tüm kitaplara ilişkin görüşlerimin bir arada bulunduğu bir albüm gibi olsun, az kişi de okusa fikirlerimiz insanlara ulaşsın ve insanlara güzel kitaplar önerebilelim ve her şeyden önemlisi gereksiz hobiler yerine kitaplarla ilgili bir blog yazarak o kitabı daha iyi değerlendirebilme fırsatı sunması ve daha nice güzel sebep. Öyle başladı benim serüvenim işte :)

Biraz uzun oldu bunun için üzgünüm yine ayarı kaçırmışım. Bu güzel soruları için Farklı Diyarlara ve böyle güzel bir etkinliğin lideri olduğu için Annesi'nin Prensesi'ne sevgilerimi ve teşekkürlerimi sunarım. 😊 J

11 Şubat 2017 Cumartesi

MİMİMSİTRAK ŞEYLER (Reklamlardaki gibi olmayan şeyler)


 Herkese merhaba :) Uzun zamandır buralarda yoktum. Mim var yine ve ANNESİ'nin PRENSES'i beni de davet etmiş. Gerçekten çok teşekkür ederim. Bu mimler de olmasa hiç ugrayamayacagim galiba. Tam terslik bilgisayarın faresi bozuldu. Telefondan yazıyorum. Hatalar olabilir kusura bakmayın ;)  Bu arada bu mimi de Bir Masal Gibi başlatmış. Benim için farklı bir deneyim oldu ona da teşekkür ederim.

Gelelim mimin konusuna: Reklamlardaki gibi olmayan şeyler... Reklamlar bildiginiz uzere musteri kazanmak icin daha cok para için yapilan seyler. Genelde yalan oluyor gosterilenler. Ama insan işte almadan duramıyor. Çok  fazla tv izlemem. Ama bazen denk gelen reklamlar oluyor elbet. Bazıları saçma geliyor bazılarına da gülüyorum baya. Şimdi hoşuma giden birkaç reklam linki vereceğim. Bence bakın. Hem gerçek hayatı yansıtmayan hem de çok farklı bir konuya sahip reklamlar.

İlki bir kahve reklamı. Bunu arkadaşım önerdi. Ben tv izlemiyorum diye ona sordum. Aklına ilk gelen buydu. Bencede komik bir reklam. Ayrıca kedinin Sondaki Zıplayışı acayip komik. Adamın kahve İçmesi ve kendine gelen özgüven sonunda kediden kendince aldığı intikam 😄 Hayır yani sanki insan onunla ugrasacak gerçekte. Hem de çöpün içine girerek 😂😂 ama reklam işte ve bence iyi olmuş akşam akşam güldüm baya ;))

Cafe Crown Kedi Reklamı - Daha çok sen

Diğeri de gençlerin mutlaka bileceği Ruhi Çenet 'in oynadığı reklmiam :

 Eti Canga Ruhi Çenet'le bu sorunun peşinde : Her yer Her yerde!

Şimdi de az önce rast geldiğim geçen sene 23 Nisan da çıkan bir reklam. Tatlı Domatesler. Acayip hoşuma gitti ;))

Tat - Tatlı Domatesler

Şimdi de Eti puf  reklamı. Yazık çocuklar izleyince gerçekten böyle oluyor sanırlar belki de :))

Eti Puf - Yerler seni

Yine eti reklamı :

Mısırcı Balık

Evet biraz da duygulanın özellikle anneler:

Pınar Süt reklamı

Araştırınca çok değişik reklamlar çıktı. Hepsini eklemek istedim. Hepsine göz atın bence. Tekrardan  ANNESİ'nin PRENSES'i ne çok teşekkür ederim. Yaparken baya eğlendim. Uzun zamandır böyle komik şeylere bakıyordum. YGS ye 30 güncük kaldı ve hala eksiklerim var. Baya yoğunum bu ara. Yaz bi gelsin blogumla daha çok ilgilenecegim inşallah.

Kendinize iyi bakin. Zamanınızı iyi değerlendirin. Hiçbir şeyi yapmak için beklemeyin. Şimdi daha iyi anlıyorum ki zaman su gibi akıyor. Daha liseye yeni başlamıştım. Şimdi nerdeyse mezunum ve o zamanlar hiç umursamadigim sınavlara çok az kaldı. Herkese iyi geceler... Daha mutlu olacağımız bir güne uyanalim inşallah 😊☺

Not: Resim hoşuma gitti. Aslında konuyla alakası yok ama güzel işte o da yeterli bence. Başka ne koyarım bilemedim.

Not: Aksam uyku sersemligiyle mime davet etmeyi unutmuşum. İşte davet ettiklerim,
Siyah Kuğu
Kitap Tadında
Örgü Çantam
Anne Güncesi

Vaktiniz olursa yapın merak ediyorum 😊☺ Başka yaa isteyen olursa yapsın. Bilgisayarımdan yazamadım için biraz zorlandım daha çok kişiyi etiketleyemiyorum.

-Amaril-

9 Ocak 2017 Pazartesi

GEÇ KALMIŞ BİR 2017 YAZISI

İlgili resim

Merhaba :)

Tüm insanlığa iyi gelecek, hayallerin gerçekleşeceği, insanların savaşmayacağı, kavgaların kötülüklerin olmayacağı, iyiye güzele başarıya ulaşılan bir sene olmasını istiyorum 2017'nin!

Uzun zamandır yoktum. Okul dershane sınavlar derken, sonunda vakit daraldı. Yaklaşık olarak 2 ay var sınava. Bugün ÖSYM başvurumu yaptım. Çok heyecanlıyım, inşallah bu işin altından başarıyla kalkarım/z. Herkes istediği ve yapabileceği mesleği en iyi öğreneceği üniversiteye gider inşallah.

Hiçbir zaman ygs lys sınav muhabbetlerini, kayıt zamanlarını, bankaya sınav parası yatırma işlemlerini merak etmedim. Özellikle uzak durdum, sanki sıra hiç bana gelmeyecek gibi… Ama şimdi içindeyim, yaşıyoruz. Yarış atı gibiyiz. Etrafımızda en yakınımızda savaşlar ve terör var. Daha uzaklarda el altından her pisliği yapan ülkeler var. Her gün birden çok şey oluyor. Zaten psikolojim bozuk haberlere bakmıyorum ama teknoloji çağındayız elbette duyuyorum ve bu beni daha kötü yapıyor. Hayattan bezdim. 

moon wallpaper ile ilgili görsel sonucu

Geçenlerde -aralık 26 da- 18 yaşıma girdim ama hiç umduğum gibi değildi. Zaten hiç 18 olmak istemedim. Hep çocuk kalmayı bu korkunç dünyanın kölesi olmamayı istedim. Ama her şey gibi bu da geldi. Berbat bir gündü benim için. İlk defa doğum günümden nefret ettim. Çünkü sınav dönemindeyim, çünkü hayatımda hala yerine koyamadığım şeyler var, çünkü dünya savaşta, çünkü insanlar ölüyor, çünkü ben büyüdüm ve insanların ne kadar kötü olduğunu artık daha iyi anlıyorum.

Halep’te yaşananlar, Gazze, Irak, Arakan ve daha niceleri, yıllardır savaşta. Yıllardır insanlar ölüyor. Her gün yaşama savaşı veriyorlar, umut etmek sınavı veriyorlar, ve ben sıcak evimde berbat bir sınava bile hazırlanamıyorum. O kadar yoruldum ki. Her gün aynı şey. Saat 6 da kalk, okula git buz gibi soğukta. Gürültüde ders çalış, dershaneye koş, akşam 8 de 9 da eve gel. Bu işte. Aylardır böyle ve ben tükenmiş gibi hissediyorum. Elbette daha hiç bunlar yolun çok başındayım. Ama bu yıl o kadar zor ki. Dediğim gibi sadece kendi dertlerim olsa dayanabilirdim. Ama o insanlar, çocuklar…

İnşallah her şey daha iyiye gider. Terör biter. Ülkemizde huzur başlar. Artık saçma şeyler yerine en çok bilime eğitime önem veririz. Her şeye rağmen yılmak pes etmek yok. Hem Türk milleti olarak hem de 2017 sınav mağdurları olarak. Bundan sonra daha iyi olacak. Buna inanıyorum, dua ediyorum.

İlgili resim

Yaz gelse, tekrar vicdan azabı duymadan, başka bir şey düşünmeden kitap okuyabilsem, gönlümce film dizi izleyebilsem. Yemyeşil rengarenk ağaçları ve çiçekleri izlesem fotoğraflarını çeksem. İnsanların gürültüsünü çekmeden kafamı dinleyebilsem.
O kadar hırslılar ki, tamam bende de var hırs, ben de korkuyorum sınavdan başarısız olmaktan ama en çok da ailemin emeklerinin karşılığını verememekten… Ama o hırsı kötü yönde kullanmıyorum. Yine de anlayışlı olmaya çalışıyorum. Dershanedeki okuldaki insanlar o kadar garip ki. Çok az kaldı ve herkes gergin. Sürekli en ufak bir şeyde olay çıkıyor bıktım artık.

Etrafımda ailem dışında birkaç insan var mutlu eden. Bazıları da uzakta. Önceden kuzenlerimle sohbet ederdik dertleşirdik gece yarısına kadar. Şimdi hiçbirimizin vakti yok. İmkan çok ama vakit yok artık. Gittikçe uzaklaşıyoruz yakınlaşacağımız yerde.

İç dökme yazısı gibi oldu. Sonuna kadar okuduysanız tebrik ederim. Benim saçmalamalarım işte. Bi de o kadar doldum ki daha çok yazasım var ama halim yok. Sınav tüm gençliğimi mahvediyor ;) Hiç okuyan olmasa bile ben okurum ilerde, içim rahatladı biraz. Özlemişim bloğumu. Yazın daha fazla yoğunlaşacağım. Yorumlamak okumak istediğim tonla kitap var. Belki de yazın her hafta veya üç  dört günde bir yorum atarım :) Herkese iyi geceler :) Daha güzel, daha huzurlu, daha başarılı bir dünyaya uyanalım inşallah…


-AMARİL-
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...