29 Ekim 2017 Pazar

ÇIRAK – TESS GERRITSEN



Yazar: Tess Gerritsen
Çevirmen: Cumhur Mısırlıoğlu
Yayınevi : Martı Yayınları
Sayfa Sayısı: 384
Baskı Yılı: 2015
Tür: Polisiye, Gerilim, Heyecan, Aksiyon, Romantizm

KİTAP TANITIMI:
Cerrah Geri Dönüyor... Ve Bu Kez Yalnız Değil...

Boston dedektifi Jane Rizzoli, Cerrahın elinden yeni kurtulmuş, kâbuslarının sona erdiğini düşünmeye başlamıştır ki, yeni ortaya çıkan bir seri katilin peşine düşmek zorunda kalır. Ancak bu yeni katilin yöntemlerinin Cerrahınkilere olan benzerliği ürkütücüdür. Davayla ilgili herkesten daha çok şey bilen gizemli bir FBI ajanının ortaya çıkışı Rizzoli'nin işini kolaylaştırmaktan çok daha da zorlaştıracaktır. Uzun yıllardır birlikte çalıştığı ortağının yardımı olmadan tek başına savaşmak zorunda olan dedektif, korkularıyla ve kâbuslarıyla yüzleşip Cerraha ve "çırağına" meydan okumaya hazırlanmaktadır.

Bu kitabın kapağını açmadan önce ışıkları yakmayı, dolapların içini kontrol etmeyi ve kapıları kilitlemeyi unutmayın.
-People-

Ustaca ve ürkütücü... Gerilimi ensenizde hissedeceksiniz.
-The Washington Post Book World-

Tam anlamıyla korkunç... Kitabı okuyacağım diye uykularımdan oldum ve uzun süre kendime gelemedim. Gerilim hiç bitmiyor, Gerritsen'in karakterleri bir neşter gibi derine iniyor.
-Beşinci Tüp'ün Yazarı Michael Palmer-

Gerritsen'in romanlarında bağımlılık yaratan bir şeyler var... Gözlerinizi sayfadan ayıramıyorsunuz; akıp gidiyor. Vakit gece yarısını geçip sabaha dönmesine, içinizin ürpermesine, tüylerinizin diken diken olmasına aldırmadan okuyorsunuz...
-Maine Sunday Telegram-

Kendinden emin bir cerrahın neşteri gibi keskin... Tess Gerritsen bütün ustalığıyla gerilim romanları arasındaki yerini sağlamlaştırıyor.
-Publısher's Weekly-

Gerritsen hayranlarını hayal kırıklığına uğratmayacak bir roman... Yeni okurların bu heyecanı keşfetmesi için iyi bir fırsat...
-Booklist-



KİTAP YORUMUM:

İki gün önce başlayıp dün gece saat 1 e kadar okuyup bitirdiğim kitabın yorumuyla sizlerleyim. Okumayı bırakamadım, sonunu çok merak ettim ve uykusuz gözlerle okumama değdi cidden çok beğendim :)

***Ayrıca Tüm Türkiye'nin ve Türk olduğunu hissedenlerin 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı Kutlu Olsun ! :)

Cerrah kitabını okuduydum. 9.sınıftayken. Ama o zamanlar Çırak'ı kütüphaneden veya arkadaşlarımdan bulamamıştım. Sonradan kendim aldım. Ama okumaya fırsat olmadıydı. İyi ki şimdi okudum. O kadar özlemişim ki Tess'in cümlelerini. Bana çok iyi geldi, stres yaşadığım bu dönemde.

Cerrah aklımdaydı. Ama yine de unuttuğum yerler olmuş. Onları da Çırak sayesinde hatırladım. Yani Tess önemli kısımları yine hatırlatmış. Kitap harikaydı.  Çok heyecanlı ve sürükleyiciydi.

Cerrah'ın yaptıklarını taklit eden bir adam çıkıyor ortaya. Ama sonra onun taklit değil kendi zevki için bunları yaptığı anlaşılıyor. Bu adam eş olan insanlara saldırıyor. Adamları öldürüp kadınları kaçırıyor. Tabi bunları hapiste haber izlerken Warren Hoyt da öğreniyor. Cerrah bir şekilde hapisten kaçıp Çırak'ı buluyor. Artık cani insanlar 2 kişi. Bundan en çok etkilenen Jane Rizzoli oluyor tabi ki.

Rizzoli 1 yıl önce yaşadıklarını unutmaya çalışırken bu son olan cinayetler onu tekrar mahvediyor. Ama polisten tek kadın olması dolayısıyla kendini güçlü tutmaya duygularını kontrol etmeye çalışıyor. Çünkü herkesin gözü onun üstünde. Herkes o düşsün diye beklerken Rizzoli tam tersi kalkıp savaşıyor.  Bu cinayetlerde Baş Dedektif o oluyor.

Rizzoli'nin yaşadığı korkular, güçlü kalmaya çalışması falan çok iyi anlatılmış. Ayrıca onun tek kadın polis olması ve sürekli erkeklerin küçümseyici bakışlarına katlanmak zorunda olması da güzel anlatılmış.

Bu kitapta Dr. Maura Isles ve Ajan Gabriel Dean aramıza katılıyor. İkisini de çok sevdim tabi ki :))

Rizzoli'nin Dean'e karşı olan davranışları konuşmaları çok güzeldi.

Tess kitapta kadınlara yapılan şiddeti kınadığını Rizzoli üzerinden aktarmış. Bu konu üzerinde çok durması hoşuma gitti.

Arada Cerrah'ın düşüncelerine de yer vermesi kitabı daha ürkütücü yapmış. Onun normal davranışları ama sapık zihniyeti...

Martı yayınlarının bu baskısında paragraf arası boşluk ilk başlarda yoktu. Yani Cerrah ve Rizzoli'nin paragraflar ardarda olduğu durumda anlaşılmıyordu hemen hangisine ait diye. Sonradan düzeldi gibi.

Korsak ve Rizzoli'nin dizideki gibi iyi olmasını isterdim. Ama değildi maalesef. Zaten dizide daha eğlenceli yapmak esas alındığı için birçok şey farklı
 Ama olsun ben her ikisini de beğeniyorum. Tabi ki en fazla kitap serisini =)

Kitap cidden güzeldi.  R&I okumayı çok özlemişim.

Kitabın sonu biraz tuhaf bitti.

Tess bu kitapta şiddete, insan davranışlarına, psikolojik ruh haline, kadınlara değinmiş. Yani şiddeti insanlar ne kadar kınasa da, herkes o şiddet anlatılırken istemeden ilgi duyar içinde bir yerlerde hoşuna gider. Şiddet bizim doğamızda var. Aslında insanlar şiddeti kötü olarak görse bile şiddetin özellikle kadınlara yapılan şiddetin ve tecavüzlerin özellikle erkeklerde hem dehşet hem de zevk uyandırmasına değinmiş Tess Gerrıtsen. Okuyunca ne demek istediğimi anlarsınız.

İşte İnsan bu kadar da aciz. İrademiz çok hafif. Kendimizi ne kadar kontrol edebiliyor gibi gözüksek de bu şiddet eğilimi gibi ilkel davranışlar içimizde yatıyor. En düzgün insanın bile hayallerinde şiddet olabilir. Hoyt gibi korkunç insanların günlük hayatta normal davranması ama beyinlerinde bir sürü dehşet hayal gezmesini anlatmak istemiş Tess.

İşte tam da bu yüzden Tess'i seviyorum. Bizi düşündürüyor. Sadece basit polisiye yazıp geçmiyor.  Derine iniyor. İnsan davranışlarının kökenine.  Ayrıca bunu hem tıbbi hem polis dilindeki ifadelerle açıklıyor.

Tess'in kitaplarında heyecan, korku, adli tıp, polisiye, gerilim, romantizm var. Her kitabında bunlara değiniyor ve ortaya harika eserler çıkıyor. 

Bence herkes okumalı ve düşünmeli Tess'i.

-Amaril-



7 Ekim 2017 Cumartesi

ATEŞİN ŞARKISI – TESS GERRITSEN

ateşin şarkısı ile ilgili görsel sonucu

Yazar: Tess Gerritsen
Orijinal adı: Playing With Fire
Çevirmen: Cumhur Mısırlıoğlu
Yayınevi : Martı Yayınları
Sayfa Sayısı: 304
Baskı Yılı: 2016

KİTABIN TANITIMI:

"Ona baktığınızda ne görüyorsunuz?" "Kızım o benim. Tabii ki her açıdan mükemmel olduğunu düşünüyorum. Fakat"... "Fakat?" Artık ondan korkuyorum.

Üç yaşındaki kızının saldırısına uğradığında Julia'nın hissettiği tam da budur. Genç kadın, dünyalar tatlısı kızı Lily'ye ne olduğunu anlayamaz, ama onu bu hale neyin getirdiğini biliyordur. Ya da bildiğini sanıyordur.

"Her şey o zaman değişti işte. Kâbus o zaman başladı. Incendio'yu ilk çaldığım zaman. Bu müzikle ilgili bir şey hayatımıza bulaştı ve kızımı, her gördüğümde kanımı donduran birine dönüştürdü."

Julia, bir antikacıda bulduğu Incendio adlı bestenin, kızı üzerindeki ürkütücü etkisinin sırrını çözmek zorundadır. Bu uğurda yalnızlığı göze alıp, yabancı bir şehrin karanlık geçmişine uzanan sokaklarında kaybolsa bile.

(Benim kameramdan)

KİTAP YORUMUM:

En sevdiğim yazarlardan biri olan Tess Gerritsen’ın farklı türdeki kitabıyla karşınızdayım :)  

Bu kitabı taa Ramazan’da okuyup bitirdiydim. Bir türlü yorumunu yazamadım. Oruç olduğum halde 1 günde bitirdim. Bir başladım, sonra bir baktım akşam ezanı okunuyor. Kitabı bitirmişim akşama kadar :)

Çok ilginç bir kitaptı. Evet Tess alışıldık konularından uzaklaşmış. Bana göre iyi bir kitaptı. Tess ne yazsa okurum diyenlerden olduğum için :) Tess’in anlamı benim için çok farklı. Polisiyeyi ve adli tıpı bana cidden sevdiren yazardır. Bu kitabında farklı kültür, geçmişin karanlık sırları, müzik var. Sonunda yine şaşırtıcı. Harika bir kitap bana göre. Ama Tess’in normal konularından uzak olduğunu bilerek başlayın hayal kırıklığına uğramazsınız :)

Her ne kadar Rizzoli & İsles serisini 9.sınıftan beri hala bitirememiş olsam da okumayı çok sevdiğim bir yazar. Kitaplarının hepsi elimde olmadığı için bitiremedim zaten serisini. Ama inşallah seneye yazın R&I nın tüm kitaplarını alıp okuyacağım :)
Kitaba gelelim bu kadar sohbet yeter ;)

Kemancı Julia, Roma’da eski bir sahafta daha önce hiç görmediği, duymadığı bir besteyi buluyor. Incendio. Çok hüzünlü başlayan ama sonra çılgınca hızlanan bir beste bu. O hüzünlü ses bir anda gerilim müziğine dönüşüyor. Onu çalarken çok farklı hissediyor. Bu besteyi çaldığı andan sonra 3 yaşındaki tatlı kızı bir anda değişiyor ve Julia’nın korktuğu birine dönüşüyor.

Julia eseri her çaldığında kızı kötü bir şey yapıyor. Julia herkese kızının değiştiğini söylese de kimse ona inanmıyor. Üstüne üstlük annesinin gerçek hikayesini öğreniyor. Annesi psikozdan dolayı akıl hastanesine yatan bir kadınmış. Ama halası onun hasta olmadığını, sadece tüm ilgi onun üzerinde olmadığı için sıkılıp çılgınlık yaptığını söylüyor. Hatta Julia’nın erkek kardeşini henüz 3 haftalıkken balkondan aşağı bilerek atmış. Julia da annesinin genlerinden bu dehşet verici özelliğinin minik kızına geçtiğini düşünüyor. Sonra da eserin izini araştırmak için evden ayrılıyor.

cremona italy keman ile ilgili görsel sonucu

Romanda diğer önemli karakter de Lorenzo. Julia’dan önce yaşayan bir kemancı. İkinci dünya savaşından önce Lorenzo bir kızla müzik yarışına hazırlanıyor. Lorenzo keman çalıyor. Laura da çello çalıyor. Savaş çıkana kadar sürekli çalışıyorlar. Kendi bestelerini oluşturuyorlar.  Laura çok cesur ve farklı biri. Lorenzo’nun beklediğinden daha değişik. Zamanla birbirlerini seviyorlar. Onların diyalogları çok hoştu.

Her şey güzel gidiyor ta ki Yahudi katliamı başlayana dek. Lorenzo ve ailesi Yahudi olduğu için onlar da toplama kampına götürülüyor. Lorenzo yanına sadece dedesinden kalan kemanı alabiliyor. Onun kemanını gören askerler onu kenara çekip müzik çalmasını istiyorlar. Lorenzo’nun iyi çaldığını görünce onu bir müzik orkestrasına dahil ediyorlar. Ama  bu normal bir grup değil. Amaçları çok kötü. Ailesini unutup hayatta kalması gerektiğini söylüyorlar Lorenzo’ya. Onun başka çaresi olmadığı için teklifi kabul ediyor. Hayatının en kötü günleri başlamış oluyor. Evet karın tokluğuna, öldürülmeden yaşıyor ama ailesinden ve sevdiği kızdan uzakta. Buna yaşamak denilirse tabi.

Julia da Venedik’e gidiyor. Bir arkadaşıyla bu eserin izini sürüyorlar. Müzelere bakıyorlar. Her ulaştıkları bilgi onları daha da şaşırtıyor. Silahlı adamlar onun araştırmasını engellemeye çalışıyor. Daha bir sürü aksiyon…

Lorenzo’nun hikayesi çok korkunç. Okuduğumda çok ürperdim. Tess Gerritsen iyi bir yere odaklanmış. Bu kitabın altından öyle bir konunun çıkacağını hiç tahmin etmemiştim.
Nazilerden iyice nefret etmeme sebep oldu. Ya her ne olursa olsun bir insana işkence edilemez. Bir insan canlı canlı yakılamaz! İnsanlık tarihinin utanılması gereken dönemlerinden biri. Bu romanda geçen Lorenzo’nun savaşta müzik çalması gerçekten de olmuş. Belki yapanların isimleri farklıydı ama amaç aynıydı. Onlar yanık kokusunu, çığlıkları dindirmek için hiç durmadan saatlerce günlerce müzik çaldılar. Incendio da işte Lorenzo’nun aşkının, özleminin, savaşın geriliminin bir ürünü…

Laura ise Lorenzo'ya babasıyla birlikte yardım etmeye çalışıyor. Tabiki ellerinden bir şey gelmiyor. Babası ve Laura'nın sonu da çok üzücüydü. 

ateşin şarkısı ile ilgili görsel sonucu

Mutlaka bu kitabı okuyun. Tarihin acı dolu günlerine tanık olun. Ben çok etkilendim. Ne zaman o satırları tekrar okusam veya hatırlasam ürpermeden duramıyorum.
Incendio’nun lanetli gibi görünmesi çok haklı bir şey. Çünkü cidden en iğrenç anlara tanıklık etmiş.

Julia’nın besteyi lanetlemesinin, kızından korkmasının nedenini sonda öğrenemk de mutlu etti. Bir an bunun sonu nereye bağlanacak diye tereddüt etmiştim. Ama tabi ki Tess kitabı havada bırakmadı ;)

Ayrıca kitabın sonunda Tess’in yararlandığı kaynaklar var. Kitabı yazmak için çok araştırdığı belli. Zaten her kitabında bilgisini konuşturuyor kadın. Her defasında ona hayran oluyorum ya :)))

Incendio ‘nun gerçek bestecisi kim bilmiyorum. Araştırabilirsiniz siz de :)

***Incendio’yu Tess Gerritsen’dan dinlemek için :



Incendio, Ateş demek.

Bir kitabın yorumu daha bitti. Bir sonrakinde görüşmek üzere. Bol kitaplı günler dilerim :)

 KİTAP ALINTILARI:

“Eski kitapların, dökülmeye yüz tutmuş sayfaların ve zamana yenik düşmüş deri ciltlerin kokusunu kapı aralığından bile alabiliyorum.”
***
"Lorenzo ?" dedi Carlo. "Ne yazıyorsun sen? O notalar ne öyle? " Bir vals, "dedi Lorenzo "Ölenler için."
***
“İnsan değerini ispat etti mi saygı her zaman peşinden gelirdi.” - (Sayfa 92)
***
“Kemanımdan çıkan hüzünlü ses, kırık kalpleri, kaybedilen aşkları, karanlık ormanları ve perili tepeleri anlatıyor sanki.” - (Sayfa 32)
***
"Dedem bunlara kendini bilmezlerin tantanası diyor."
"Sen o kendini bilmezlere dikkat et Lorenzo. Onlar en tehlikeli düşmanlar, çünkü onlar her yerdeler." -  (Sayfa 87)
***
“Yeni doğanlar henüz boş bir sayfa gibi olduğu için sonrasında neye dönüşeceğini bilemezsiniz. Sizi sevecekler mi, sevmeyecekler mi? Bunu görmek için büyümelerini beklemekten başka çareniz yok.” - (Sayfa 40 - Martı yayınları)
***
''Doğru olanı yaptığın için kimseden özür dileme...'' -  (Sayfa 101)
***
“Neden her şeyin en iyisine, bir numarasına bu kadar meraklıyız? Keşke müziği sırf zevk için çalabilseydik.”
***
“duymuyor musun? Bu müzikte öyle bir tutku, öyle bir acı var ki. Daha parçanın girişindeki ilk on altı mezürde bile hüznü ve özlemi hissedebiliyorsun. Sonra on yedinci mezürden itibaren tedirginleşmeye başlıyor. Notaların hızlanışını, müziğin tırmanışını duyuyorsun. Gözümde birbirine sırılsıklam aşık bir çiftin çaresizliğini canlandırabiliyorum.” Dönüp bana bakıyor.
 “Incendio. Bence bu aşk ateşi.”
“ ya da cehennem.”
***
“Nereye gittiğini göremiyorsan, varacağın yer neresi bilmiyorsan, geçen her saat sonsuzlukmuş gibi gelir.”
***
-AMARİL-




30 Eylül 2017 Cumartesi

FARKLI – ANDREAS STEINHÖFEL



Yazar: Andreas Steinhöfel
Çevirmen: Suzan Geridönmez
Yayınevi : Tudem Yayınları - Çocuk Edebiyatı Dizisi
Sayfa Sayısı: 224
Baskı Yılı: 2016

KİTAP TANITIMI:

"Kafamda sürekli bir ton düşünce dolaşıyor, buna bir de şu renkler, sesler ve tüm diğer şeyler ekleniyor. Bir şey yapmak beni rahatlatıyor."

Felix Winter, 11. doğum günü kutlaması hazırlıklarının yapıldığı gün geçirdiği bir kaza nedeniyle komaya girer. Felix'in girdiği koma, tıpkı on bir yıl önce ona gebe kalan annesinin hamileliği gibi tam 263 gün sürer. Kazadan sonra zaman ve dünya bir süreliğine dengesini yitirmiştir. Felix artık tamamen "farklı" bir çocuk olmuştur.

Ailesinin kendisine verdiği ismi dâhi reddeden Felix, bundan böyle "Farklı" olarak adlandırılmak ister. Yeni adıyla Farklı "Kırmızı müziğin tadını düşünüyorum." diye bir cümle kurabilen bir çocuktur artık. Tüm çevresi için tekinsiz bir yolculuk başlamak üzeredir. Unutmak ve hatırlamak kavramları, sadece Farklı için değil; çevresindeki herkes için bir hesaplaşma ve değişim sürecinin de tetikleyicisi olacaktır. Farklı'nın belleği adeta sıfırlanmıştır. Ancak Farklı'nın anılarına kavuşmaması için her şeyi yapmaya hazır olan biri vardır…

Edebiyatseverlerin ruhlarının bir köşesinde pusuya yatan "Farklı"yı uyandırmayı amaçlayan Steinhöfel, mucizelere hak ettiği değeri vermekten çekinmeyen her yaştan okurun kendinden bir şeyler bulabileceği, sorgulamalarla dolu bir gerçekle yüzleşme randevusuna çağırıyor kitapseverleri.

"Rico ve Oskar" kitaplarıyla tanıdığımız, Alman Gençlik Edebiyatı Ödülü, Erich Kästner Edebiyat Ödülü gibi sayısız ödülle onurlandırılan sıra dışı yazar Andreas Steinhöfel'den, benlik, kimlik, kişilik mücadelesi, özgürlükler ve iç hesaplaşmalar üzerine, fantazya unsurlarının gerçekçi bir kurguyla harmanlandığı başyapıt değeri taşıyan çarpıcı bir roman!
KİTAP YORUMUM:

Bugün sizlere kütüphaneden aldığım bu güzel kitabı anlatacağım :) Kütüphaneye yeni gelmişti, ilk alan ben oldum :) Görür görmez kapağı ve yazıları dikkatimi çekti.

Bu aralar okuduğum kitabı paylaşmak istedim. Bu kitabı kütüphaneden buldum aldım tabi hemen 😊😂 dışından çocuk kitabı gibi görünüyor ama bence değil. Daha çok başındayim. Begenecegimi umuyorum. Kitabı daha kimse okumamış ilk ben aldım :)) yepyeni yani. İsmi ve kapağı dikkatimi çekti gerçekten içeriği de farklı adı gibi :;)) Ayrıca bölüm başlarında resimler var. Resimli kitaplar çok hoşuma gidiyor bu da beğenmem için bir sebep tabi ki ☺😀😂😂
Şimdilik güzel gidiyor. Mutlu pazarlar ve bol Kitaplı günler ☺😄😄
.
.
#farkli #farklı #andreassteinhöfel #tudem #tudemyayınları #felixwinter #263gün #kaza #kitap #book #bookstagram #blog #blogger #kitaplariyikivar #okumakgüzeldir
(Benim kameramdan)

Çocuk kitabı gibi gözüküyor ama bence değil. Kitabın tasarımı güzel. Kalın cildi ve kapaktaki resim çok hoş. Özellikle bölüm başlarında verilen resimlere bayıldım. Zaten böyle ufak tefek resimler çok güzel oluyor bence :)

İç konuşmalara yer verilmesi, farklı bir üslubu, güzel cümleleri…

Adı gibi farklı bir kitap. 
(Benim kameramdan)

Felix Winter 12 yaşına girdiği gün trajikomik bir kaza geçiriyor. ve tam 263 gün sürecek bir komaya giriyor. Bu sayılar önemli. Anne karnında da 263 gün durmuş. 11 yaş bir asal sayı. 11 yaşına kadar annesi Melanie onun tüm hayatına karışıyor. Baskı kuruyor. Her şeyin kendi yönetiminde olmasını istiyor. Babasına bile hak vermiyor bu konuda. Melanie yi hiç sevmedim. Ne kendi kocasına ne de çocuğuna özgür irade bırakmıyor.

Felix 263 gün komada kalıp uyandıktan sonra artık çok farklı biri olmuştur. Eski hayatına dair tek bir şey hatırlamaz. Kendisine Farklı diye hitap edilmesini ister. İnsanlardaki sağlık problemlerini fark edebilmeye başlar. Seslerin tadını aldığını söyler. Her şeyin rengini belirler, renkelere göre sınıflandırır. 

O gri soğuk gözlerini uzun süre insanlara dikip bakar ve onlarda rahatsız olur. O anlarda ben de bir ürperdim yani. Şimdi ne diyecek diye merakla bekledim. Okumaya başlayınca farklı bir dünyaya giriyormuş gibi oldum. Böyle kitap beni içine çekti alıp siyah nehre sürükledi sanki :)
Felix’in bir anda değişmesine bir olay sebep olmuş. Bu olayı sonlara kadar öğrenemedik. Yazar bizim de çabalamamızı istemiş. Ancak beni rahatsız eden şu oldu. Onu değiştireni anladık ama onun eski haline dönmesinin sebebini öğrenemedik. Bence orası çok çabuk geçilmiş. Bir dayanağı yoktu yani.

Stack diye bir matematik öğretmeni var Felix’in. Felix değişince yani Farklı olunca onlar daha iyi anlaşıyorlar :) Bir de bu adamın huysuz topal bir tavuğu var. Önceden bir sürü tavuğu varmış. Ancak hepsi yangında ölmüş. Geri kalan da bu tavuk olmuş. Stack herkesten uzak yaşadığı için, bir süre sonra onu suçlamaya başlamışlar yangını sen çıkardın diye. O da iyice kendini yalnızlığa vermiş. Çok kötü bir durum. İnsanlar hiç bilmeden karşısındakini suçlayabiliyor. Ona iftira atıyor. Hiç onun ne yaşadığını anlamaya çalışmadan. Halbuki o tavuklar karısından kalan son hatıralardı Stack için.

Felix’in iki tane de yakın arkadaşı var. Birini hiç sevmedim. Diğeri iyi ama.

Siyah nehirdeki Deniz kızı ve yavrusunun hikayesi de ilginçti. İnsanlar - yine – kendi açgözlülükleri uğruna başka bir canlıyı öldürebiliyorlar. Her ne kadar gerçekte deniz kızları olmasa da herhangi başka bir canlıya zaten günümüzde bir sürü insan zarar veriyor öyle değil mi? Yazarın bu farkındalığı güzel olmuş.

Genel olarak güzeldi. Sürükleyiciydi. Elime her aldığımda hızlıca okudum. sonunu çok merak etmiştim. Ama bazı sorularım havada kaldı. Yine de çocuk edebiyatı için güzel bir kitap. Şans verebilirsiniz :)

KİTAP ALINTILARI:

"Ama yalnızlığın bedeli büyüktür. İnsanlar yalnız yaşayanlara farklı gözle bakar. fazla dikkat çekmediğin, kurallara uyduğun sürece seni rahat bırakırlar. Aman bir şeyler yolunda gitmeyiversin. O zaman hemen kapının önünde biterler ve senden veremeyeceğin yanıtlar isterler, hayatlarında ters giden ne varsa hepsinden seni sorumlu tutarlar. İnsanlar böyle davranma yatkın. Hele de onlardan uzakta yaşıyorsan. Hele de yalnız yaşıyorsan."
*
"Bir çocuk ağaçtan düşer. Babanın ilk tepkisi korku olur, bunu gizli bir sevinç izler. Adam şikayet etmez, suçlamada bulunmaz, sakinliğini korurama alkış da tutmaz. Bunun bir nedeni çocuk için duyulan derin ve samimi endişedir... ve bu tutumu kalkmanın ancak düşerek öğrenilebileceği bilgisinden beslenir."
*
"Dünyanın gürültüsüne daha fazla dayanamıyorum, kırmızı müziğe, insanların mutsuzluğuna, ağzımdaki şu çürümüş gri tada daha fazla dayanamıyorum."
*
"Asıl mesele bu değil mi? İşin özü. Bu daha hızlı, daha yüksek, daha ilerde olma hırsı. Bu herkesi geçme isteği.En iyi olmak, herkesi geçmek."
*
"Ama tekrar bir çocukla içli dışlı olmak insana çok iyi geliyor. Sizin ne kadar aydınlık yaydığınızı neredeyse unutmuşum. Gerçekten, bu doğru, siz geleceğin karşısına alev olarak çıkıyorsunuz. Umut ve değişime dair inançla dolusunuz. Ben bu ışığı kaybettim. Artık herhangi bir şeyin iyi ve doğru değişeceğine inanmıyorum. Ama içinizden bazıları bunu başarıyor. Bazıları o ışığı yetişkinken de içinde tutmayı, alevi korumayı biliyor. Bu yüzden bir çocuğun ölümü insana dayanılmaz geliyor. Çünkü o çocuk ölüme giderken kendisiyle birlikte geleceğe ait bir parça da götürüyor."



-AMARİL-

21 Eylül 2017 Perşembe

SON ADA – ZÜLFÜ LİVANELİ

son ada ile ilgili görsel sonucu

Yazar: Zülfü Livaneli
Yayınevi : Doğan Kitap
Sayfa Sayısı: 196
Baskı Yılı: 2013

KİTAP TANITIMI:

"Zülfü büyük kapıdan bu romanıyla girmiştir."
-Yaşar Kemal-

Son Ada'nın adsız anlatıcısı, adını kendisinin koyduğu bu yeri "son sığınak, son insani köşe" olarak niteliyor. Anlattığı, nerdeyse bir ütopya: "Herkes elinden geldiği kadarını, içinden geldiği kadarını yapıyordu." Ancak bu durum uzun sürmez: Ülkenin darbeci başkanının emekliliğini huzur içinde geçirmek için adaya yerleşmesi, bu cennet adada yaşayanların huzurunu kaçıracaktır.

Başkan, Son Ada'yı her tür "anarşi"den kurtarmaya kararlıdır. Adanın halinden hoşnut toplumunu "çoğunluğun oyları neyi işaret ediyorsa onu yaparak" oluşturduğu "kurul"lar eliyle yönetmeye, adanın ağaçlıklı yolunu "park ve bahçe geleneklerine göre düzenlenmiş" bir hale getirerek başlar. Görünüşte her şey demokratik geleneklere uygundur.

Ütopya tam bir distopyaya dönüşürken, başta martılar, bu gidişe başkaldıranlar da vardır...

"Livaneli'nin bu benzersiz yaratıcı romanında, insan yapısı otoriteyle karşı karşıya... Yazar bizi dünyamız üzerinde yeniden düşünmeye çağırıyor. Mutlaka okunmalı."
-Prof. Lenore Martin, Harvard Üniversitesi-

"Romanı bitirdiğinizde, bir yurdu yok eden kişilerin, küçük bir adayı da kolaylıkla yok etmesinin doğal olduğunu anlıyorsunuz."
-Hasan Akarsu, Cumhuriyet-

 (Benim kameramdan)

KİTAP YORUMUM:

Okuduğum en güzel kitaplar arasına rahatlıkla girer bu kitap. Bu sene okul, dershane yoğunluğu içindeyken otobüslerde okuyarak bitirdim kitabı.

Son ada, doğa ve insanın en uyumlu yaşadığı, cennet gibi bir adadır. İnsanlığın son kalesi misali…

Fakat bir gün Başkan denilen diktatör ve zalim bir adamın adaya gelmesiyle tüm düzen bozulur. Demokrasiyi bahane ederek sözde yönetim kuruluyla işe başlar. Önce ağaçların oluşturduğu doğal gölgelik alanını bozar ve medeni insanların yaşayacağı bir ortam olması gerekçesini sunar. Park ve bahçeler yapacağına ve adanın medeniyet etkisinde olacağına inandırır herkesi.

Sözde bu Başkan rahat ve huzurlu emeklilik yaşamak için şehirden adaya gelmiştir. Şehirdeyken Başkan darbeci ve zorba bir başkandır ve adaya gelince de bu huzurlu, kimsenin kimseye karışmadığı, yönetim biçiminin olmadığı adaya sözde kanun ve demokrasi sözleriyle zorba bir küçük hükümet kurar. İnsanlar ilk başta karşı çıkar, çünkü onlar kimseye hesap vermeden gönüllerince yaşadıkları bu düzenin bozulmasını istemezler. Zaten çoğu da adaya bu yüzden gelmiştir. Şehrin gürültüsünden, sıkıcılığından, kurallarından kurtulmak için. (keşke gerçekte de böyle mükemmel bir ada ve insanlar olsaydı da gül gibi yaşasaydık doğayla iç içe) Fakat Başkan’ın ikna gücü yüksektir, her zorba yönetici gibi. Yavaşça insanları kendi tarafına çeker, insanlar ona inanır, sözünden çıkmaz.


Başkan gelmeden önce adada insanlar kardeş ve aile gibi yaşarlarmış. Herkese ev numarasıyla hitap edilirmiş. Zaten bu adada toplam 40 tane ev varmış.
Adanın 3 tane koyu varmış. 2 si insanların koyu, diğeri Adanın ilk sahipleri olan Martılarınmış.

Bu kitabı okuyunca martıları daha çok sevdim. İnsanlardan daha vicdanlı ve cesurlar. Ailelerini ve yaşadıkları ortamı korumak için canlarını feda edebilecek kadar fedakarlar.
Bir gün Başkan Martılara düşman olur ve böylece Martı avını başlatır.

Daha önce hayvanların, rüzgarın, denizin ve müziğin sesinden başka bir ses yokken şimdi silah sesleri yankılanır Adada ve bu daha başlangıçtır…
.
Anlatıcının adı belli değildi. Okuduğum kitaplardan farklı olması burda başlıyor işte.
Harika bir anlatımı vardı kitabın. Doğaldı, samimiydi.

Başkan a karşı çıkan ilk kişi anlatıcının arkadaşı Yazar’dı. Sonra Martılar, sonra da anlatıcı ve sevgilisi Lara.

Okurken çok duygulandım. Başkanın yaptıkları korkunçtu. Boğazım düğümlendi, ağlayamadım, ancak kitabı otobüste bitirip de inince yürürken ağlayabilmiştim. Çok iyi hatırlıyorum. Hala kitabı hatırladıkça ve gördükçe etkisinde kalıyorum.

Sanki tüm dünyadaki zulümler anlatılmıştı. İnsanların doğa üzerindeki her şeye egemen olma isteği ve kötülüğü, insanların mazlum insanlara yaptıkları…

Başkandan ölesiye nefret ettim. Onun gibi insanlar var. Ya ben politikadan siyasetten nefret ederim. Ama böyle isim vermeden genel siyasetçi davranışını inceden size anlatan kitaplar olur ya tıpkı Son Ada gibi, işte böyle anlatımlara bayılıyorum. Başkan çok acımasızdı. İki yüzlüydü. Çıkarcı ve bencildi. Tüm kötülükler ondaydı. İnsanları manipüle etme yeteneği gelişmiş biriydi. Yaptıklarını okurken aşırı sinirlendim ve gerildim. Her seferinde onun kazanması, insanlarında eski mutlu yaşamlarını unutup onun sahte fikirlerine kapılıp gitmesi deli etti beni.

Yazar, naif düşünceli bir adamdı. Başkan a en başından beri güvenmeyen ve inanmayan biriydi. Ona çok üzüldüm. Fikirlerini anlatma çabası takdire değerdi.

martı ile ilgili görsel sonucu

Martılar harika varlıklarmış. Daha önce hiç ilgimi çekmemişti. Severdim ama bu kadar değil. O ailelerini koruma içgüdüleri beni çok etkiledi. Çok zeki varlıklarmış meğer. Başkan ve adamlarına karşı yaptıkları savunma ve ölme pahasına girdikleri o mücadele okurken boğazımı düğümleyen şeydi işte. Onlar konuşamayan ama çığlıklarıyla isyan eden o güzel canlılar…

Lara, en kötü zamanda bile içindeki umudu yitirmeyen bir kadın.
Bakkalın oğlu var bir de. Tüm yetişkinlerden daha cesur ve vicdanlı. Herkes onu hor görürken o kimsenin yapamadığı şeyi yaptı. Kitabın sonunda yaptığı şey dehşete düşmemi sağladı. Ama o yaptığı hareket doğanın ve hayvanların intikamıydı. Sevindim.

Herkesin okuması gereken bir kitap. Özellikle politikacılar ve inşaat mühendislerinin.
Kitaptan herkes farklı ders çıkarabilir. En önemlisi siyasetin çok kirli olması. Siyasetten bir kez daha nefret ettim :) Siyasete girip de temiz çıkan insanlar bir elin parmaklarını geçmez. Diğer bir ders de doğayı mahvetmemek. Hayvanları kısıtlamamak, öldürmemek. Doğa bize verilen en güzel nimetlerden, korumak lazım.

Kitap benim bu zamana kadar düşünüp üzüldüğüm en önemli iki konuyu ele almış. Sanki Livaneli aklımı okumuş ve rahatsız olduğum ve cümleye dökmekte zorlandıklarımı kitap yapmıştı. Kitabın her cümlesi başlı başına bir devrim bana göre. Livaneli insanları insanlara en güzel şekilde anlatmış.

Ayrıca bu kadar önemli şeyleri 183 sayfaya sığdırması da ayrı bir başarı bana göre. Çoğu kişinin sayfalarca sürecek anlatıyı o kısacık kitapta anlatmış, hissettirmiş.

Okurken çok düşündüm. Her hatırladığımda içim burkuldu, gözlerim doldu. Dünyadaki zulümlere, doğanın göz göre göre katledilmesine ağladım. Neden bu kadar kötüyüz? Neden her şey benim olsun, hep benim istediğim olsun diyoruz? Neden yaşadığımız yerin ve zamanın kıymetini bilmiyoruz?

Kitap bizi anlatıyordu. Zalim, zorba, her şeye hükmetmek isteyen aciz insanoğlunu. Hiç kimseye zararı olmayan muhteşem ağaçları ve konuşamadığı halde isyan edebilecek kadar cesur hayvanları anlatıyordu. Sırf bizim yararımız için var olan cennet gibi doğayı ve bizim onu her gün yavaşça yok etmemizi anlatıyordu…

Sadece bir tane Dünyamız var. Onu kirletmeyelim, zarar vermeyelim. Hayvanları hor görmeyelim. İnsanları kendi kötü amaçlarımız için kullanmayalım. Bencil aç gözlü ve kindar olmayalım.

Bu dünya hepimizin, değerini bilip aile gibi yaşayalım.

Herkes bunları yapsa savaşlar, kıtlıklar, hastalıklar olmaz. Herkes önce başkasının iyiliği için uğraşır. Dünyada barış ve kardeşlik çoğalır.

Ama biliyoruz ki nankörlük, bencillik insanın doğasında var. İnsan kendi amacı için her şeyi mahvedecek kadar tehlikeli. En korkunç canavarlar insanlar bana göre. Bu kurduğum tatlı hayaller insanoğlu olduğu sürece gerçekleşmez. En azından insanların kötülükleri azalsın, bu bile yeterli…

Daha iyi bir dünya dileğiyle....


NOT: Alıntılar harika. mutlaka göz atın :)

KİTAP ALINTILARI
***
“Aslında bakarsanız biz o zamanlar bunların anlatılmasını da istemiyor ve adamızı bir sır gibi gizliyorduk. Çünkü giderek deliren dünyamızda böyle bir yerin varlığının bilinmesi pek işimize gelmiyordu.”
***
 “Huzurluyduk, kimse kimsenin işine karışmıyordu. Onca yaralanmadan, hayal kırıklığından ve derin acıdan sonra adada edindiğimiz yeni dostlar o kadar yürekten seviyordum ki, buraya '' son ada'' adını takmıştım,
Evet evet; son ada, son sığınak, son insanı köşeydi burası.
Tek istediğimiz bu dinginliğin bozulmamasıydı.” (S:16)
***
“Aslında biz bu yaşamın güzel olduğunu düşünmüyorduk bile artık; o kadar alışmıştık ki, yaşayıp gidiyorduk işte. İnsan her gün gördüğü denizin, evinin önündeki kayanın, üstüne konan martının güzel olduğunu düşünmez.” (S:17)
***
“Kendi sesin! İşte en önemli şey bu. Senin sesin! Dünyada hiçbir tarza, hiçbir modaya oturulamayacak kadar senin olan bir üslup. Elin gibi, gözün, bakışın, gülüşün gibi senden bir parça.” (S:34)
***
"Ülkenin yıllardır kanadığını, kutuplaştığını, insanların birbirine karşı kamplar halinde bölünüp kışkırtıldığını biliyorsun, değil mi?" (S:35)
***
"Siyasetle ilgin olmadığını biliyorum ama yaşadığın dünyaya gözlerini bu kadar kapatmaya hakkın yok." (S:35)
***
“Her kafadan bir sesin çıktığı sistemin adı anarşidir!” (Sayfa 46)
***
"Tekrar insanlar mı olaylara göre değişir, yoksa olaylar mı insana göre oluşur diye sordum kendi kendime." (S:51)
***
“Hayaller sadece avunmak, çaresizlik duygumu kisa bir süreliğine dindirmek içindir.” (Sayfa 62)
***
"Hayattan öğrendiğim bir şey var. Her yerde kötülük çok kuvvetli ve zor yeniliyor. İyilik daha zayıf kalıyor." (S:66)
***
“Güçlünün tek bir isteği vardır: daha fazla güç! " (S:72)
***
“Çünkü yazılı olmayan en büyük kuralımız, kimsenin kimseye karışmamasıydı.” (Sayfa 73)
***
"Halk dediğin değişken bir şeydir dedi. Bugün böyle davranır, yarın tam tersini yapar. Teşvik ve tehdide bağlı..." (S:91)
***
"Biz insanlar evren hakkında düşünürüz, yargılara varırız ama evrenin bizim hakkımızda ne düşündüğünü hiç merak etmeyiz." (S:97)
***
 “İnsan yüreği çok karanlık, çok karmaşık.” (S:101)
***
"Anne pelikan, yavrularının açlık çektiğini görürse, kendi etinden parça kopararak onları besler." (S:102)
 ***
“Bu dünyada iyiler ve kötüler vardı. Kimin neye göre iyi ya da kötü olduğunu bilmiyordum ama açıktı işte. . .”  (Sayfa 107)
***
"İnsanoğlunun yaşadığı her kötü deneyim çakralarını kapatıyor, bu da negatif bir enerji yayılmasına sebep oluyordu. Kötülüğün sebebi buydu işte." (S:110)
***
“Bir yerde kötülük varsa, oradaki herkes biraz suçludur.” (S:111)
***
“Eskiden beri insanları hayvanlara benzetme huyum vardi... insanlarin benzedikleri hayvanların karakterini aldığını düşünürüm.”(Sayfa 118)
***
“Çünkü korku duygusu geçiciydi.insan bir gün korkar, ertesi gün unutur, hayatın ayrıntılarına dalar ve kahkahalarla gülebilirdi.” (Sayfa 119)
***
"İnsanoğlu ne garip diye düşündüm, en ummadığın kişide neler var." (S:131)
***
'' ekolojik dengeyle oynamak her zaman felaket getirir!''(Sayfa 145)
***
"Kelimeleri güzelleştirerek ya da şiddetlendirerek, güzel tasvirlerle insan hallerini anlatmaya kalkma. Sen eylemi anlat, gerisini okur kafasında tamamlasın. Aristo'da böyle demişti." (S:165)
***
“Ah unutulmuşluk, terk edilmişlik... Ah yalnızlık! Meğer ne değerli kavramlarmış bunlar. O dingin hayatlarımız için ne kadar gerekliymiş.”
***
“Ne yaparsan yap ama insanların rüyalarını çalmaya kalkma. Bir umuda bağlanmak isteyen insanlara, bunun yapan olduğunu söyleme, kimseyi gerçekçi olmaya çağırma. Çünkü bunalan insanların, yalan bile olsa bir umuda sığınma ihtiyaçları, gerçeği söyleyenlerden nefret etmesine yol açıyor. Aradan bir süre geçip haklı çıksan bile bir şey ifade etmiyor bu. Çünkü o zamana kadar başlangıçtaki koşulları unutmuş oluyorlar!”
***
-Bu adanın asıl sahibi martılardır. Bizden binlerce yıl önce gelmişler buraya!
-Ama onlar vahşi. Hiç vahşiden ada sahibi olur mu?
-Onlar vahşi de siz medeni misiniz?
***
Martılar ise karşı koydukları ve uzlaşmadıkları için kazanmıştı.
Bu durumda boyun eğen insan soyunun mu, yoksa başkaldıran martıların mı daha akıllı olduğu sorusu sorulmalı, değil mi?
***
Şimdi buradayız işte. İşlediğimiz günahın kefaretini ödüyoruz. Bir adam tarafından kandırılmaya izin vermiş, onun peşine körü körüne takılmış olmamızın kefaretini; başkaldıran insan tanımını unutma, bencillik, öngörüsüzlük, vurdumduymazlık, diktatöre boyun eğme, küçük hırslarımıza kapılma günahlarının kefaretini. Gündelik yaşamımız içinde küçük boyun eğişlerimizden oluşan küçük günahların hikâyesi bu.
***
“Öfke ve isyan yüklü bir çığlıktı bu, dünyanın bütün haksızlıklarına bütün zulümlerine karşı atılmış müthiş bir çığlık.”
***
“Sevgili dostum, bir gün Voltaire'in kitabında, İstanbul'daki bahçıvanın, huzur arayan Candide'e verdiği, "Bahçeni yetiştir!" öğüdünü örnek göstererek, "Hikâyeni anlat!" demiştin bana, hatırlıyor musun?
"Sadece Hikayeni anlat!"
Bende öyle yaptım.
Son Ada'yı yitirişimizin hikâyesini anlattım.”
***
-AMARİL-


19 Eylül 2017 Salı

BİRAZ BEN, BİRAZ BLOG


Merhaba bugün kendimden bahsedeceğim. Uzun zamandır böyle bir yazı yazmak istiyordum. Bu zamana kadar adımı ve kişiliğimi gizledim. Hala tam açıklamayacağım çünkü bazı şeylerin gizli kalması gerekiyor. Öncelikle bayağı uzun bir yazı olacağını bilin. Eğer ki sonuna kadar okumayacaksanız hiç okumayın. Çünkü anlatacaklarım benim hayatımda önemli ve dikkatle okumanızı rica ediyorum :) Lise hayatımda edindiğim tecrübeler, blogger’a katılmam vs..
Hani Hakkımdaki 10 gerçek falan olur ya bu da öyle bir yazı sayılır :)
*
Adım Hilal. 18 yaşındayım. 26 Aralıkta 19 yaşıma gireceğim inşallah. Bildiğiniz gibi Ankara’da yaşıyorum. Ayrıca Karadenizliyim ve Karadeniz’in her şeyine hayranım, çok severim.
*İlgili resim
Doğayı, kitapları, bana bir şeyler katan yabancı dizi ve filmleri çok severim. Klasik ve slow müzik severim. Arada sırada güzel uyumlu sözleri olan hareketli parçalar dinlerim tabi :) Gürültülü müzikler beynimi ağrıtıyor. Zaten beynimde düşüncelerim hiç susmadığı için bir de üstüne gürültülü müzik hiç çekemiyorum..
*
Türk olduğum için gurur duyarım. Ama herkese ırkından, dininden önce insan gözüyle bakınılmasını savunurum ve çok önem veririm bu konuya.
*
Dinime önem veririm, kötü söze tahammülüm yoktur ama herkesin dinine saygı duyulması gerekiyor. Ben başkasına dini için kızmıyorsam veya Müslüman olduğu halde gereklerini yerine getirmediği için kırıcı söz söylemiyorsam; başkaları da bana söylememeli.
Her zaman din özgürlüğünün önemli olduğunu düşünürüm. 11.sınıfta tesettüre girdim. Okulun son haftalarında bir öğretmenimiz bana tepki gösterdi ama sözde kibarca beni uyardı. Üstelik insani yönden sevdiğim bir öğretmendi. Bu davranışına üzüldüm. Çünkü kendisi de Müslüman ama gereğini yapmıyor tamam kendi bilir, ama neden başkalarına karışıyorsun? Baya tartıştık onunla sonra bir şekilde tatlıya bağladık. Ama bunu asla unutmam. Bu yaşadığım şey yüzünden daha da hassasım bu konuda.
*
Siyaseti sevmem. Çünkü siyasetin içinde olanlar mutlaka kötülüğe karışıyor. Makam hırsı ve elde ettiği güç başını döndürüyor. Siyaset konuşmam da yanımda tartışılmasını sevmem, o ortamdan ayrılırım ya da konuyu kapatırım yapabiliyorsam.
*
İnsan psikolojisini, beyini, evreni ve diğer ilginç şeyleri çok merak ederim. Onlarla ilgili şeyler okumayı veya izlemeyi severim. Ayrıca çok düşünürüm. Her şeyi ince ayrıntısına kadar irdelerim. Çoğu zaman bu özelliğim yüzünden insanlarla iletişimim kötü oldu. Yavaş yavaş bunu aşmaya çalışıyorum :) 
*
Genel olarak sakin ve uyumlu bir insan olsam da damarıma basılınca sinirlenirim Karadeniz genlerinden olsa gerek ;))  sinirlenince eğer kendimi ifade edemezsem ağlarım ve bu özelliğinden nefret ediyorum :) 

İnsanlarla bir şeyler paylaşmayı severim. Eğer bir şeyi anlatıyorsam o anı veya kitabı diziyi filmi falan yaşıyor gibi heyecanla anlatırım ve bu çok uzun bir anlatım olur :) Genelde çevremdekiler bu huyumdan şikayetçi. Çünkü cidden uzun ve ayrıntılı anlatırım. Ama ben bu huyum seviyorum ;) zaten bu yüzden insanlar beni dinlerken yorulduğu için blog açtım :))
*
Hayata iyi yönünden baksam da bazen öyle günler oluyor ki en ufak şey bile sinirimi bozup beni ağlatıyor. Yani o günler her şeye kötü tarafından bakıyorum, cok gergin oluyorum, gulumsemeyi bile zor yapıyorum.. 
*
Çok duygusal bir insanım. Kitapta ya da filmde kolayca ağlayabilirim. Her şeyden çok etkilenirim. İnsanlar bana en ufak bir sitemde bulunsa hemen gözlerim dolar, bunu hiç sevmem ama yapım böyle ne yapalım.
Yaşadıklarımdan sonra bu huyum azaldı. Daha doğrusu artık gözyaşlarımı içimde tutup güzelce gülümseyip devam ediyorum.

Aslında ağlamayı severim. Çünkü ağlamak bana dünyadaki tüm kötülüklere rağmen hala vicdanım olduğunu hatırlatıyor. Ayrıca bir meseleye kafamı takarsam ağlayınca rahatlarım :)

Gülmeyi çok severim. Herkes sever mutlaka. Hayatınız ne kadar zor olursa olsun gülümseyin. Çünkü hem bilimsel açıdan pozitif enerji verirsiniz hem de gülünce kendinizi daha güçlü hissedersiniz. Zaten zor olan en üzgün olduğunuz anlarda gülümsemeyi bilmektir. İnsanlar sizi yeteri kadar anlayamaz. İçinizdekileri dökseniz de bir süre sonra sizin o zorluğu unutabildiğinizi sanıp eski hayatlarına dönerler. Zaten herkes kendi için ve en sevdikleri yaşar. Bu yüzden sizde gülümseyin her şeye karşı :)



Liseye geçtiğim zaman çok zorlandım herkes gibi. İlk iki sene boyunca alışmaya çalıştım ve tam olarak 11.sınıfta alıştım. Ama çok zorluklar yaşadım. Yeni okul, yeni çevre, zor dersler ve ailemle ilgili bazı şeyler beni çok zorladı. Annem üst üste iki sene ameliyat oldu. Anneanem de ameliyat oldu. Bunlar insanı baya zorluyor, ister istemez psikolojiyi etkiliyor.
*
İnsanların ne kadar kötü  olabileceğini lisede öğrendim. 8.sınıfım çok güzel geçmişti, çünkü çok sevdiğim dostum ve bir sürü samimi arkadaşım vardı. Ayrıca okul ikincisiydim, baya başarılıydım. Liseye geçince bocaladım baya. Arkadaş bulamadım. İnsanlar dediğim gibi çok farklıydı ve gruplaşma da vardı. Ben de ne kadar çevremde insan olsa da onları gerçek arkadaşım gibi göremedim. Ben de kendimi kitaplara verdim. Okuldayken kitap bitirip yeni kitaba başladığım bile oldu. Ama derslerim düştü bu sefer.
* Benim de hatalarım vardı tabi ki. Kendimi fazla savunmadım. İnsanların sürekli kitap okumamla dalga geçmelerine izin verdim. Şu an en hassas olduğum şeylerden biri de bu; her ne olursa olsun kimse okuduğum kitaba laf edemez istediğim her şeyi okurum, kitaba istediğim parayi veririm, ister korsan ister orijinal alırım, ister okuoku dan ister başka siteden alırım kimse bir şey diyemez. Biri en ufak kötü bir şey dese sinirleniyorum çünkü zamanında çok fazla alttan aldım. 
* Yaşadıklarımı hissettiklerimi hep içime atmak zorunda kaldım. İnsanlardan kendimi soyutladim 9 ve 10 da. Ama sonra yaz tatilinde yavaşça düzelmeye başladım. Depresyondan  çıktım :) ailemle daha fazla ilgilenmeye, arkadaşlarimla yakın olmaya başladım. Kimsenin dediğine çok fazla alınmamaya alıştım. Çünkü hep çok umursadığım için uzulduydum. 
*
Lise bir ve ikinci sınıfım hayatımın en berbat dönemiydi. Şu anda aklıma gelmeyen ama beni çok kıran şeyler yaşadım. Kendimden parçalar kaybettim.
*
Ayrıca ailemle ilgili bir sorunum da vardı. Benden bir şey gizliyorlardi . O konuda çok şüphe ettim ve kendi kendimi bitirdim, kimseye bir şey diyemedim. Hep gülümsemeye çalıştım, ama aklımdaki düşünceler bir türlü susmuyordu, kendimi insanlardan soyutladım resmen ve çok zarar gördüm. 2 sene önce gerçekleri öğrendim ve içim rahatladı. 11.sınıfım çok güzel geçti. İstediğim çoğu şey oldu. Arkadaşlarımla aram daha iyiydi ve bana bu zor dönemimde yardımcı oldular. Gerçekleri öğrendiğim zaman ailem, arkadaşlarım, kuzenlerim ve bir kişi (her ne kadar o kişi bilmese de bana yardım etti, düşüncelerimi rahatlatmamı sağladı ) bana yardımcı oldu.
*
Size tavsiyem hiçbir şey için hayatınızı ertelemeyin! Sizi üzen insanları uzak tutun. Ve ailenize çok değer verin! Sizden bir şey saklasalar da ya da sizin istemediğiniz şeyi yapsalar da onlardan ayrı kalmayın. Çünkü şu hayatta bir hata yaptığınızda herkes gitse tek onlar kalır.
*
Benim çok kalabalık ailem var hepsini seviyorum. Her ne kadar bu sene yine zorlansam da genel olarak mutluydum. Ama zor zamanlar geçirdim. 
Gerçeği aramak kolay ama kabullenmek zordur.
Her seferinde affetmek ve hesap sormak arasında kaldım ve affetmeyi seçtim… Belki bir gün hesap sorarım ama ben dahil herkes üzülür, uygun bir zaman olması gerek.

Artık herkese tam olarak güvenemiyorum.
*
2.kez sınav stresi yaşayacağım bu sene ve sınav zamanlarında herkes kendi derdine düşüyor.
Öğrendiğim diğer şey de bu zamanda kimsenin karşılıksız yanınızda olmadığı. Herkesin çıkarı var. Masumane olsa da kötü olsa da mutlaka var.
Mezuna kaldığım için bu sene sorumluluklarım artacak ve benim kaybetme lüksüm yok. O yüzden çok yazı yazamayabilirim. 
* Kitap okumayı bırakmam, dershanede teneffüslerde, otobüste ya da boş zamanlarımda okurum ama yorum girmek için vaktim olmayabilir. Vaktim olsa da kafamı toparlayamadığım için yorumlayamam. Ama yine de elimden geleni yapacağım. İnşallah istediğim yeri kazanabilirim. İşte o zaman size bol bol kitap dizi film ve gezdiğim yerlerle ilgili yazı yazacağım :) inşallah sene sonunda ben ve diğer mezun kalan arkadaşlarım hayal ettiğimiz yerde oluruz ve bu vatana faydamız dokunur.
*Doğa ile ilgili görsel sonucu
Lisede genel olarak yalnız olsam da 11 den itibaren arkadaşlıklarımın güçlendiği insanlar var. Özellikle o okuldan mezun olunca onlarla daha samimi olduk. Zor zamanlarımda yanımda olan, beni mutlu etmeye çalışan, yanlarında huzurlu olduğum o güzel arkadaşlarıma da çok teşekkür ediyorum  :)
*
Dershaneden tanıdığım, her birinin kendince zor hayatı olan, dıştan güçlü dursalar da aslında içlerinde kırılgan bir çocuk olan o insanlar… onlarla birçok şey öğrendim. Dershanedeki en olaylı sınıf bizdik galiba ;)) Her birinin hayatı zordu, her biri ağır şeyler yaşamıştı bizim sınıfımızda. En tuhaf sınıftık galiba :) işte o arkadaşlarım da bana çok şey kattı. Yaşadıklarıma şükredip, yarına umutla bakmamı sağladılar.
*BLOG ile ilgili görsel sonucu
Bahsetmek istediğim diğer konu şu: 2.5 senedir blog yazıyorum. İlk 1 sene sadece 6 takipçim vardı. Bu duruma çok üzülüyordum. Çünkü bloğuma çok değer veriyorum. Kendimi en yalnız hissettiğim dönemde blog açmıştım. Burası benim bir nevi sığınağım oldu. Daha sonra bu sene Siyah Kuğu , ANNESİNİN PRENSESİ  ve Yorum Atölyesi ’nden Sümeyye abla sayesinde bloğumu bilenlerin sayısı arttı. Şu an 53 kişi var :) bu benim için büyük bir sayı. Blogger dünyasında tanınmak artık daha da zor. Çünkü herkes instagramdaki bookstagramlara yöneliyor. Ben de bloğum tanınsın diye instagram hesabı açtıydım. Adı da = farkli.diyarlar
*
Arada yorum yapan oluyor, o zamanlarda baya seviniyorum. En ufak bir cümle bile beni mutlu ediyor. Emeğimin boşa gitmediğini hissediyorum. Görüntülenme sayısı bazı zamanlar baya artıyor ama bu aralar günlük 30-65 arasında seyiriyor. Bazen bu sayıların az olduğun düşünüyorum. İnsan ister istemez okunup beğenilmek istiyor. Küçük de olsa yorum görmek istiyor. Benim bir yazıyı hazırlamam en az 2.5 saat sürüyor. Baya uğraşıyorum, aklımdakileri toparlayıp öyle yazıyorum. Dediğim gibi kafam çok karışık, düşüncelerim hiç susmuyor :) Ayrıca kitapla ilgili ufak araştırma yapıyorum belki daha iyi anlamama yardımcı olur diye. Sonra da resim falan varsa buluyorum. Yayınlıyorum. Google + da hemen 1 paylaşım geliyor şükür ;)
*
Yani bloğumun zamanla beğenilmesi güzel bir şey. Ortak ilgi alanlarına sahip olduğum kişilerle bir arada olmaktan çok mutluyum :) Yeri geldi buradaki birçok insan, gerçek hayattaki arkadaşlarımdan daha çok yanımda oldu, samimiyetlerini daha çok hissettim :) ablam gibi gördüğüm insanlar var ve bence onlar kendilerini bilirler onlara da çok teşekkür ediyorum :) 
*
Ayrıca yaptığı ufacık yorumlarla bile beni kocaman gülümseten Deeptone' a da çok teşekkür ediyorum :)
*
Blog dünyasına girince kendimi daha iyi hissettim. Daha iyi ifade edebildim düşündüklerimi. Kendim olmaktan çekinmemeyi öğrendim. Bloggerlardan da çok değişik tavsiyeler aldım. Bana her okuduğum blog yazısı bir şeyler kattı…
*
Sonuna kadar okuyan, yazarken bile duygulandığım bu şeylere benimle beraber duygulanan sizlere de çok teşekkür ederim :))

-AMARİL-


Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...