31 Aralık 2015 Perşembe

HOŞGELDİN 2016 - 2015 DEĞERLENDİRMESİ


Herkese mutlu seneler!!!

Nasılsınız bugün? Benim gayet güzel geçti. Sınıf olarak parti türü bir şey yaptık, az kişi gelmişti ama olsun gayet güzeldi. Film izledik, yemek yedik, cipsler derken geçti bugün...

Şaka gibi geliyor ya ;) bu sene cidden çok hızlı geçti ve benim için pek iyi değildi. Sene sonunda yani bu son aylarda biraz heyecanlı ve duygu karmaşalı bir şekilde geçti. Değişik ve farklı bir sene daha bitti vee 2016'ya girmemize şu an tam 3 saat var ;)

İnşallah sizin güzel geçmiştir. 2015'ten diledikleriniz gerçekleşmiş ve gerçekleşmeyenler de 2016'da gerçekleşir hayırlısıyla...

2016; herkes için sağlıklı, mutlu, huzurlu, başarılı, barış dolu ve sevdiklerimizle geçen güzel bir yıl olur inşAllah...

*Şimdi gelelim 2015’te okuduklarım arasında en sevdiğim kitaplara:

1)  Harry Potter – J.K. Rowling (ilk üç kitap)


2)  Labirent Serisi – James Dashner

3)  Altı Numaranın Gücü – Pittacus Lore


4)  Korkak ve Canavar - Barış Müstecaplıoğlu (Perg Efsaneleri 1)

5)  Merderan’ın Sırrı – Barış Müstecaplıoğlu (Şu an okuyorum çok güzel)


6)  Kitap Hırsızı – Markus Zusak


7)  Yağmur Sonrası – Sarah Jio


8)  Kayıp Sembol – Dan Brown


9)  Kızıl Tepe – Jamie Mequir


10)     Nefes Nefese – Ayşe Kulin


11)     Ters Yüz – Amy Harmon


12)     Ruhi Mücerret – Murat Menteş


13)      Sevdalinka – Ayşe KULİN


14)     Gündüzsefası – Sarah Jio

15)     Konstantiniyye Oteli – Zülfü Livaneli


16)     Kurt Seyt ve Shura



Bu güzel kitapların çoğunu yorumlamadım galiba. Yorumladıklarım renkli olanlar. Ama gerçekten hepsi harika kitaplar ve beni etkileme çokluklarına göre sıralama yapmaya çalıştım. Diğerlerini de en kısa zamanda yorumlamaya çalışacağım :)

Hepinize mutlu yıllar ;)


                                              -AMARİL- 

2 Aralık 2015 Çarşamba

DİZİ TANITIMI / YORUMU: FALLING SKIES


Bu yaz başladığım ve az önce bitirdiğim diziyi sizlere tanıtmak istiyorum. Dizinin ana teması Uzaylı İstilası. Evet konusu çok klişe olabilir ama benim beğenerek izlediğim bir dizi oldu. Özellikle karakterlerin aile bağları ve umutları sayesinde izledim bu diziyi. Apokaliptik bir dizi. Yani kıyamet sonrası yapımlar olarak geçiyor böyle diziler.

Aslında bu diziye başlamayacaktım. Çünkü okulların açılmasına acayip kısa bir süre kalmıştı (Not: bir diziye başlarsam arka arkaya izleyip bırakamıyorum ve bu derslerime engel oluyor maalesef ! ). Ama kendime engel olamadım ve izledim. Sadece bir bölüm izlerim zaten diyordum ama bir bakmışım beş sezon da bitmiş…  :)

Dizi uzaylı istilasından dokuz ay sonra falan başlıyor tam hatırlamıyorum. Uzaylılar altı sekiz bacaklı iğrenç görünümlü, derileri mukusla kaplı gibi görünen iğrenç yaratıklar kısaca. Karakterler onlara SIÇRAYAN diyor. Çünkü duvara falan da tırmanabiliyorlar. Ayrıca bunlara ek olarak iki bacaklı uzun boylu robotlar var. Onlara da MEKANİK diyorlar.

Baş karakter, bir üniversitede Tarih profesörlüğü yapan Tom MASON. Tabi istila olunca hepsi asker ve savaşçı olarak değiştiriyorlar mesleklerini :P
Tom’un üç oğlu var ve onlar için gerçekten her türlü fedakarlığı yapan birisi. En küçük oğlu Mat, ortanca Ben, büyük olan Hal.

Mat ilk başlarda mızmız bir çocuk, çünkü sekiz dokuz yaşında haklı olarak savaşı kabullenemiyor, annesini özlüyor ki anneleri istilada öldü. Ama merak etmeyin sonralarda o da akıllanacak ;)

Hal aynı babası gibi savaşçı. Genelde motoruyla etrafı kolaçan etmek, araştırmak için göreve gidiyor. Keşif kısmında yani. Ama sonralarda iyice görevleri artacak ve spoiler olmasın ama güveniniz biraz sarsılabilir ona karşı ama o hala aynı güvenilir Hal unutmayın :)

Ben, uzaylılar tarafından esir alınıyor ve koşum takılıyor omuriliğine. Koşum çok iğrenç bir şey. Çocukların kim olduklarını unutturuyor, insanlığını öldürüyor. Uzaylılar küçük olan çocukların hepsini yakalayıp onlara koşum takıyorlar. Çünkü onların bir planı var ve bu masum çocukları kontrol ediyorlar istedikleri gibi. Zamanla bu koşumun nelere yol açtığını öğreniyoruz tabi ortalık fena kızışıyor Sıçrayanlarla ilgili. Uzaylılar çocukları hedef alıyor, çünkü insanlığın zayıf noktası evlatları… Yani zekice hamle yaparak kaleyi içten fethetmeye çalışıyorlar. Neyse Ben’i kurtarmak için Tom tabi harekete geçiyor ve böylece uzaylılarla ilgili ilk gerçekleri öğrenmeye başlıyorlar. Ama bu öğrenme süreci hep var beşinci sezonda bile onlarla ilgili yeni şeyler öğreniyoruz.

Colonel Daniel Weaver; 2. Massachusetts’ın komutanı. Tom’un amiri ve Tom onun yardımcısı. 2. Massachusetts, uzaylılara karşı direnen bu grubun ismi, lakabı, direniş grubu yani. Kısaca 2. Mass diyorlar. Weaver’i ilk başta sevmeyebilirsiniz. Çünkü sert bir karakter, asker tanımına uyan birisi. Ama sonraları gerçekten seveceksiniz onu. Hatta Tom’dan daha fazla. Ama son sezonlarda Tom’un arkasında kalıyor o kısımlardan biraz nefret ettim ama o kadar da öenmli değil çünkü o her bömlümde, her direnişte var ;)

Tom’un başından beri sevdiği kadın var, adı Anne ve o bir çocuk doktoru. Ama istila başladığından beri cerrahlık yapıyor ;) Anne çok sevdiğim bir karakter. İstilada küçük oğlunu kaybetmiş ve ailesinden geriye kimse kalmamış. İşte Tom’a eş, onun çocuklarına annelik yapmaya başlıyor böylece. İleride onunla ilgili de sürpriz şeyler olacak. Gerçekten çok karışacak her şey ;)

Dizinin ayrıntılı incelemesini yapacağım ama şimdilik kısa kesmem gerekiyor. Yatma vaktim geldi, yarın okul var ve gözlerimi zor açık tutuyorum bugün çok yoruldum. :D
Ayrıca Aralık ayındayız. Kışın ilk karı yağdı buraya :) hava çok soğuk…


                                                              -AMARİL-

2 Kasım 2015 Pazartesi

KORKAK VE CANAVAR - BARIŞ MÜSTECAPLIOĞLU (PERG EFSANELERİ # 1)


Yazar: Barış Müstecaplıoğlu
Yayınevi: İthaki Yayınları
Sayfa Sayısı: 307
Baskı Yılı: 2013
Dili: Türkçe
Seri sıralaması: Perg Efsaneleri 1. kitap

KİTAP TANITIMI:

Eserleri 8 dile çevrilen ve özellikle Çin'de büyük bir ilgi toplayan Barış Müstecaplıoğlu'nun Perg Efsaneleri serisinin ilk romanı Korkak ve Canavar, Türkiye'de fantastik kurgu edebiyatının da ilk romanı. Günümüzde bir klasik olan bu eser, hayal gücü ile insani duyguları buluşturma başarısıyla birçok okulun edebiyat derslerinde okutuluyor.
Bize yeni bir diyarı keşfetmenin tadını yaşatırken, aslında insanın kendini keşfetmesini anlatan Korkak ve Canavar'da, sıradışı kahramanlarımız Leofold ve Guorin'in sürprizlerle dolu yolculuklarına eşlik ediyoruz.
Perg Efsaneleri, bizden farklı olanı, farklı görüneni ve farklı yaşayanı sevebilmek üzerine yazılmış en güzel öykülerden biri...

Perg Efsaneleri ve Şamanlar Diyarı hakkında:
Perg Efsaneleri Ve Şamanlar Diyarı'nın 15 Yıllık Yolculuğu Sona Eriyor!
Perg Efsaneleri'nden sonra Şamanlar Diyarı isimli yeni bir fantastik seriye başlayan ve bu seriyi Perg ile birleştiren Müstecaplıoğlu, "Şamanlar Diyarı" ve "Keşifler Zamanı" isimli romanlardan sonra, üçüncü ve son kitap "Özgürlük Uğruna" ile her iki seriye de ortak bir son kaleme aldı.


Perg Efsaneleri ve Şamanlar Diyarı iç içe geçmiş yedi romanlık bir seri olarak da Türkçe edebiyatta nadir bir yere sahip. Tamamlanması 15 yıl süren ve dünyaya açılan ilk Türkçe fantazyanın görkemli sonu "ÖZGÜRLÜK UĞRUNA", yine İthaki Yayınları aracılığıyla okurla buluştu.


KİTAP YORUMUM:

Türk edebiyatının ilk fantastik eseriyle karşınızdayım. Kitabı daha yeni bitirdim ve gerçekten çok sevdim. O kadar şirin, sade ve sevgi dolu bir kitap ki…
Çok farklı bir anlatım tarzı, çok farklı bir dünya var bu kitapta. Yazar başlı başına yepyeni bir dünya oluşturmuş. Karakterler de her kitapta olandan çok farklı. Ama ona rağmen birbirlerine sahip çıkıyorlar. Türlü türlü maceralar atlattılar. Bir sürü tehlikeye girdiler, bir çok dostlarını kaybettiler. Ama yine de Perg’i kurtarmaktan vazgeçmediler. Evet bu yeni diyarın adı PERG. Perg Efsaneleri’nin ilk kitabı.

(LEOFOLD)

“Karşısında duran şey ne bir insandı ne de bir hayvan. İki metreden uzundu. Geyfor ayısını kıskandıracak irilikteki vücudu, onu tamamen saran ağaç kabuğuna benzer katman ve el yerine taşıdığı dev pençeler dışında  bir insan vücudunun çizgilerine sahipti. Bu vücudun üzerinde ufacık kalan yüzü tarif edilemeyecek kadar çirkin ve ürkütücüydü. Ama en dayanılmazı, bu yüzün içinde eğreti duran gözlerin hiç kuşkusuz insan gözleri olmasıydı.” – Leofold’ü kitapta tanımlayan cümleler

Kahramanlarımız Leofold ve Guorin.

Kitap Leofold’ün küçüklüğüyle başlıyor. Anne ve babasını bir tünelde kaybediyor ve yalnız başına kalıyor. O tünelde herkes bir şey olduğunu söyler ama doğruluğu kanıtlanmazmış. Leofold de o tüneldeki olay yüzünden kimsesiz kalıyor ve tüm bu maceralara çıkmasının sebebiyle karşılaşıyor.

Leofold yıllar sonra memleketi Kadi’deki çok önemli bir asker oluyor. Ayrıca yakışıklı ve güzeller güzeli sevdiği kadına sahip. Ama Asherta adlı iğrenç yaratık onu bu hayattan uzaklaştırıyor ve bir canavara dönüştürüyor. Bir süre ona kölelik yapıyor ama sonra onu öldürerek ondan kurtuluyor. Upuzun boylu, vücudu odunlarla kaplı gibi ve tek zayıf yeri başı ve boynu. Geri kalan kısımları inanılmaz dayanıklı. Tabi böyle bir canavara dönüşünce ormana saklanıyor.

Ormanda Guorin’le tanışıyor. Guorin ilk başta gerçekten lakabının hakkını veriyor. Onun lakabı da Korkak. Karısını ve doğmamış bebeğini koruyamıyor ve korktuğu için savaşa katılmadığını öğrenen köylülerin bir daha yüzüne bakamayacağını anladığında o da ormana saklanıyor. Böylece tanışıyorlar. Sonra aralarına bilge büyücü Geryan katılıyor.
Asıl konu ise Perg’i savaş tanrısı Tshermon’un laneti ve gazabından kurtarmak. Bu yüzden bu üçlü Öte Diyarlar’a yolculuğa çıkıyorlar. Öte Diyarlar, kitabın başında verilen haritada gösterilmiyor zaten oraya da gizli bir geçitle gidiliyor. İşte kahramanlarımız asıl maceraya Öte Diyarlar’a gidince başlıyor. Oraya gidince birbirlerini kaybediyorlar. Geryan ve Guorin birbirlerini buluyor ama Leofold’u kaybediyorlar.

{Bu arada Leofold, dostlarına gerçek ismini söylemiyor ve kendisine Bekçi denilmesini istiyor. Çünkü eski hayatını hatırlatan bir isimle yaşamak istemiyor. Hiç sahip olamayacağı eski hayatına… Bekçi’nin laneti de bu. Hep canavar olarak kalacak ve sevdiği kadına ya da yakışıklılığına kavuşamayacak. Ayrıca memleketinde rahatça dolaşamayacak. Çünkü herkes onun görüntüsünden korkacak. Üstelik günü gelince aklına mukayyet olamayıp çevresindekilere zarar verecek en sonunda da acı bir şekilde ölecek. Ama o yine de ülkesini kurtarmak için bu yolculuğa çıkıyor.
“İhanet ettin…” diye inledi. Sesi her kelime de biraz daha zayıflıyordu. “Ama sen de öleceksin… Damarlarındaki kanım intikamımı alacak… Günbegün seni zehirleyecek… Gün gelecek bir şeytana dönüşeceksin… Çevrendeki herkese ölüm kustuktan sonra kendi kendini de yok edeceksin…”- Asherta’nın Leofold’e son sözleri }

Geryan ve Guorin, çok güçlü bir okçu olan Prom ırkına ait Nume ile tanışıyorlar. Nume de Öte Diayrlar’a sıkışıp kalan lanetlendiğine inanan bir prom. 

(PROM IRKI)

"Bir kahramanı değerli yapan tek eliyle on kişiyi yere yıkması değildir. Bunu sıradan bir ayı da yapabilir. Onu özel kılan şey sahip olduğu gücü kazanmak için çektiği acılar ve harcadığı yıllardır" - Nume'nin çok güzel bir sözü.

Leofold de Liddek adında çok şirin ve saf toparlak bir yaratıkla karşılaşıyor. Liddek ona Lofod diyor. Çünkü Pergceyi pek bilmiyor. Çocuk gibi küçücük zararsız bir yaratık.



Leofold’ü bir yere götürüyor. Bir köye götürüyor. O insanlar çok farklı, bunun nedenini okuyun ve anlayın :( Çok üzücü bir hikayeleri var. İşte Leofold dostlarını, Perg’i, bu insanları Savaş Tanrısının gazabından kurtarmaya çalışıyor.

O kadar güzel dostluklar var ki bu kitapta çok imrendim. Kütüphanede kapağını ve arka kapak yazısını beğenince almıştım ama kararsızdım. Şimdiyse kinlikle seriye devam edeceğim diyorum. Hatta yazarın diğer serisini de okuyacağım.

Gerçekten arka kapak yazısı kitabı çok güzel tanıtmış. Farklı olanı sevebilmek… Bu o kadar güzel bir şey ki :) Bu kitaptaki dostlar hepsi birbirinden farklı. Ayrıca birbirleri için çok ağır fedakarlıklar yaptılar. Kısa zamanda tanışıp bir aile gibi olmalarına bayıldım.
Ayrıca Masumiyet tanrısına çok şaşırdım. Gerçekten tam yerinde bir kişi olmuş. Sreneh adlı kocaman efsanevi bir kuş, Göklerin Kralı, bizimkilere çok faydası dokunuyor. Ya o kuş insanların beyninin içine girip konuşabiliyor ;)

Bu kitapta herkesin bir kusuru var. İyiler ya da kötüler diye kesin bir çizgi yok. Zaten kitabın başında yazan cümle de bunu anlatıyor ve ben bu cümleyi çok sevdim:
“Kimse sadece iyi değildir. Kimse sadece kötü değildir. Bir savaşı bitirmek kahramanlıksa, buna kendinle barışarak başla.” – Tho-en Kurme

Leofold ve Guorin’in ilk yaptıkları şey de kendileriyle barışmaları oldu. O sayede bu maceraya atıldılar.

Kitabın sonunda çok sorular oluştu kafamda. Diğer kitabı da bir an önce kütüphaneden alıp okuyacağım. Ama aynı zamanda umut da vardı. Özellikle Leofold’ün akıbeti hakkında ;)

Kitapta betimlemeler çok fazla değil. Ama bu insanın canını sıkmıyor ya da bir yeri bir şeyi hayal etmek güç olmuyor. Yazar tam tadında yazmış. Tanrılarla ilgili olan mitleri ve diğer kitapları da hiç okumadım ve hep uzak durdum. Ama bu kitapta gözüme batmadı fazla. Çünkü zaten yazar tamamıyla farklı bir dünya oluşturduğu için bu o kadar da değişik değildi. Bence siz de bir an önce bu kitabı edinin ve okuyun.

Ben fantastik eserlere karşı hep mesafeliydim ama artık yavaş yavaş da olsa alışıyorum. Distopyayı çok seviyorum ama fantastikle aynı şey değiller. O yüzden biraz fantastiğe geç başladım. Ama olsun sonunda ön yargımı yıkabildim :)

(Gerf Kedileri: Kendini soyutlayıp kurbanlarının yanına gelince onlarla aynı boyuta geçen en gıcık olduğum yaratık)

Bu kitapta on yıl önce falan çıkmış. Yani serinin kitapları tamamlanmış. Hemen alıp okuyabilirsiniz. Ayrıca yeni basım kapakları çok güzel. Arka kapakta Liddek de var. Ya çok şirin, çok tatlı ve toparlak ya değil mi? Ön kapaktaki yapı sanırım Hiver’in Tapınağı. Uçan büyük kuş da Srenah olabilir. 

Karakterlerin hepsin ayrı ayrı sevdim ve hiç unutmam onları: 
-Görünüşü canavar ama kalbi yumuşak Leofold,
-Korkak görünümünün altında çok iyiliksever ve ortaya çıkarmakta zorlandığı cesur birinin yattığı Guorin,
-Perg'in neredeyse tümünü gezdiği Bilge büyücü Geryan,
-Ok attığı kolu diğerinin iki katı olan, korkunç görünümüne rağmen bizimkilere her yardımı yapıp onları koruyan cesur okçu Nume,
-Yüreğinde çocuk saflığı olan boyuna rağmen kahramanlarımıza yardımını eksik etmeyen minik Liddek,
-Sadece kendileri ve çocuklarını savaştan uzak tutmak için yaptıklarından dolayı lanetlenen köy halkı...

Guorin, ilk başlarda büyülü kılıç Gorba ile savaşıyordu. Ama sonradan içindeki cesurluğu ortaya çıkardı ve muhteşem biri oldu. Yani ondan nefret etmeyin, döverim ;)

Bu kitapta savaş zamanında yaşayanların hiçbirinin tam anlamıyla kötü olmadığı, farklı görüneni sevebilmenin yücelik olduğu, ön yargının gereksiz ve boş olduğu, tamamıyla farklı tiplerin bir aile olduğu anlatılıyor... Okumazsanız tüm bu sıcaklığı ve samimiyeti hissedemez ve çok şey kaybedersiniz benden söylemesi :) 

Bu arada kitaplar yurt dışında çevrilmiş.

                                                       (PERG DİYARI)

PERG EFSANELERİ Kitap Sıralaması: 
1.  KORKAK VE CANAVAR *
2.  MERDERAN'IN SIRRI
3.  BATAKLIK ÜLKE
4.  TANRILARIN ALFABESİ

NOT: Okuduklarımın yanına * işareti koyacağım ve bu liste güncellenecek.

Barış Müstecaplıoğlu resmi web sayfasındaki Perg Efsaneleri bilgileri:

-ALINTILAR-

"Sizler bizleri tanrılaştırdınız. Adımızı taşıyan tapınaklar, gösterişli heykeller yaptınız. Çünkü tanrılarla yüz yüze konuşabiliyor olmak gururunuzu okşayacaktı. Buna inanmak hoşunuza gidecekti. Maalesef bizim de hoşumuza gitti. Tanrı rolünü hepimiz çok sevdik. Fakat siz bununla da yetinmediniz. Takipçisi olduğunuz tanrının en büyük tanrı olduğuna inanmak istediniz. Biz bunu da memnuniyetle kabul ettik. Bu uğurda yüzyıllarca sürecek savaşlar başlattınız. SAVAŞAN SİZDİNİZ, AMA ADINA TANRILAR SAVAŞI DEDİNİZ."

"Sen terzi değil, şifacı olmalıymışsın!"
"Eh" dedi Guorin, "köydeyken her ikisini de yapıyordum, En iyilerden biri olduğumu söylerlerdi. Benden ders almak isteyenler bile olmuştu."
Leofold güldü: "Seni çok arayacaklarına eminim."
Fakat sözleri istediği etkiyi yapmadı. Hüzünle yüzünü buruşturan Guorin, "Yanılıyorsun," diye mırıldandı. "Halkım için en önemli olan şey cesarettir. Terzileri ya da şifacıları olmadan yapabilirler, ama bir korkakla beraber yaşamaya asla tahammül edemezler."

"Basit bir kılıç... Hiçbir özelliği yok.Hatta çirkin bile sayılır."
Geryan Gülerek, "Öyle görünmesi gerek," dedi. "Tanrıların gösterişe ihtiyacı yoktur!"
"Bu ufaklığın adı Gorba. Erdem Tanrısı Edia'nın kılıcı. Bu kılıcın kesemediği çelik yoktur. Kabzasını tutanı her saldırıdan korur. Ve sadece kötü yüreklilere zarar verir. İyiliğin yolundakilere asla dokunmaz."

"Yanılmışım" diye içini çekti. "Sen korkak falan değilsin. Sadece lanet okunacak kadar iyi bir adamsın."

"Tam olarak ne arıyoruz?" diye sordu Opsar.
Nume gür sesiyle "Esir tutulan bir tanrı arıyoruz. Öyle şaşkın şaşkın bakma. Bu adamlarla tanıştıktan sonra gördüğüm hiçbir şeye şaşırmamayı öğrendim."

Büyücü şefkatli bir bakışla, "Kendi gücüne güvenmeyi öğreneceksin," dedi. "Unutma ki taşıdığın yürek de tanrısal. Hemen olmayacak, Mücadele etmen gerekecek. Ama bunu başaracağına inanıyorum. Benim kendi gücümün farkına varmam, bir insanın hayatının gözlerimin önünde tehlikeye girmesini bekledi.Senin uyanışın da Perg'in tehlikeye düşmesini beklemiş olmalı." 

O ana dek sessiz kalan Opsar bir iç çekişle söze girdi: "Bir kova su da zararsız görünür. Ama ateşi zorlanmadan öldürebilir."

“Meyve!” diye zorlanarak bağırdı Liddek. “Bebekler! Yesin! Acele!”
“Sen muhteşemsin Liddek. O küçücük gövdede böyle büyük bir kalbi nasıl taşıdığını aklım almıyor.”  

"RUHUNUN SINIRLARINI GÖRMEK İSTİYORUM. TANRININ SİZ İNSANLARA VERDİĞİ BU GÜÇ HEP İLGİMİ ÇEKMİŞTİR. ÇOĞU ZAMAN BASİT, BENCİL,KORKAK YARATIKLARSINIZ.HAYVANLARI ÇOĞUNUZA TERCİH EDERİM. AMA BAZEN ÖYLE ŞEYLER YAPIYORSUNUZ Kİ TANRILARIN SİZİ HAYVANLARDAN ÜSTÜN TUTMASINI ANLAYABİLİYORUM. PEKİ SENİN RUHUN NE KADAR GÜÇLÜ LEOFOLD? YÜREĞİNİN SINIRLARI NEDİR? PERG'DE YAŞAYANLAR YA DA LANETLİ KÖYÜN SAKİNLERİ İÇİN NE KADAR FEDAKARLIK YAPABİLİRSİN? NEREYE KADAR GİDEBİLİRSİN?"

"Belindeki kılıcın kabzasını sıkıca kavradı. Gorba’dan içine dostça bir sıcaklık aktı. Hiç alışık olmadığı türden bir sıcaklıktı bu. Belki de özgüven denen şey buydu. Keşke bu kılıca güvendiği kadar kendisine de güvenebilseydi…"

 "Bekle PERG kahramanların geliyor..." - Guorin

 "Gözleri Öte Diyarların göğünde birkaç saniye hüzünle dolaştı. Burayı her şeye rağmen özleyecekti. Burayı nasıl unutabilirdi ki. Toprağına bir dost gömmüşlerdi..."

 "Şimdiye kadar gördüklerimiz bunun yanında ne kadar basit kalıyor değil mi dostum?" - Guorin (Kitabın son diyalogu ve merak etmemin başlıca sebebi daha ne kadar kötü bir şey olabilir sorusu..)                                                       
                                    -AMARİL-

15 Ekim 2015 Perşembe

DEŞİFRE DEHA – MAI JIA

YAZAR: Mai Jia
ÇEVİRMEN: Murat Sağlam
YAYINEVİ : Martı Yayınları
SAYFA SAYISI: 448
BASKI YILI: 2014
KİTAP TANITIMI:

Çinin en çok okunan yazarından akıllarda yer edecek bir roman!

 Akıl her şeyi yaratacak kadar mucizevi, her şeyi yıkacak kadar da tehlikelidir.
Saat sabahın beşi, tarih 11 Haziran 1956. Dünyanın en önemli matematik dehalarının yetiştiği N Üniversitesinin unutulmaz isimleri arasına girmiş, on yıl boyunca matematik bölümünün yıldızı olan ve yapay zekânın (bilgisayarın) gelecekteki mucidi olarak görülen Jinzhen, geri dönemediği gizemli bir yolculuğa çıkar...

“Sevgili Jinzhen, Şifreler çok hassastırlar, onlara dokunan insanları sımsıkı sararlar Bir hapishane mahkûmiyetidir; öyle ki, seni karanlık kuyuya atıp orada unutmalarını tercih edersin. Bana kulak ver ve geri dönme şansın varsa bunu hemen kullan. En küçük bir şans bile verilse kabul et. Şayet geri dönmen imkânsızsa şu nasihatimi unutma: İstediğin şifre üzerine yoğunlaş, ama asla ve asla MOR üzerinde çalışma!”

Mai Jia, Deşifre! romanıyla birçok yazarın iyi bir roman ortaya koyabilmek için takılıp kaldığı engellerin üstesinden emin ve sağlam adımlarla gelmiş. Arkasında bıraktığı ayak izleri bizleri gizli, edebi bir hazineye götürüyor. -Won Kar-wai, The Grandmasterın yönetmeni

Deşifre!nin mükemmel bir roman olduğunu söylerken, onun olağanüstü edebi niteliğinden ve tek bir oturuşta okunan sürükleyici gerçekliğinden bahsediyorum. -Alai

Kaderin mantıksızlığı, dehanın parlak ve kırılganlığı insanları geri dönülemez şekilde insanları bu romanda birbirlerine bağlıyor.Mai Jianın bu tuhaf ve gizemli romanı uzun süre akıllardan çıkmayacak bir insan hikâyesine bizi sürüklüyor. -Beijing Evening News

KİTAP YORUMUM:

Kriptograf Rong Jinzhen’in hayat hikayesini anlatan bir roman. Yaşanmış, gerçek bir roman bu. 

Kitabın kapağı matematik severlerin için gayet ilgi çekici. Sayılar her tarafta var. Aşağı yukarı hep sayı nehri var kapakta. Kitabı beğenip beğenmediğimi tam çözemedim. Yani ikisinin ortasında bir şey. çok ikilemde kaldım ve ben her zaman ikilemlerden nefret ederim. Maalesef bu kitapta tam da böyle bir durumda kaldım. Kesin bir şey söyleyemem. Neden böyle dediğimi kitabı okuyunca anlarsınız.

 “Matematik severler için daha doğrusu bir kriptografın hayatı nasıl olur?” Bunu merak edenler için gayet etkileyici bir kitap. Deha ve deliliğin arasında çok ince bir çizgi olduğunu yazar çok başarılı bir şekilde aktarmış. Konusu, kurgusu çok etkileyici ki zaten yaşanmışlık var içinde, ben de yaşanmış şeyleri kitapta hissetmeyi çok severim. Ama kitabın dili bana göre çok sıkıcıydı. Sürükleyici değildi. Tabi bu herkese göre değişir. Bazen bu kısımda ne anlatıyor dediğim yerler biraz vardı. Yani okumayı ara verip tekrar başladıktan sonra böyleydi en azından. Akılda kalacak şekilde yazmamış yazar. Ben neden bu yazarın Çin’de bol ödül aldığını pek anlayamadım. Ayrıca yazar kitabı on yılda yazmış. Tamam gerçek birini anlatıyorsan ve araştırıyorsan, hele ki bu her şeyi gizli tutulmaya çalışan devletin sırlarını bilen bir kriptograf ise bu süre normal. Ama kitap daha akıcı ve sürükleyici olabilirdi…

Kitapta baş karakter Rong Jinzhen. Onun ailesinden bir çok deha çıkmış ama çok tuhaf bir aile. Mesela babaannesi N üniversitesi’nden mezun olan ilk kadın. Ayrıca yanlış hatırlamıyorsam Matematik Köprüsü’nün orjinaline en yakın halini yapan ilk kişi de o. Çok zeki bir insan ama bir kusuru var dış görünüşünde, kafası normalden baya büyük ve herkes ona “Abaküs Kafa” diyor. 

Bu kadın hamile kalıyor ve ilk çocuğu olan baş karakterimizin babasını doğururken ölüyor. Doğumu saatler sürüyor ve kadın doğum sonunda ölüyor. Doğumun bu kadar uzun sürmesi bebeğin kafasının annesinin kafasından bile daha büyük olması. Bebek annesinin hayatı pahasına (çok uzun bir sürede) doğmuştu. 

Bebeğe geç isim koydukları için herkes ona Katil Kafa demeye başladı. Çünkü doğum gecesi yaşananlar kulaktan kulağa yayılınca herkes çok ürkmüş ve çocuğa katil hükmünü vermişlerdi. Bu kadar muhteşem bir kadının ölümüne sebep olduğu için… Ne kadar da yanlış bir davranış değil mi? Çocuğa seslenilen isimler bir bakıma onun karakterini belirler. Burada da nitekim öyle oldu. Doğan çocuk daha on iki yaşındayken katil oldu ve sayısız cinayet işleyip ailesinin mal varlığını kısa sürede en aza indirdi. (Bu arada bu aile çevrenin en zengin ailelerindendi.) Ayrıca sayılamayacak kadını da baştan çıkarmıştı. 
                               (Isaac Newton'un yaptığı Matematik Köprüsü)

Katil Kafa'nın genç yaşta ölmesinden kısa süre sonra ailenin kapısına bir kadın geldi. Katil Kafanın çocuğunu taşıdığını söylüyordu. Kadını evlerine aldılar. Kadın bebeği doğururken ailenin laneti olan şey yine başlarına geldi...  
Kadın doğumda öldü. Bu bebeğinde kafası çok büyüktü ama babaannesine benziyordu. Bu yüzden onun ailede kalmasına karar verildi. Bu çocuğa da herkes “Acımasız Ölüm” diyordu. Bir gün bir adam geldi ve ona “Ördek Yavrusu” lakabını taktı. Böylece çocuk babası gibi olmadı. Ördek Yavrusu Rong Jinzhen’di. Herkes o doğduğunda “Bu çocuk ya katil olacak ya da tüm zamanların en büyük dehası olacak dedi.” Bu söz babası için de denmiş olabilir tam hatırlamıyorum.

Neyse işte Rong Jinzhen’in herkes dahi olduğunu öğrenince okuluna Birim 701’den bir adam geldi ve onu çok gizli bir yer olan şifre çözme yeri Birim 702’e götürdü. Ailesi bundan sonra ondan çok nadir haber aldı. Böylece Jinzhen kriptograf oldu ve tüm zamanların en karanlık şifresi olan MOR’u çözmeyi başardı. Ama ardından da SİYAH  çıktı. İşte Rong Jinzhen’in hayatı MOR’dan kat kat karanlık, içinden çıkılamayan bir şifre olan SİYAH’tan sonra alt üst oldu. Kitap bu noktadan sonrasında değişik yerlere geldi.

Eğer ki yaşanmışlığı seviyorsanız kriptografların nasıl bir hayat sürdüğünü anlamak istiyorsanız; Tuhaf bir ailenin çocuğu Rong Jinzhen’in deha ve deliliğin arasında olan hayatını okuyun!!!

NOT: BİRİM 701= Çin istihbarat teşkilatı
NOT: Matematik Köprüsü'nde tahtaları birleştirmek için hiç bir şey kullanılmamıştır. bugün bile Newton'un onu nasıl yaptığı bilinmemektedir. İngiltere Cambridge'te Cam Nehri üzerinde bulunur.

                                                                -AMARİL-

4 Ekim 2015 Pazar

RUHİ MÜCERRET – MURAT MENTEŞ


Yazarı: Murat MENTEŞ
Yayınevi: April yayıncılık
İlk Yayınlanma Tarihi: 2013
Yayın Tarihi: 2015-03-24
Baskı Sayısı: 10. Baskı
Dili: TÜRKÇE
Sayfa Sayısı: 320
Türü: POSTMODERN, FANTASTİK, ROMANTİK
İçeriği: YERALTI EDEBİYATI, TARİHİ ÖĞELER, ÜSTKURMACA
TEKNİĞİ de kullanılmıştır.
Kapak: Motto Visual Solutions
Cilt Tipi: Karton Kapak
KİTAP TANITIMI:

Dublörün Dilemması ve Korkma Ben Varım'ın yazarı Murat Menteş'ten doludizgin bir roman daha!
Sıkı tutunun!
İstiklal Harbi'nin son gazisi, 100 yaşındaki millî kahraman RUHİ MÜCERRET; bir dünya starına nasıl dönüşüyor?
Zaten ecelin menzilindeyken, esrarengiz psikopat MASUM CİCİ'yi haklayabilecek mi?
Mabet filozofu AVNİ VAV'dan daha neler öğrenecek?
NAZLI HİLAL'e, 70 yaş farka rağmen nasıl açılacak?
Ve son nefesinde kelime-i şahadet getirebilecek mi?

Bir gözü mavi, diğeri kahverengi avare CİVAN KAZANOVA; elden düşme ruhunu, şeytana neden satıyor?
Depremde yitirdiği SERPİL SİLAHLIPERİ'yi unutmayıp da ne yapacak?
Marifetli afet FUJER FUJİ'den kaçarken neye yakalanacak?
Kan kanseri yeğeni OZAN'ı hangi parayla tedavi ettirecek?
Alınyazısındaki boşlukları neyle dolduracak?
İntiharın eşiğinde tetikte beklerken, kimvurduya mı gidecek?

Ziyadesiyle kahkaha ve bir nebze gözyaşı içeren bu serüvende;
Trenler gemilere çarpıyor.
İstiklal Savaşı, 85 yıl sonra devam ediyor.
Şakaklar matkapla deliniyor.
Uçaklar düşüyor.
Kaybedenler şampiyon oluyor.
Ölüler diriliyor.
Serseri kurşunlar uçuşuyor.
Ve reklamlar, müşterileri ele geçiriyor!

"100 yaşından küçükseniz, bu romanı mutlaka okuyun!"
-Emrah Serbes

KİTAP YORUMUM:

Türk yazardan harika bir roman…

Gerçekten bu kadar zekice, eğlenceli ama aynı zamanda duygusal bir kitap beklemiyordum. Ayrıca kitap reklamları da eleştirmiş.

Kitabın kapak tasarımına bayıldım. Gerçekten çok güzel ve konusuna da çok uygun. Ön kapakta TV içinde kitabı hareket ettirdikçe değişen iki resim var. Orhan GENCEBAY ile Cüneyt ARKIN'ın resimleri. Ayrıca televizyonun altında Türk işi dantel de var :) Arka kapak yazısı çok etkileyici. Bu kitap başka türlü tanıtılamazdı yani.

Yazarın okuduğum ilk kitabı. Çok farklı bir anlatım tarzı var. Diğer kitaplarını da okumak isterim.

Baş karakterler; İstiklal Harbi’nin yaşayan son gazisi 100 yaşındaki Ruhi MÜCERRET dede :)  ve bir gözü mavi diğeri kahverengi olan dövüşçü Civan KAZANOVA…

Bu ikili bir şekilde tanışıyorlar ve asıl olaylar öyle başlıyor. Kitapta hiçbir şey göründüğü gibi masum değil.

Ben sıradan bir roman beklerken, yani 100 yaşındaki birinin hikayesi en fazla ne olabilir ki derken şok içinde kaldım. Olaylar çok hızlı gelişti. Ruhi dede şehirlerin kurtuluş günlerinin listesini çıkarmış ve o günlerde tekrardan kurtuluş sevincini yaşamak için o şehirlere giden, diğer günlerde de camiye giden, evde TV karşısında pinekleyen sıradan bir yaşlı. Ta ki Civan’la tanışana kadar…

Ruhi Mücerret, minnet duyduğu dostunun son arzusu Masum Cici’yi de öldürme planları kurar aynı zamanda. Masum Cici de ismiyle karakterinin ters düştüğü bir adam…

Ruhi dedenin programı yaşına göre çok yoğun aslında. Ama adamın maşallahı var tüm akrabalarını sevdiklerini gömmüş ama kendi hala yaşıyor. Biraz da bu yüzden umutsuz durumda. Tüm çocukları, karısı, torunları ölmüş. Torununun torununu gören bir insan ama torununun torunları onun artık ölmesini gözlüyor. Yani yazar bize herkesten çok yaşamanın keyifsiz ve zor olduğunu da gayet güzel göstermiş.

Bir de Ruhi dedenin olduğu yerde felaketler eksik olmuyor. Adam uçak kazasından sağ kalan son kişi. Ayrıca sahilde otururken Coca-Cola treni Pepsi gemisine çarpıyor. Evet çok garip ve akıl almaz bir olay. İnsanın orayı okurken hem gülüp hem de üzülesi geliyor. Çünkü 70 küsür kişi de ölüyor ve çok yaralı var. Bu ve bunun gibi çok olay var. Yani kitap baştan ayağa trajikomik…

Aynı sayfada kahkalarla güleceğimiz bir cümlenin ardından gelen cümlede birden durgunlaşabiliyoruz. Bizi üzecek ama aynı zamanda düşündürecek çok cümle var. Özellikle Ruhi Mücerret’in tecrübe kokan müthiş sözleri…

Kitapta çok fazla reklam ve marka eleştirisi var. Bu ne alaka diyebilirsiniz ama ilerleyen sayfalarda şok olacağınız yer de bu reklamlardan kaynaklanıyor. Yani insanlar o kadar kötü ki reklam uğruna her şeyi yapabilecek düzeyde demek istemiş yazar.

Baş karakterleri çok sevdim. Kitap üç kişinin ağzından anlatılmış. İlk kısım Ruhi dedenin arkadaşı Avni Vav tarafından -zaten az bir yer- , ikinci kısım Ruhi MÜCERRET tarafından, Üçüncü kısım Civan tarafından, son kısım da yine Ruhi Mücerret tarafından anlatılmış.

Ruhi Mücerret’in de Civan’ın da hayatı çok iyi değil. Hayatta sevdikleri kişileri kaybetmiş iki adam onlar. 

Ruhi dede 100 yaşında hayatında ilk kez aşık oluyor. Kendinden 70 yaş küçük biri olan Nazlı Hilal'e. Ama kavuşamayacağını da kabul ediyor. O sadece platonik seviyor.

Civan ise yıllar önce ölen Serpil Silahlıperi'ye hala aşık. Ama Fujer Fuji gelince aklı ve duyguları da karışıyor.  

Ya bu kitapta isimler de çok değişik ;)

Mesela Fujer Fuji, aşkla ilgili bir isimmiş. 
Ruhi Mücerret, saf ruh demekmiş. 

Avni Vav; soyadı Vav'dır onun manası da: Allah’ın birliğini ifade eder. İyi bakıldığında, görmek için bakıldığında; Bazen bir insanın secdedeki hali, bazen bir ceninin anne karnında ki haline benzer..
[İnsan vav şeklinde doğar, bir ara doğrulunca kendini elif sanır. İnsan iki büklüm yaşar, oysa en doğru olduğu gün ölmüştür. (Kaynak: http://www.forumdas.com/forum/konu/kuranda-vav-harfinin-anlami.161772/ )  Bu da beğendiğim bir alıntı.]    
Avni de yardım ve yardımcılıkla ilgili demek. 

Yazar karakterlerin isimlerini davranışlarına uygun vermiş. Avni Vav, Ruhi Mücerret'in cami cemaatinden en yakın arkadaşı ve ona yardım eden bir insan Ayrıca felsefik sözleri var.

Diğer değişik isimler: Masum Cici, karakteriyle terstir ismi ve kendisi psikopattır. Bedri Dubara, kötü adamdır.

Betimlemeler de benzetmeler de çok güzel.

Kitabın çok fazla güzel sözü var. Hayata dair ya da başka bir şeyle ilgili bir sürü güzel not alınacak ya da beyninize kazınacak çok sözü var. Ruhi dede olaylarla ilişkili mezarına yazdıracağı sözleri söylüyor çokça. Böylece ölmeyi ne kadar çok istediğini de anlamış oluyoruz. Ama son nefesinde Kelime-i Şehadet getirememekten de çok korkuyor. Civan da sürekli "... diye bir şey olmasaydı ben icat ederdim." diyor. İkisinin de alem sözleri var yani ;) Avni Vav da biraz felsefik sözler söylüyor hatta bazılarını anlamadım sanırım. 

SPOİLER:
Kitabın sonunda eksik olan da mezarında yazan o sözdü keşke ne yazdığını ekleseymiş yazar. çünkü en merak ettiğim şeylerden biri de onun mezarında yazan sözdü...
SPOİLER SONU

Ben kitaplarda bölüm başında olan alıntıları da çok severim ve bu kitapta da her bölüm başında güzel ve değerli alıntılar vardı. Bu da kitabı beğenmemde çok etkiliydi :)

Bir de Ruhi dede batı klasik müziklerini çok seviyor. Her sabah mutlaka plakta klasik müzik çalıyor ve öyle kahvaltısını yapıyor. Çok değişik bir adam ya.

Bu kitapta bazı şeyler fantastik gibi ama üstünde fazla durulmamış. Mesela ölülerin çizgi romanda yazan büyüyle diriltilmesi gibi. Başka fantastik ögelerde var tabi.

Kitabın anlatım içindeki olaylar falan alışılmışın dışında. En azından Türk romanları içinde öyle. Ben beğendim bence siz de 100 yaşınıza girmeden önce okuyun!  ;)

NOT: İlk defa baş karakteri 100 yaşında olan bir roman okudum bu arada ;)

Yazarla yapılan röportaja burdan ulaşabilirsiniz: Sıkıcı olmasaydı onu benzine bulayıp yakardım - NTV

http://www.ntv.com.tr/turkiye/sikici-olsaydi-onu-benzine-bulayip-yakardim,9Sy3sEMEcEioNwWZq4f0sA

                KİTAP ALINTILARI:

***Ruhi Mücerret'in mezar taşı sözleri:
- Sizi ayakta karşılayamadığım için özür dilerim.
- Tıbba inanmıyorum.
- 2005'te öldüm. bu durumda kaç yıldır sigara içmiyorum?
Kurtuluşu için savaştığım ülkeye yeni yeni adapte oluyorum.
Uykum eskisinden de ağır.
Nutella’nın tadı hâlâ damağımda.
-Yaşamak ölülerin de hakkı!

“Benim yaşımda aşk, kimin kollarında öleceğine karar vermektir. Aslında her yaşta öyledir” - Ruhi Mücerret

Avni Vav, "İnsan Allah'ın yeryüzündeki halifesi, yani kalfasıdır. Allah'ın kalfası değilsen, şeytanın çırağı olursun" diyordu. Halife, kalfa anlamına geliyormuş ha?.. Bazı kelimelerin manasını 100 yaşında öğrenmek beni paniğe sevk ediyor. - Ruhi Mücerret

"Ölüm karşısında herkes acemidir;ben de öyleyim.Hala hayattasınız sayın okur,şansınız var acemi şansı" - Ruhi Mücerret
 
"Gençlerin tabiriyle uzatmaları oynuyorum. Azrail’in penaltılarından kaçını daha kurtarabilirim?" - Ruhi Mücerret

"Hayatın en zor kısmı, ilk 100 yıldır." - Ruhi Mücerret

"Hayatım bir film olsaydı,izlerken ya uyuyakalır ya da yarısında çıkardım."- Ruhi Mücerret

"Zayıflamanın sırrı karnı içeri çekmektir. Zenginliğin sırrı, son 100'lüğü bahşiş olarak vermektir. Gençliğin sırrı ise yaşın hakkında yalan söylemektir." - Ruhi Mücerret

"BİM'e çok sık uğruyorum bana BİMbaşı rütbesi vermeliler..." - Ruhi Mücerret

"Geçmişte kalan her şey kısa sürmüş demektir"

"Camilerde omuz omuza duran kambur ihtiyarların kalbi büsbütün boş mu sanıyorsunuz? Peh. Aşk, gençlerin oynadığı fakat ihtiyarların bildiği bir oyundur." - Ruhi Mücerret

"Mezar taşlarındaki ölüm tarihleri,ölülerin bizi kaç yıldır beklediğini gösterir."

"Halbuki ben onun düşmekten korktuğu uçurumun dibindeydim."

“Bazen kötüler, nadiren de iyiler kazanır. Çoğunlukla herkes kaybeder.” – Avni Vav

"Eğer siz de 100 yıl yaşama arzusu uyandıran şeylerle ilginizi keserseniz, 100 yıl yaşayabilirsiniz." - Woody Allen

"Hayat nasıl gidiyor? "
"Yaşayan birine sor."

"Aşk birine seni mahvetme yetkisi vermek ve bunu kullanmayacağına güvenmektir."

"Biz dostuz... Dost, henüz saldırmamış düşman demektir. Duydun mu beni?"

"İhtiyarlar, gençlere ölümü hatırlatır. Gençler de ihtiyarlara…"

“Yeğenimi yaşatmak için şerefimi piyasaya sürmüştüm. Anlıyordum ki iyi niyetle masumiyetin alakası yok. Vicdan ile bilincin birbirinden kopmayacağı kavrayınca, dananın kuyruğu kopuyordu.” – Civan Kazanova

"Gölgem benden daha yakışıklı." - Ruhi Mücerret

“İnsan, aynadaki yansısı ve yerdeki gölgesi arasında ikamet eder” - Avni Vav

"İyi silah, doğru hedefi on ikiden vurmayı garantilemiyor."

“Nazlı Hilal’le aynı şiirin kelimeleriyiz… Fakat ben sayfanın yakılmış kısmındayım.” – Ruhi Mücerret 

“Dünyayı değiştirecek kapasiteye sahip kişiler genellikle hayatta kalma konusunda beceriksizdirler.”

"Evrende yalnız mıyız bilmiyorum ama dünyada yalnızız."

“Telefonun icadından beri senden telefon bekliyorum.” – Fujer FUJİ

"Mezar taşlarındaki ölüm tarihleri, ölülerin bizi kaç yıldır beklediğini gösterir."

“Tamam, ölenle ölünmüyor. Lakin yaşayanla da yaşanılmıyor.”

          BÖLÜM BAŞINDAKİ ALINTILAR:

"Hayat, satrancın aksine şah*mattan sonra da devam eder." - Isaac Asimov

"Hakiki müziksever, banyoda şarkı söyleyen kızı işitince, anahtar deliğine gözünü değil, kulağını dayayandır." - Leonard Bernstein

"İnsanın geleceği görememesi ne büyük lütuf!" - Juli Zeh (Serbest Düşüş)


"Kadınlara güvenirsen yoksul ölürsün, erkeklere güvenirsen erken ölürsün." - WAFA VAZZANI (Varoluşun Eşantiyonu)


"Dünya,kuşların tuvaletidir." - Mülazım İshak bey (1888-1920)

“Aşk, sizde olmayan bir şeyi, bunu sizden istemeyen birine vermeye çalışmaktır.” -Jacques Lacan (1901-1981)

"Gençlikte günler kısa, yıllar uzun; yaşlılıkta günler uzun, yıllar kısadır." - Immanuel Kant (1724-1804)
                                           -AMARİL-


Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...