30 Temmuz 2015 Perşembe

HİSTERİ – LAURA LİPPMAN


Sayfa Sayısı: 400
Yayın Tarihi: 02.09.2009
Yazar: Laura Lippman
Yayınevi:  Koridor Yayıncılık
TürDram, Psikolojik gerilim
KİTAP TANITIMI:

"Publishers Weekly 2007 yılının en iyi kitaplarından biri"

Yazar bu kitabıyla Quill, Anthony, Barry ve Macavity olmak üzere toplam 4 ödül kazandı.

Bir cumartesi günü on bir ve on beş yaşlarında Bethany soyadlı iki kız kardeş Baltimore'daki bir alışveriş merkezinde kaybolurlar. Arkalarında tek bir iz bulunamaz. Ne kendileri ortaya çıkar, ne de cesetleri. Geriye sadece herkesin zihnini kurcalayan soru işaretleri kalır.

Otuz yıl sonra bir trafik kazasında aklını yitirmiş gibi görünen bir kadın; Bethany kardeşlerden küçüğü olduğunu iddia ediyor. Ufacık bir kanıt bile hikayesini desteklemiyor, bilinçsizce ele verdiği tüm ipuçları polisi yeni bir çıkmaza sürüklüyor: Ölüm döşeğinde tutarsız bir adam, harap olmuş bir ev ve kayıp bir mezar, yalnız o korkunç günle, uzun zaman önce parçalanmış, akıl almaz bir trajediyle dağılmış ve bu trajedinin görünüşte mükemmel bir yuvadaki çatlakları ortaya çıkardığı bir aileyle ilgili bildiği bir şey var.
YORUMLAR:

"Histeri yalnızca gizemle örülü değil, aynı zamanda sizi insan kalbinin derinliklerine götürecek kadar da duygusal. Lippman çağı en iyi yansıtan yazarlarından biri. “
Tess Geritsen

"Muhteşem bir hayal gücü Yaratıcılığının zirvesinde bir yazardan dört dörtlük bir eser.”
Washington Post

"Sonuna kadar nefesinizi tutarak okuyacağınız, tekrar dönüp sayfaları çevirirken Lippman'ın sizi nasıl sürüklediğini gördüğünüzde şaşıracağınız, doyuruculuğunu ikiye katlayan bir kitap.”
New York Times
KİTAP YORUMUM:

On beş tatilde okuduğum bir kitap. Yorumunu yazmıştım ama bir türlü bloğa ekleyememiştim. Şimdi bol vaktim olduğu için artık önceden okuduğum kitapları ekleyim bloga dedim ve başlıyorum :)

Öncelikle şunu söyleyim bu kitap hakkında ne düşüneceğimi bilmiyorum. Daha doğrusu karakterleri hakkında.

Bu kitaba kütüphanede rastladım. Arkasını okuyunca merak ettim ve tabi ödüllü kitap olduğu için aldım. Bir de Tess Gerritsen da bu kitaba yorum yazmış. Gerritsen en sevdiğim yazarlardan olunca tabi okuma isteğim arttı :)

Güzel kurgulanmış bir aile dramıydı. Her şey Heather ve Sunny'nin kaybolmasıyla başlıyor. Ama bu kitapta sadece şu kişi suçlu diyemedim. Çünkü neredeyse herkesin suçu ve sırrı var.

Kitabı okurken kimi zaman duygulandım. Kimi zaman da aynı karaktere hem kızdım hem de üzüldüm. Bu yüzden iyi ya da kötü diyemiyorum. Beni çok çelişkide bırakan bir kitaptı.
Konusuna gelirsek, Bethany kardeşler alışveriş merkezine tek başlarına gittikleri gün kayboluyorlar. Sonra da hiç bulunamıyorlar. Anneleri Miriam, babaları Dave. 

Dave kızların kaybolmasıyla baya kötü oluyor yani hangi baba olmaz ki? Ama anneleri Miriam kızların kaybolduğu gün başka bir adamın yanında. Kocasını aldatıyor. Belki de bu yüzden hep ikisi arasında karşılaştırma yaptım. 

Dave iyi bir babaydı. Kızlar gittikten sonra aldatıldığın ı öğrendi, yuvası dağıldı, perişan oldu. Ama Miriam dedektifler onu sorgularken, yanında kocası da varken hiç utanmadan onu aldattığını söylüyor. Tamam tabi ki dedektiflerden bir şey saklamayacak ama bilmiyorum. 

Dave’e çok üzüldüm. Bir günde her şeyini kaybetti. Bu yüzden Miriam’a kızdım –beni kızdıran öyle iyi bir babaya bunu reva görmesi- ama kızlar kaybolduktan sonra onların eşyalarını gördüğü zamanlarda çok üzüldüm. Her şeyde kızlarını hatırlamaya başladı. Miriam da boşluğa düştü. Kocasıyla ayrıldıktan sonra da tamamen bu kasabadan ayrıldı. Başka bir yerde kendine farklı bir hayat kurdu. Hayatına devam etti. Ya bilmiyorum okurken çok ikilemde kaldım Miriam hakkında. Hayatına tabi ki devam etmesi gerekir. Ama ona çok kızdığım için ,özellikle de umursamazlığına, bir türlü ona tam olarak ısınamadım sanırım.

Dave ise aradan yıllar geçmesine rağmen hayatına devam edemiyor, işkolik olmasını saymazsak. Kızlarını unutamıyor. Kızları olmadan çok büyük bir boşluğa düştüğü için bunu işlerle ilgilenerek kapatmaya çalışıyor. İşlerini büyütüyor. Ama Dave işlerini büyüttükçe altında eziliyor. Mecazen anlatırsak. Ama sahip olduğu para, işi hiç umrunda değil. O sadece kızlarını istiyor. Ama olmuyor..

Dediklerimden de anlaşılacağı gibi karakterler hakkında ne düşüneceğimi bilmiyorum. En çok Dave’e üzüldüm. Ama Miriam küçük kızı Heather’ın yere düşmüş çantasını gördüğünde de ona çok üzüldüm. Çok ikilemde kaldım Miriam hakkında. Sonuçta o bir anne ama öbür taraftan kocasına ihanet eden bir kadın. O kadından hem nefret ettim hem de kızlarını kaybeden bir anne olduğu için ona üzüldüm. Bence yazar kitabın adını bu yüzden histeri koymuş. Histeri davranış ve kişilik bozukluğu demek. Yani ağladıktan sonra çok gülmek gibi. Aslında histeri bir çeşit hastalık. Biz de okurken aynı karakterden hem nefret ediyoruz hem de onun için üzülüyoruz. Bu durumda oolan tek karakter Miriam değil yıllar sonra gelen kadın da o şekilde. Yani sürekli duygular karışıyordu kitabı okurken. Ama genel olarak güzel bir kitap.

Aradan otuz yıl geçtikten sonra gelen bir kadın Bethany kardeşlerin en küçüğü olduğunu iddia ediyor. Kendisini bir polisin kaçırdığını ve ona çok kötülük yaptığını söylemekten başka bir şey demiyor. Sürekli polisleri oyalıyor. Sonra Miram'ı çağırıyorlar. Otuz yıl geçmesine rağmen kızını tanıyabilecek mi diye. 

Bütün olay kızların kaybolduğu gün neler olduğu hakkında. Biz her şeyi kitabın sonunda öğreniyoruz.

BİRAZCIK SPOİLER:

Bir de bir şey eklemek istiyorum. Dikkatimi çok çeken, beni çok üzen bir şey. Kitabın sonunda öğrendiğimiz bir şey. Kızların en son fotoğraflarından otuz yıl sonraki görüntülerini elde ediyorlar. Öyle bir program var ya hani. İşte yıllar sonra gelen kadın o tahmini görüntülerden biraz farklı. Gözlerinin ve ağzının çevresinde kırışıklıklar yok. Çünkü bu kadın o kadar yıl boyunca hiç gülmemiş… Bu beni çok etkiledi. Orayı okurken baya üzüldüm. Çok zor zamanlar geçirmiş.

SPOİLER SONU:

Çok muhteşem bir kitap değil ama zaman geçirmek için okunabilir. Kütüphanede falan rastlarsanız alın okuyun yani. Kitabın sonunda da ilginç şeyler öğreniyoruz. Ama o kadar. Kitap tam da adı gibi karmakarışık. Yani duygu kaosundan oluşuyor. Aradan zaman geçmesine rağmen ne kadar ikilemde kaldığımı hala hatırlıyorum. Detaylara çokça yer verilen, olayların sadece son sayfalarda okuyucuya heyecan kattığı bir kitap. Sonuna gelene kadar sıkılabilirsiniz. Ama bence okumayı bırakmayın devam edin. Sonunda şaşıracaksınız.

Laura LİPPMAN:


                                           -AMARİL-


13 Temmuz 2015 Pazartesi

KİTAP ALIŞVERİŞİM # 1


Kitap alışverişlerimi yazmayı düşünmüyordum, ama yine de denemek istedim. Ramazan boyunca fazla dışarı çıkamadım. Fakat bu hafta kuzenimde –bu sayfanın diğer yazarı Felicita- kaldık kardeşimle. Ee bizde boş boş evde oturmayalım Kızılay’a gidelim dedik. Sonra bende gezerken onları her zamanki kitapçıma götürdüm. Kitap Hırsızı ve Harry Potter ve Sırlar Odası ’nı aldım. 


Sırlar Odası’nı zaten sabırsızlıkla almayı bekliyordum. 100 sayfa okumuşum bile. Kitap harika :D
2.eli varmış kitapçıda. 10 tl olduğunu görünce aldım hemen. Zaten kitap da yeni gibi (2.el olmasına rağmen). 
3. Kitabı zaten bizde var. En kısa zamanda diğer kitaplarını da alacağım mutlaka. 
Kuzenlerimle Sırlar Odası ve Azkaban Tutsağı'nı izledik. Küçükken de dayım o filmlerin CD'sini almıştı, öyle izlerdik, tabi unuttuğumuz için Harry Potter izlemeye tekrar başladık.


Kitap Hırsızı’nı da almayı çok istiyordum ilk gördüğümden beri. Filmi çıkmış okuduktan sonra izlerim. 
Çok güzel polisiye kitaplar vardı ama babamla gitmediğim için kendi cebimden ödeyeceğimden bunları aldım :) Zaten ilk kitapçıya gittik. Sonrasında da çok yürüdük. Fazla alamazdım..


Kaderin Çağırdığı Yerdeyim, Ahmed Günbay Yıldız’ın kitabı. Okumaya başladım bile ;) Duygusal bir kitap. Daha önce yazarın Yanık Buğdaylar kitabını okumuştum, çok küçüktüm pek hatırlamıyorum. Bu kitabı da babam Kocatepe Kitap Fuarı’na gittiğinde almış. Ben de fuara gitmeyi çok istedim ama anneannem ameliyat olunca fırsat olmadı. Sanırım gidemem de çünkü yarın son gün. Eğer yarın ailecek gidersek yeni kitaplar da alırım. İnşallah gidebiliriz. Ne olacağı belli olmaz :)


Ramazan boyunca çoğunlukla evdeydim. Ama yine de kütüphanemde okumadığım birkaç kitap var onlar bitince yenilerini alırım :) Şimdilik bu kadar. Kitap yorumlarımda görüşmek üzere ;) Bu arada belki film yorumu da koyabilirim. Kurda Tuzak’ı izlediğim gün yine eski filmlerden Indiana Jones’un ilk iki filmini de izledim. Bugün de Marvel filmlerinden Iron Man 3’ü izledim. Okul zamanı başlamıştım yarısına gelmiştim ama bir türlü tamamlayamamıştım. Bugün bitirdim filmi. 

Neyse yarın Kadir Gecesi, iyi değerlendirin. Şimdiden Kadir Geceniz mübarek olsun :)

                                                               -AMARİL-

9 Temmuz 2015 Perşembe

HARRY POTTER VE FELSEFE TAŞI – J.K. ROWLING



Yazar :J. K. Rowling
Çevirmen :Ülkü Tamer
Yayınevi :Yapı Kredi Yayınları
Sayfa Sayısı: 360
Baskı Yılı: 2003
Türler: Kurgu, Fantezi, Çocuk edebiyatı, Spekülatif kurgu
Adaylıklar: Locus Ödülü - En İyi İlk Roman
Karakterler: Harry Potter, Hermione Granger, Ron Weasley

Kitap Tanıtımı:

Harry Potter sıradan bir çocuk olduğunu sanırken, bir baykuşun getirdiği mektuplarla yaşamı değişir: Başvurmadığı halde Hogwarts Cadılık ve Büyücülük Okulu'na kabul edilmiştir. Burada birbirinden ilginç dersler alır, iki arkadaşıyla birlikte maceradan maceraya koşar. Yaşayarak öğrendikleri sayesinde küçük yaşta becerikli bir büyücü olup çıkar.

J.K. Rowling'in zengin düşgücü, onu bebeğiyle yalnız yaşayan sıradan bir anneden, kitapları dünyada 90 milyondan fazla satan, 40'tan fazla dile çevrilen parlak bir yazara dönüştürdü. Kitapların artık "sanal" ortamda okunmaya başladığı bir çağda, Harry Potter genç kuşağı "gerçek" bir kitabın sayfaları arasında yepyeni bir dünyayı keşfetmenin heyecanıyla tanıştırdı. Bu heyecan daha da artacak: Çok yakında Harry Potter'ın sinema filmi gösterime girecek.

Harry Potter'ın baş döndürücü "büyülü" dünyasına adım atmadan önce kemerlerinizi bağlayın!



Kitap Yorumum:

Kesinlikle harika bir kitaptı, elimden bırakmak istemedim. Filmlerini tabi ki izledim ama seneler önce olduğu için tekrar izleyeceğim. Hatta kitap bitince kardeşimle ilk filmi tekrar izledik. Her kitabı okuduktan sonra onun filmini tekrar izlemeyi düşünüyorum. 

Ben fantastik roman sevmem. Zaten bu seriyi okumak için bu yüzden geç kaldım. Distopya severim fakat fantastik kitaplara biraz ön yargım var sanırım. Yani her şey olağanüstü olduğu için galiba. Hani distopyada genelde yaşadıkları ortam farklı bir dünya oluyor ya, fantastikte her şey farklı oluyor. Ben de bunu sevmiyordum ama sonunda bu ön yargılarımı yıkıp bu harika seriye başladım. Sonuç olarak –tahmin edebileceğiniz gibi- keşke daha önceden okusaydım dedim ;) 

Filmlerinin çoğunu izledim galiba. Ama seneler önceydi. O yüzden hangilerini izledim hatırlamıyorum. Filmlerini izleseniz bile kitaplarını okumamazlık yapmayın. Çünkü ikisinin de tadı farklı. Ama ikisi de güzel. Mutlaka kitaplarını da okuyun!

Arkadaşım Harry Potter serisini 4-5 yaşlarından beri çok seven ve onu hayat felsefesi yapan biri olarak bana da çok ısrar etti, böyle bir seriyi nasıl okumazsın diye Allah bilir kaç kez demiştir :) Ben de okul zamanı olduğu için söz yazın seriye başlayacağım ve tüm filmlerini de izleyeceğim dedim vee sözümü tutmaya başladım ;)

Fantastik edebiyata en kolay girişin Harry Potter olduğunu söylediydi arkadaşım, gerçekten de öyleymiş. Bundan sonra Hobbit ve Yüzüklerin Efendisi serisine de başlamak istiyorum ama önce Harry Potter’ı bitirmem ve fantastik ögelere alışmam gerek. Yani çok garip bir durum sanırım, distopya sevmek ama fantastik sevmemek.
Aslında fantastik sevmeyişimin diğer sebebi de genelde vampirli, melekli, şeytanlı kitapların olması sanırım. Ama The Originals diye bir dizi var harika, kurgusu ve karakterleri güzel. Dizide  vampirler, kurtadamlar ve cadılar var. Ayrıca aile bağlarına çok değinen bir dizi. Bu da sevmem için bir diğer etken tabi. The Originals, The Vampire Diaries ’taki Klaus adlı karakterin ailesini anlatıyor. Ama bence TVD ile hiç alakası yok, eğer olsaydı hiç anlayamazdım. Çünkü TVD’yi sadece bir bölüm izledim. O da kardeşimin ısrarı sonucu :(
Yani Vampirleri gerçekten The Originals’ta sevdim.
Ya ben yine nerden nereye gelmişim :D Konudan saptım galiba neyse tekrar konuya döneyim en iyisi :P

Tabi ki de kitabın konusundan olaylarından ayrıntılı bahsetmeyeceğim. Zaten biliyorsunuzdur. Kitabı okumasanız bile filmden hatırlarsınız. Harry Potter’ın ilk kitabı olduğu için Hogwarts’a alışma bölümleri ağırlıkta, ama Harry, Ron ve Harmione rahat duramazlar ve okulda dönen gizli olayları araştırırken bulurlar kendilerini ve Felsefe Taşı’nı öğrenirler. Felsefe taşını öğrendikten sonra işler sarpa sarar. Bu arada Harry Quidditch takımında Arayıcı olarak yer alır. Bir de Harry’nin anne ve babasını öldüren Voldemort vardır. Voldemort tekrar gelir. Hem de tam burunlarının dibindedir. Ama kimse anlamaz onun kim olduğunu. Harry ile Voldemort savaşırlar. Ama bu kitabın sonunda, ilk kitaptan Harry’nin düşmanını öğreniriz yani.

Neyse artık daha fazla bahsetmeyim hemen seriye başlayın. Fantastik sevmeseniz bile bir şans verin derim. Benim gibi çok seversiniz kitabı ve elinizden bırakmazsınız. Zaten Harry Potter fantastik edebiyatın temel taşlarından olduğu için anlaşılması kolay ve herkesin sevebileceği türde.

Bende serinin sadece 1 ve 3. Kitabı varmış. Ben almamıştım. Babam getirdiydi ama şansıma 2. değil de 3. kitap var of o yüzden biraz beklemem gerek. Her zaman kitap aldığım kitapçıya sordum Harry Potter, Y.E , Taht Oyunları kalmamış. Herkes o serileri soruyormuş. Herkes benim gibi yaz gelince okumak istedi herhalde ;)

Kitaba sahur vakti ezanı beklerken başladım ve elli küsür sayfa okumuşum. Ertesi gün de erken kalktım mukabele için, normalde mukabele bitince uyumam gerekirdi fakat dayanamadım kitabı bitirdim :P


Yani demem o ki eğer siz de fantastik edebiyata karşı ön yargılıysanız, tereddüt ediyorsanız, unutun! Ve bu seriye hemen başlayın… Ben de artık yavaş yavaş fantastik okumaya başlarım. Vampirlere karşı ön yargımı Alacakaranlık ve The Originals’ta yendim sayılır. Fakat melekli şeytanlı kitapları hala okuyabileceğimi düşünmüyorum. Belki onlar için de zaman geçmesi gerekir… Ama bir yerden başlamak lazım değil mi? İşte ben Harry Potter’la ilk adımımı attım :)

Film Afişi:


                                                                  -AMARİL-

8 Temmuz 2015 Çarşamba

RUH KOLEKSİYONCUSU - TESS GERRITSEN



Yazar :Tess Gerritsen
Çevirmen :Boğaç Erkan
Yayınevi :Doğan Kitap
Baskı Yılı: 2013
Sayfa Sayısı: 298
Tür: Polisiye, Gerilim, Gizem, Spekülatif Kurgu

Arka Kapak Tanıtımı:

Boston'da bir müzenin bodrumunda iki bin yaşında olduğu sanılan bir mumyanın keşfi kamuoyunda büyük ilgi uyandırır. Ancak bilgisayarlı tomografi taraması, mumyanın bacağında iki bin yıl öncesine ait olamayacak bir cisim ortaya çıkarır: Bir kurşun. 

Dedektif Jane Rizzoli ile adli tıp uzmanı Maura Isles'ın yolları bir kez daha kesişiyor. Arkeoloji Katili'ni yakalayamazlarsa vahşi cinayetler son bulmayacak. 

"Ruh Koleksiyoncusu ani virajlarla ustaca kurgulanmış muhteşem 
bir gerilim romanı."
The Globe and Mail

"Günümüz gerilim edebiyatının en yaratıcı yazarından çarpıcı 
bir dehşet hikâyesi." 
The Providence Journal

"Sağlam kurgusu ve tam ayarındaki bilimsel ayrıntılarıyla 
Ruh Koleksiyoncusu Gerritsen'in en iyi eserlerinden biri."



Kitap Tanıtımım:                                      

Öncelikle kitapta Arkeolojiden ve Mısırlılardan çokça bahsediyor. Ayrıca Tess Gerritsen antropoloji okumuş ve arkeolojiye ve Mısırlılara aşırı hayranlığı var hem de küçük yaştan itibaren!!!

Kitapta alışılmadık yöntemler kullanan bir seri katil var. Mumyalama yöntemi, tsantsa ve bataklıkta ceset saklama evet doğru duydunuz gerçekten adam çok farklı şeyler yapıyor. Hadi mumyalama falan neyse de tsantsa yöntemi yani kafa küçültme iğrenççç… Kafa derisini yüzüp bir şeyler sürüp bekletip kurutuyorlar. Saçları ekliyorlar falan bayağı iğrenç bir gelenek. Ama bu adam bunları nerden biliyor? Nasıl mumyalamayı öğrenmiş? Neden genç, siyah saçlı ve güzel kadınları öldürüyor? İşte hepsi ve daha fazlası bu kitapta :) Şaka bir yana artık kitaba geçelim,

Kitaba “Peşimde, bunu hissedebiliyorum.” Diye başlamış Tess Gerritsen.

Ve gerçekten de katil hep onlardan bir adım arkadaydı…
Sürekli katille bir kovalamaca vardı. Ama aslında katil onlardan öndeydi, planları bakımından. Bunu kitabın sonunda daha iyi anlarsınız.

Dr. Maura İsles’ı Crispin Müzesi’nin bodrumunda bulunan ve iki bin yaşında olduğu sanılan bir mumyanın bilgisayar taramasına çağırıyorlar ve BT (Bilgisayarlı Tomografi)’de BİR KURŞUN buluyorlar. Ondan sonra da mumyanın aslında yakın bir tarihe ait olduğu bulunuyor.

***BİLGİ: BT (bilgisayarlı tomografi), vücuttan kesitsel görüntü elde edebilen, X ışını ile çalışan bir cihazdır. BT görüntüleme ile akciğer, karaciğer, böbrek, kemik, beyin, yumuşak doku ve kan damarları gibi pek çok doku net olarak görüntülenebilir. (http://radyoloji.blogcu.com ‘dan alıntıdır.)

Maura, bunu öğrenince Jane Rizzoli’yi otopsiye çağırıyor. Böylece olay polislerin eline geçiyor. Müzenin elinden yetkiler alınıyor. Mumyaya Bayan X diye isim takıyorlar ve medyada büyük yankı uyandırıyor.
Bayan X’in dudaklarının dikildiğini görürler. Çünkü ağzının içinde altın parçası vardır ve üstünde

PİRAMİTLERİ ZİYARET ETTİM
KAHİRE, MISIR

Yazıyordur.

Metalin arka tarafında da semboller vardır ve yine bu semboller harflere tekabül  eder J Yani sembollerin açılımı M-D-A dır. Bu sembollerin denk düştüğü harfleri söyleyen kişi Dr. Josephine Pulcillo’dur ve bu anlamı okuyunca kadın dehşete düşmüş gibi bir yüz ifadesine bürünmüştür. Medeia akılda tutmanız gereken önemli bir kelimedir kitapta :)

Bayan X müzenin deposunda bulunduğu için Jane ve Frost bodrumu araştırmak ister. Bodrumun duvarlarından birisinin tuğlalarının yerinden kımıldadığını fark ederler. Jane o duvarı geçebileceği kadar açınca gördüğü şey karşısında şok olur. Hemen Maura’yı çağırırlar. Gördükleri şey adı tsantsa olan büzülmüş bir kafatasıdır…

Artık bu olaylardan sonra kitapta gerilim artıyor ve dolayısıyla heyecan da artıyor.

Jane ve Maura uğraştıkları katilin bir tür sapık olduğunu yani gerçek manada gençliğinden beri öyle olduğunu öğreniyorlar. Bu arada katilin lakabı Arkeoloji Katili.

Araya zengin insanlar giriyor. Mesela Kimball Rose.  Jane’in sorgusunu yapmasına karşı çıkıyorlar ve daha bir sürü şey…

Mefisto Kulübü’nde geçen, kitabın anlaşılmaz karakteri olan Anthony Sansone, burada da karşımıza çıkıyor ve yine olayların hepsini öğreniyor. Ben gerçekten bu adamı anlamıyorum. Geçen kitapta da suçlu gibi davranıyordu. Yasak olduğunu bildiği halde Maura’yı dava hakkında konuşturmaya çalışıyordu, eh bide savunduğu şeyler… gerçekten çok garip bir adam. Bu kitapta da Maura zor durumdayken onu evine çağırıyor, yardım ediyor.

 Hatta Jane bu konuda içinden şöyle geçiriyor:

Maura’nın en çok ihtiyaç duyduğu gece Peder Daniel Brophy onun yanında olamamıştı. O gece Maura’nın yanında Daniel değil, Anthony vardı. Demek ki bazen insana en büyük mutluluğu verebilecek kişi hiç dikkat etmediği biri oluyor, belli bir mesafede, sabırla bekleyen kişi.

Bu düşüncesini çok beğenmiştim. Gerçekten de Jane haklı. Öyle değil mi ama? Senin yanında olmasını istediğin kişi o an orada değil belki ama senin hiç fark etmediğin kişi seni destekliyor…

Bir de şu kısmı çok beğendim:
Medea kızına şöyle diyor:

Antropologlar çekirdek ailenin anne, baba ve çocuktan oluştuğunu söylemezler. Hayır, çekirdek aile anne ve çocuktan oluşur. Babalar gelirler ve giderler.

Gerçekten de bu düşünce kitaba çok uyuyor.
Ah hazır beğendiğim yerleri söylemişken şu kısmı (kitabın başı) da söylemeden geçemeyeceğim:

Dr. Maura İsles, televizyon kameralarının aydınlattığı bölgenin epeyce gerisinde oyalandı. Kendisini görmelerini istemiyordu ve şüphesiz yerel muhabirlerin çoğu, soluk yüzlü ve kısacık kesilmiş siyah saçlarıyla Ölüler Kraliçesi unvanını kazanmış bu çarpıcı kadını tanıyacaklardı.

Maura’ya karşı ayrı bir sempatim var. Gerçekten onu seviyorum. Yani tabi ki Jane’in yeri başka ama bu kadın da ayrı güzel… Herkes onu soğuk birisi olarak biliyor ve saygı duyuyor. Zaten soğuk biri olduğu ve adli patolog olduğu için ona Ölüler Kraliçesi diyorlar. Kolay kolay kimseyle yakınlık kuramıyor ve bu yüzden soğuk biri olarak görünüyor. Ama o yalnız ve mutsuz bir kadın. Ta ki Daniel’e aşık olana kadar. Ama yine sorunlar bitmiyor. Daniel bir rahip. İşte bu her şeyi olumsuz yapıyor. Daniel de onu seviyor ama olmaz bir kere… Böylece Maura’ya da mutsuz kadın rolü düşüyor.

Jane ise kızına ve eşine fazla vakit ayıramıyor. Eşi de yani Gabriel, Allah’tan FBA’da çalışıyor da karısını anlayabiliyor. Yoksa onlar da mutsuz olurdu.  :)

Sonuç olarak bu kitabı çok beğendim, ayrıca mumyalama, Mısırlılar ve bataklıklar hakkında çok şey öğrendim. Yani bir TESS GERRİTSEN hayranı olarak diğer kitaplarını okumayı heyecanla bekliyorum.
Kitaptan çıkardığım bir sonucu da sizinle paylaşmak isterim, bir annenin çocuğu için gerçekten yapamayacağı şey yoktur. Sırf onu korumak için kaçak olarak da yaşar, silahın namlusunun önünde korkusuzca da bekler… Yani annelerimizin değerini bilelim.

Eğer polisiyeden hoşlanıyorsanız RİZZOLİ&ISLES serisini mutlaka okuyun!!! Kaçırılacak bir seri değil. Bence heyecan, polisiye, farklı olaylar seven herkes rahatlıkla okuyabilir. Bu arada Tess doktor olduğu için adli tıp sahneleri de yazıyor. Bu da kitaplarına ayrı bir hava katıyor. Daha gerçekçi ve heyecanlı olmasını sağlıyor.

***RİZZOLİ&ISLES serisi sıralaması:

·         #1 Cerrah - The Surgeon (2001)
·         #2 Çırak - The Apprentice (2002)
·         #3 Günahkar - The Sinner (2003)
·         #4 İkiz Bedenler - Body Double (2004)
·         #5 Siliniş - Vanish (2005)
·         #6 Mefisto Kulübü - The Mephisto Club (2006)
·         #7 Ruh Koleksiyoncusu - The Keepsake (2008)
·         #8 Buz Gibi Soğuk - Ice Cold (US) / The Killing Place (UK) (2010)
·         #8.5 Freaks (2007)
·         #9 Sessiz Kız - The Silent Girl - (2011)
·         #9.5 John Doe (2012)
·         #10 Sona Kalan - Last to Die - (2012) 
·         #11 Diriliş - Die Again (2014)

Ben bu seriye bayılıyorum. Favori yazarlarım arasında Tess Gerritsen en üstlerde. Seride okuduklarımı pembe renkle belirttim. Okudukça güncellerim. Önceki kitaplarını da boş zamanımda yorumlarım. Bu kitabı okul zamanı okudum, yorumladım fakat yayınlamak için tereddütte kaldım. Serinin sırasına göre yorumlarını koyuyum diye düşündüm fakat öyle zor olacak gibi. Ben de hemen yayınlayım dedim. Neyse siz seriye başlayın bir an önce diğerlerinin yorumları da yakında gelir sanırım :)

Eğer bilmeyen varsa bu serinin RİZZOLİ&İSLES adında yabancı dizisi de var!!! Dizideki oyuncular da çok güzel. Dizi de güzel. Tabi ki seri ve dizi aynı değil. O yüzden ikisini ayrı değerlendirirseniz keyif alırsınız. Dizinin eksikliklerini düşünürseniz keyif alamazsınız. Sonuçta kitaptaki her ayrıntıyı diziye aktaramazlar. Eksiklikler var baya ama keyifli bir dizi :) Mutlaka diziye de göz atın, seversiniz büyük ihtimal.




 (Dr. Maura Isles)



                                                                        -AMARİL-

7 Temmuz 2015 Salı

KURDA TUZAK (ENTRAPMENT) / FİLM YORUMU



Filmin IMDB Puanı:6.1
Filmin Yapım Yılı:
1999
Filmin Türü:
Aksiyon-Suç-Romantik
Filmin Yönetmeni:
Jon Amiel
Filmin Senaristi:
Ronald Bass,Michael Hertzberg
Filmin Oyuncuları:
Sean Connery, Catherine Zeta-Jones, Ving Rhames
Süre:
113 Dakika



Tanıtım:

Kalbinizi durduracak derecede heyecan verici bu macera filminde kıvılcımlar yüksekten uçar. Sanat hırsızı Robert ‘’Mac’’ MacDougal, sigorta dedektifi Gin Baker’ın uluslararası entrikaların oluşturduğu sinsi tuzağına düşer. Polis tarihindeki en büyük kovalamaca için sahne hazırlanmıştır. Onlar bütün olasılıklar için hazırlanmış ve tüm detayları düşünmüşlerdir, bir tanesi dışında...



Yorumum:

Film gerçekten güzeldi, keyifliydi, heyecanlıydı, sürprizleri vardı yani ben beğendim :)
Canım yabancı dizilerimi izlemek istemeyince ben de film izlemeye karar verdim ve pişman olmadım. Oyunculuklar çok iyiydi, çok iyi bir ikiliydiler :)

Sean Connery’i bir yerden gözüm ısırıyor diyordum biraz araştırınca onun Gülün Adı’nda başkarakter Baskerwille’li William olduğunu hatırladım. 
Adamın oyunculuğu çok güzel ya :) Gülün Adı’nda da öyleydi. Bu arada Gülün Adı çok değişik bir film. Tümü manastırda geçiyor ve yedi cinayeti çözmeye çalışıyorlar bence onu kesinlikle izleyin. Ayrıca Gülün Adı’nın 700 sayfalık bir romanı var yazarı Umberto Eco, kaliteli bir yazar. Ben kitabı tarih ödevim için okudum lise 1’de ve özetini çıkardım, biraz anlaşılması zor ve okuması bu yüzden uzun sürüyor ama harika bir roman. Neyse belki onun yorumunu da yazarım bir gün :)

Yani Sean Connery, burada da rolünü çok iyi yapmış, daha sonra onun diğer filmlerini de izlemek istiyorum. Ama Catherine Zeta-Jones’u bu filmde tanıdım.

Film, hırsızlık üstüne kurulu. Maske’yi çalmak için hazırlandıkları kısımlar, Jones’un lazerleri geçtiği kısımlar, büyük binaları birleştiren köprüden geçmeleri, ikisinin birbirine güvenme ve birbirini sevme süreçleri çok güzeldi :)

Filmi izlerken ikisi de birbirine ihanet edecek diye çok korktum. Özellikle de filmin sonunda. Filmde aksiyon, çok fazlaydı. Ayrıca 1999 yılında yapılmasına rağmen hırsızlık teknikleri çok iyiydi. Mac (Connery) çok zeki bir adamdı ve bunu filmde sürekli hissettim.

Gin ile profesyonel sınırlar içinde çalışacaklardı yani birbirlerinin özeli olmayacaklardı. Mac bu kuralı koymuştu en başta. Ama Gin’in karşı konulması zor bir kadın olduğunu dikkate almamıştı ve bu da bize ikisi arasındaki etkileşimi izlerken keyif verdi. Yani birbirlerine hemen aşık olsalardı eminim çok sıkıcı olurdu. Yani beğendim böyle olmasını. Zaten romantik sahneler çok azdı ama kararında olmuş. Çünkü o sahneler fazla olsaydı filmin asıl kısmı yani ikisinin çok büyük bir hırsızlık yapma planlarına fazla değinemezlerdi. 

Bence izleyin bu filmi. Eğer siz de boş durmaktan sıkıldıysanız kolay vakit geçirebileceğiniz, heyecanlı, bol aksiyonlu bir film arıyorsanız tam size göre ;)

***Şimdi filmden karelere bakın ;)
(NOT: Fotoğraflar tabi ki alıntı :P )  


(Mac'in kalesine giderlerken)

(Plan için hazırlanırlarken)

(Gin: Gözüm kapalı lazerleri geçerim dediğinde)



(Plan 1 -Maske- için yolculuk)

(Maske'yi almak için sudan geçtikten sonra) 

(Maskeyi çalmak için hazırlanırlarken) 

(Dikkat lazerler-Maskeyi almaya az kaldı)

(Maske'yi aldılar, kaçacaklar) 

(Büyük kavga sonrası) 

(İki kule arasından geçiyorlar demiştim ya, binalar sanırım bunlar ve çok yüksek)




(Gin Mac'i bekliyor)

(Spoiler olabilir: Mac geldi)

(Mac'in yine yedek planı var :D)

(Bu fotoğrafı çok sevdim, nasıl güzel bakıyorlar birbirlerine)



***Diğer film afişleri:




                                                                       -AMARİL-
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...