8 Aralık 2016 Perşembe

FİLM TANITIMI / Fantastik Canavarlar Nelerdir, Nerede Bulunurlar?



OYUNCULAR
Eddie Redmayne rolü Newt Scamander
Katherine Waterston rolü Porpentina "Tina" Goldstein
Dan Fogler rolü Jacob Kowalski
Alison Sudol rolü Queenie Goldstein
Colin Farrell rolü Percival Graves
Carmen Ejogo rolü Başkan Seraphina Picquery
Ezra Miller rolü Credence Barebone
Samantha Morton rolü Mary Lou Barebone
Ron Perlman rolü Gnarlack
Jon Voight rolü Senatör Henry Shaw
Josh Cowdery rolü Henry Shaw Jr.
Ronan Raftery rolü Langdon Shaw
Faith Wood-Blagrove rolü Modesty Barebone
Jenn Murray rolü Chastity Barebone
Johnny Depp rolü Gellert Grindelwald
Zoë Kravitzrolü Leta Lestrange
FİLM TANITIMI:

JK Rowling'in aynı isimli fantastik ansiklopedik kitabına dayanan Fantastik Canavarlar Nelerdir, Nerede Bulunurlar? filmi fantastik yaratıklar hakkında bir kitap yazan bir yazarın gezi notları olarak karşımıza çıkıyor. Harry Potter'ın onun kitabını okumasından 70 yıl önce kitabı yazmış olan Newt Scamander'ın New York'ta yaşadığı maceraları konu alan kitap genç kaşifin New York'un gizli cadı ve büyücü komitesiyle yaşadıklarını da içeriyor...

Yıldızlı kadrosuyla dikkat çeken yapımın yönetmenliğini David Yates üstleniyor. Genç kaşif yazar Scamander rolünü Danimarkalı kız ve Her Şeyin Teorisi filmlerindeki başarılı performansıyla hatırlanan Oscar ödüllü oyuncu Eddie Redmayne üstlenirken, filmin kadrosunda Ezra Miller, Colin Farell, Katherine Waterston, Zoë Kravitz, Ron Perlman ve Jon Voight da yer alıyor.

fantastik canavarlar film  resimleri ile ilgili görsel sonucu

FİLM YORUMU:

Vizyona girdiğinin ertesi günü yani 19 Kasım Cumartesi gittik kardeşimle. Uzun zamandır bu filmi bekliyorduk fırsat bulunca hemen gittik. Gel gör ki o zamandan beri yorumu yazmak için vaktim olmadı. Biliyorum çoğu kişi izledi. Ama bu film hakkındaki düşüncelerimi kaydetmek istiyorum. Sonuçta yıllar sonra Harry Potter dünyasında bir film geçiyor. Oradaki hiçbir karakter olmasa bile o büyülü dünyada geçmesi bile yeter :) Yani yorum ta aralık ayına kaldı. Ama takip eden varsa bilir bu aralar kendime bile zor vakit ayırıyorum. Bu filme gitmek için de dinlenme ve ders çalışma günümü ayırmıştım :) Bu aralar her sınav mağdurunun yaptığı gibi pek çok şeyden fedakarlık yapmak zorundayım. Özellikle de kitap okumada… Neyse yoruma geçiyorum.
Film 3D idi. Film boyunca hiç sıkılmadım, çok keyifliydi. 3D olduğundan efektler harikaydı ;) Gerçekten beklediğime ve gittiğime değdi :)



Konusu Newt Scammender adlı bir büyücü içinde fantastik canavarların olduğu bir bavulla New York’a geliyor. Bazı canavarlar firar ediyor ;) Ayrıca şehri tedirgin eden daha büyük ve karanlık bir güç de var.

Newt’in yolu Tina ve Jacob ile kesişiyor. Jacob muggle, Tina da Sihir Bakanlığında bir büyücü. Aslında görevi bakanlıktan habersiz gelen büyücüleri falan kontrol etmekken bir sebepten görevden alınmış. Ama yine de kendine engel olamayıp Newt’i yakalıyor ve işler kızışıyor. (umarım yanlış bilgi vermem çünkü izleyeli baya olmuş, ayrıca ara çok dikkatsizim)

fantastik canavarlar burnuk ve newt ile ilgili görsel sonucu
(BURNUK)

Konu güzeldi, oyuncular harikaydı, fantastik canavarlar efsaneydi özellikle Burnuk (altın ve metale bayılan küçük hırsız) ve Pickett (utangaç yaprakçık).
Ne zaman Burnuk’un sahnesi olsa salonca güldük. Acayip komikti. Newt’in onu yakalama çalışmaları ve yakalayınca başlarına gelenler çok güzeldi. Newt’in fantastik canavarlarla ilişkisi, onlara duyduğu yoğun sevgi anlatılamaz. Ayrıca onun şu sözleri de harika: 

"Canavarlarıma dokunmayın. Onlar zararsız. ZARARSIZ!"

“Pickett bir "kabuluk" ve biraz utangaç...Onun bağlanma sorunları var.”

(Newt ve Pickett)

Eddie Redmayne’ın oyunculuğu başarılıydı. Rolünün hakkını vermiş, ondan başkası olamazdı herhalde. Mimikleri ve tepkileri çok uygundu. Ayrıca kabanına bayıldım :) Sanki Sherlock’un kıyafetini andırıyordu, yani çok havalıydı bence. Ayrıca gizemli :)    

Tina’yı ve onun kız kardeşini de beğendim. Kız kardeşinin Jacob’a duyduğu  hisler de güzeldi. Aslında öyle bir kadın o adamı sevmezdi, yani günümüzde herkes dış görünüşe bakıyor ama gerçek hayattaki gibi olmaması güzeldi.
Newt ve Tina arasında da aşk olacak galiba ama sonraki filmde ancak ;))
Newt ve Jacob’un sorunlu başlayan ama güvenle devam eden dostluklarını izlemek ayrı bir keyifti.

Ayrıca Grindelwald (Johnny Deep) son kitapları okumadığım için filmde anlamamıştım. Biraz araştırdım. Voldemort tan önceki tehlikeli kişiymiş. Bence iyi oynadı. Kitapları okusaydım daha çok yazabilirdim hakkında.

fantastik canavarlar film  resimleri ile ilgili görsel sonucu

Filmde her şey tadında olmuş. Sonu da güzeldi. Evet belki bazılarınız klişe olmuş diyebilir ama olsun o kadar. Bu fantastik dünyaya yeniden giriyoruz yani o kadarı da mazur görülür. Acayip beğendim filmi. Eski zamanlarda geçmesi de keyifliydi. HP karakterleri yok tabi ama ben Newt ve ekibini çok sevdim. Sonraki maceraları nasıl başlayacak merak ediyorum. İnşallah yazın kitabı da okuyacağım. Harry Potter’ı da tamamlamak istiyorum. O günler bir an önce gelsin lütfen…

Filmin sınav stresi yaşadığımız dönemde çıkması iyi oldu. Kardeşimle kafa dağıttık. Zaten o hafta kardeşimin Teog u vardı. Hem o rahatlasın hem de ben biraz nefes alayım diye gittik iyi ki gitmişiz. O gün sabahtan öğlene kadar dershanedeydim. Sonra kardeşimle yemek yedik gezdik, sonra filme gittik. Çıkınca akşam olmuştu işte :)

fantastic beasts ile ilgili görsel sonucu

Bence hala gitmeyen varsa vizyondan kalkmadan gitsin. Öncelikli önerdiklerim: Dağ 2, Fantastik Canavarlar Nelerdir, Nerede Bulunurlar?, Doctor Strange. Hala vizyondalar mı bilmiyorum. Ama gitmeyen varsa gitsin. Benim yerime Doctor Strange’e de gidin. Okul açılalı iki filme gittim, ona gidemedim o yüzden.
fantastic beasts suıtcase ile ilgili görsel sonucu

Bu sene harika filmler ve kitaplar çıktı. Ama vaktim yok maalesef. Neyse bu günler de geçecek ve üstümden büyük bir yük atarak geri döneceğim buraya. Takip edenler de arttı. O kadar mutluyum ki. Ama ilgilenemediğimden pek sevincimi gösteremiyorum. Ygs ye de az kaldı. Bana ve tüm sınava gireceklere dua edin, unutmayın bizi lütfen :)
Bir daha ne zaman yazarım bilmiyorum. Fırsat bulunca geleceğim kendinize iyi bakın. Mutlu olun !

-AMARİL-



8 Kasım 2016 Salı

FİLM TANITIMI-YORUMU / DAĞ 2



Türü: Aksiyon, Gerilim, Dram, Askeri

SENARİST: Alper Çağlar
Yapımcı: Alper Çağlar
Yapımcı: Doruk Acar
İdari yapımcı: Doruk Acar

OYUNCULAR:
Çağlar Ertuğrul / Rolü : Üsteğmen Oğuz Çağlar
Ufuk Bayraktar / Rolü : Uzman Çavuş Bekir Özbey
Murat Serezli / Rolü : Kurmay Yarbay Veysel Gökmusa
Atılgan Gümüş / Rolü : Astsubay Kıdemli Başçavuş Mustafa Şahin
Murat Arkın / Rolü : Astsubay Kıdemli Üstçavuş Arif Sayar
Armağan Oğuz / Rolü : Çavuş Baybars Yücel
Bedii Akın / Rolü : Boran
Ahu Türkpençe / Rolü : Gazeteci Ceyda Balaban

MÜZİKLER:
Kaan Tangöze - Kalmak Türküsü
Duman - Kolay Değildir
Deniz Tekin - Ayrılık

FİLM KONUSU:

Oğuz ve Bekir'in askerde yaşadıklarının üzerinden 6 sene geçmiştir. İlk filmde teröristlerin elinden kurtulmayı başaran iki arkadaş, yıllar sonra özel bir görev için Özel Kuvvetler 8. Muharebe Arama Kurtarma Timi'ne (MAK) katılır. Timin özel görevi ise Kuzey Irak'ta bir terör örgütü tarafından kaçırılan gazeteci Ceyda Balaban'ı kurtarmaktır. Ancak bu sefer düşman geçmişteki gibi bir tane değildir. MAK'ın karşısında bu acımasız coğrafyada birbiriyle çatışan birden fazla kuvvet vardır ve işler bu sefer hiç olmadığı kadar zordur.

dağ 2 ile ilgili görsel sonucu

FİLM YORUMUM:

4 Kasım’da DAĞ filmi vizyona girdi. Biz de bugün kızlarla okula gitmeyip sinemaya gittik. Zaten sınıftakiler üniversite gezisine gideceklerdi. Biz de daha mantıklı davranıp bu muhteşem filme gittik. İzlediğim en iyi Türk askerini anlatan filmdi. Hatta en iyi Türk filmi de olacak kapasitede. Kurgu sağlam, oyuncular rolüyle özdeşmiş. Hatta 8 ay öncesinden silah kullanma çalışmaları ve yanılmıyorsam 3 ay da komando eğitimi almış her biri. Türk Silahlı Kuvvetleri’nin gerçek cephaneleri kullanılmış ve silahlar yüzde yüz yerli silahlardanmış, filme özel de tasarlanmışlar. Müzikler çok güzeldi, baya uymuş.

Daha ne olsun yani, bence en kısa zamanda gidip bu filmi izleyin. Biz bugün sabah 11 seansına girdik. Salonda sadece 6 kişiydik ve 4 ü zaten bizim gruptu. Sanki salonu kapatmışız gibi rahatça izledik, istediğimiz yere oturduk falan. Mısır cips yedik içtik. Ama sadece ilk yarının sonlarına kadar. Zaten sonra boğazımızdan geçmedi. Çok gerçekçiydi. Her saniyesi güzeldi. Zaten vatanla ilgili olan her şey güzeldir. Sonlara doğru zaten biz koptuk. Ağlamaya başladık hepimiz. Bazen de askerlerin kendi aralarında yaptıkları konuşmalara güldük. Ağlarken de güldürmeyi başardılar. Bazen de dolu dolu gülerken bi an sonrasında silah sesleri bombalar uçuşmaya başladı. Her şey yerli yerindeydi. Gereksiz bir şey yoktu.

dağ 2  ile ilgili görsel sonucu

Özel kuvvetler’in bir gazeteciyi kurtarma görevi için Irak’a gitmesiyle başlıyor. Tabi görev bu ama bir de araya insanlık görevi çıkıyor. Böylece bir köyü kurtarmaya çalışıyorlar. Arada askerlerin Bordo Bereli eğitimleri ve seçmelere katılmaya nasıl karar verdikleri gösteriliyor. 

"Düşmanın tankı var! Olsun bizim de Bekir'imiz var!"

Bekir ve Oğuz ilk filmde edindikleri dostluklarını daha da ilerletmişlerdi. Aradan yıllar geçmiş tabi. Onların konuşmaları bazen keyfi dövüşmeleri, Bekir’in dediği laflar falan mükemmeldi. Komutanları ile aralarındaki diyaloglar, Veysel’in geçmişi, Nişancı Arif’in nişan alırken şiir okuması, Baybars’ın korumacılığı, Mustafa’nın yaptığı o kahramanlık, Gazeteci Ceyda’nın sırf insan olduğu için insanları korumaya çalışması… Her şey harikaydı.

Bayrağımızın Irak’ta göndere çekilmesi de baya duygulandırdı. Köylüleri teröristlerden (IŞİD, DAEŞ) kurtarmaya çalışmaları sert görünüşlerinin altındaki o naiflik ve merhamet bitirdi bizi. Özellikle de komutanın “Biz isimsiziz, kahraman değiliz, hiçiz, biz Ölümün Sevgilisiyiz” temalı konuşması çok etkiledi. Bir de ilk filmde de geçen şu vurucu cümle: “ Bir ölür, bin diriliriz.”

"Gazeteci  Ceyda: Neden sadece ben? Neden sadece beni kurtardınız? Türk olduğum için değil mi?  Onları da kurtarabilirdiniz. Türk olmadıkları için, sizlerin ırk seçiciliğiniz yüzünden hepsi öldü.
Komutan Yrb. Veysel: Türk olmayan birileri için askerlerimi ateşe atamam."

Allah her gün silah sesleri ve bombayla birlikte yaşayanlara sabır, metanet, cesaret vversin, savaş altında yaşayan esir düşen insanlara da yardım etsin inşallah...

Gerçekten de onlar isimsiz. Bizleri asıl koruyanlar onlar ama mezar taşlarına isimleri yazılmıyormuş bile. Gizliler, onlar sanki yoklar gibi. Allah hepsinden razı olsun, şehitlerimize cennetin en yüksek mertebesini ihsan etsin onlara inşallah...

Son  zamanlarda yaşadıklarımız bu filmi daha da anlamlı kıldı. Eğer bir askerimiz veya biraz imkansız ama bir Bordo Bereli bu yazdıklarımı okursa bilsin ki onları asla unutmayacağım, dualarımda olacaklar hep. Kimse bilmese bile biz onları bileceğiz. Hiç olmak kolay değildir. Çok fedakarlık gerektirir. Ayrıca Bordo Bereliler dünyanın en güçlü askerleriymiş. Çok zor denemelerden geçmişler. Filmde izlediklerimiz bile zorken Allah bilir daha nelere göğüs germişlerdir?

"Vatan sevgisi seni ısıtır Bekir"

Vatan size minnettar. Bu cümle bir o kadar klasik ama gerçekten anlam yüklü. Tüm samimiyetimle söylüyorum. İyi ki varsınız askerlerimiz, polislerimiz. Bu filmi izledikten sonra bir kez daha gurur duydum. İyi ki Türküm, iyi ki böyle köklü geçmişe sahip bir milletin evladıyım, iyi ki böyle vatanı için her şeyini feda eden askerleri ve polisleri olan bir ülkede yaşıyorum.

Irkçılık değil bu dediklerim. Elbette herkes insan olduğu için eşit ama bu milliyetçilik. Düşünün hangi milletin böyle şerefli geçmişi, askerleri, evlatları var?

Hayatının baharında sırf vatan için canını feda eden kaç insan var bu dünyada?
Lütfen bu filmi izleyin. Gerçekten Türk Silahlı Kuvvetleri’ni yansıtıyor. Filmde sevdiğim çok çok sahne var ama spoi olur söylemeyeceğim bana kalsın onlar. Sizin yapmanız gereken en yakın sinemaya gidip filmi izlemek :)


Gişe rekoru kıran saçma sapan komedi filmleri yerine bu filmi izleyin. Her anına değecek emin olun ve bu kez de Türk'ü anlatan bir film gişe rekoru kırsın. Yönetmene ve oyunculara çok teşekkür ederim. Bizi duygulandıran, gururlandıran, düşündüren harika bir film çıkarmışsınız ortaya :))

-AMARİL-

PİRUZE Şam'da Bir Türk Gelin – SİNAN AKYÜZ

piruze ile ilgili görsel sonucu

Yazar: Sinan Akyüz
Yayınevi: Alfa Yayıncılık
Tür: Hayat hikayesi
Sayfa Sayısı: 453
Baskı Yılı: 2011

KİTAP TANITIMI:

"Erkeklere 'Bu evde eksik olan sensin' dediğimizde, adamların yüzleri asılıyor. Biz kadınları, çok film izlemekle suçluyorlar. Keşke evlendikten sonra da ellerimizi tutabilselerdi. Başımızı dizlerinin üzerine yatırıp saçlarımızı okşasalardı. Erkekler evlendikten sonra bunları neden yapmıyorlar? Sahi, bunlar hep filmlerde mi yaşanıyor?"

Derlermiş ki, bazı hayatlar zaman içinde bağlıdır birbirine. Çağlar içinde yankı bulan, eski bir çare ile zincirlidir ötekine.

Yaşadığı acı gerçeklerden kurtulmak için Şamlı bir kocanın elinden Türkiye'ye kaçan genç bir kadının oğullarına kavuşmak için verdiği mücadelenin hüzün dolu hikâyesi, hafızalarınızdan kolay kolay silinmeyeceğe benziyor.

İncir Kuşları, Sevmek Zorunda Değilsin Beni, Yatağımdaki Yabancı gibi çok okunan kitapların yazarı Sinan Akyüz'ün kaleminden genç yaşta Şam'da gelin olan Piruze'nin gerçek yaşam öyküsünü soluk soluğa okuyacaksınız...

KİTAP YORUMUM:

Piruze, bir Türk diplomatın kızıdır. Babasının görevi yüzünden Şam’a taşınırlar. Piruze’nin hayali İngiltere’de üniversite okumaktır ama babası izin vermez, Şam’da kalır mecburen. İlk zamanlarda sürekli şikayet eder gitmek ister, Şam’ı sevmez ama sonra öylesine gittiği bir partide tanıştığı yakışıklı çocuğa aşık olur.
Hayatındaki ilk büyük kararı verir. Onunla evlenmek ister. Adı Wassim’dir ve Şam’ın zengin ailesinin oğludur. O da Piruze’yi sever. Piruze babasının kızmasına küsmesine aldırmadan onunla evlenir. Annesi ve annesinin arkadaşının uyarmalarına babasının kendisine yüz çevirmesine aldırmaz. Piruze artık aşk denizine atılmıştır. Gözü başka şey görecek durumda değildir. Mantığına uyup dalgalara karşı gelip kıyıya ulaşmak yerine kendini denize ve rüzgara bırakır, sürüklendiği yere gider karşı koymaz. İlk hatası da bu olur zaten…

İlk başlarda her şey çok güzel gider.  Kayın babası da onu çok sever değer verir. Kaynanasıyla pek anlaşamaz. Wassim de onu çok sever ama bir gün kayın babasının ölmesi üzerine kaynanasının ısrarıyla onun evine yerleşirler. Buradan sonra her şey kötü gider. Hayatındaki tek güzellikler arka arkaya doğurduğu üç oğludur. Aşık olduğu adam Wassim kendini iyice işe kaptırır, umursamaz biri olur. Hatta Piruze onun kendini aldattığından şüphe eder. Evdeki hizmetçiler bile Piruze’ye saygı duymaz, kaynanası yüzünden. Piruze artık bu yabancı diyarda yalnız kalır koruyacak kimsesi olmaz. Yaptığı hatayı anlar ama iş işten geçer…


Piruze kocasının çevirdiği işleri ve ihanetini öğrenince çıldırır. O zamanlarda ilk kez koca dayağı yer. Çok ağır yaralanır. İyileşince Şam’dan kaçma planları yapar. Ama kaçarken çocuklarını arkasında bırakmak zorundadır. Şam’Da kadınlar eşlerinden izinsiz ülke dışına çıkamazlar. Hele çocuklarıyla hiç. Siz onun yerinde olsanız ne yapardınız?
Genel olarak Piruze’nin hayat hikayesi böyle. Piruze’nin çektiği acılar, yaşadıkları, pişmanlıkları, evlat hasreti. Bu bir annenin çocuklarına kavuşma hikayesi.  Bir kadının aldatılması, şiddet görmesi. Baskı altında tutulan kadınların hayatı. Her an ellerinden kayacak eşlerin verdiği gerilim. Belki de üstlerine kuma gelen kadınlar. O kadar zor ve kötü bir şey ki.  

Bu hikayenin gerçek olduğunu bilerek okumak daha kötüydü. Günümüzde bile bunları yaşayan hatta daha beterini yaşayan kadınlar, anneler elbette var. Sırf çocukları için tüm bunlara sesini çıkaramayan, her gün şiddet gören, aldatılan, insan gibi değil de başka gözle bakılan kadınlar. Erkeklerin işi bitince kenara attığı kadınlar…

Dünya öyle kötü bir yer ki. Kötü yapan insanlar zaten. Adalet yok, gerçek sevgi yok, yalan, güvensizlik had safhada. Yazar bunları Piruze üzerinden anlatmış. Başlarda çocuk masumiyetiyle başlayan bu aşk sonradan acımasızlığa dönüşüyor. Yıllar geçtikçe insanların gerçek yüzünü görüyor. En güzel yıllarını verdiği adam aslında bomboş çıkıyor. Ne kadar kötü bir insanın sevdiği adamın yalan olması. Eğer gerçekten seviyorsanız evlenin yoksa oynamayın insanlarla. Hayatlarını mahvetmeyin. Bu kadının çektiği acıları yaşatmayın artık…

Piruze o kadar çok şey yaşadı ki taş olsa dayanamazdı. Ciddi söylüyorum yaşadıkları korkunçtu. Kitabın devamı da varmış, Piruze ve Oğulları diye. Zaten yarım bırakılmış gibiydi, devamı olduğunu öğrenince sevindim. 

Hayatta belki de en önemli şey evleneceğin insana karar vermektir. Çünkü o adam/kadın senin geri kalan ömründe hep yanında olacak ve ilerde çocuklarının annesi/babası olacak. Eğer ki ahlaklıysa, yalan söylemiyorsa, yanında kendinizi güvende hissediyorsanız onu hayatınıza alın. Ama almadan önce her şeyi mantıklı düşünün. Duygularınızı bir tarafa bırakarak. Deyin ki bu adam/kadın hayatım boyunca yanımda olup bana değer verir mi? Bu kişiden iyi anne/baba olur mu? Çünkü bunları yapacak olan insan merhametlidir, vicdanlıdır. Bunlara dikkat edin. Yoksa ömrünüz harap olmasın…

Piruze’yi de mutlaka herkesin okumasını ve kendine ders çıkarmasını istiyorum. Gerçek sevgiyi, sadakati ve güveni bulmanız dileğiyle hoşça kalın :)



NOT: Kitabı okuyalı baya oluyor ama taslağı düzeltmeye fırsat bulamayınca bugüne kaldı yorumum. Aşure zamanına ilk girdiğimizde bitirmiştim kitabı. Boncuk da aşureyi ve kaşığı görünce fotoğrafa girdi :))

-AMARİL-


30 Ekim 2016 Pazar

İLK MİM!

manzara fotoğrafı ve hayal ile ilgili görsel sonucu

Bugün beni çek sevindiren bir şey oldu. Yazılarını severek okuduğum Siyah Kuğu  beni mimlemiş. Bloğumda ilk kez mim yapacağım ve çok heyecanlıyım. Geçenlerde 2. Senemi doldurdum blog dünyasında. Sadece 10 takipçim var. Dün ve bugün geldi son iki takipçim de :) Bunun için de Siyah Kuğu’ya çok teşekkür ederim :) Onun beni tanıtması sayesinde oldu bunlar. Kendi kendime dedim ki, eğer mimlendiysem ve yorum sayısı arttıysa demek ki blog dünyasında tanınmaya başladım. Yazılarıma çok özen gösteriyorum, yayınlamadan baya kontrol ediyorum ve uzun yazmaya çalışıyorum. O kadar emeğim işte şimdi karşılığını alıyor. Siyah Kuğu ve Şevval Sarıtaş’ın destekleri sayesinde… Onlara gerçekten teşekkür ederim.
Evet mimlere gelirsek ben birinci ve üçüncüyü yapmak istiyorum.

1.Hayal kurmaktan hoşlandığınız yer ya da zaman dilimi var mı?

Otobüs yolculuğunda (malum çok uzun sürüyor), uyumadan hemen önce, bir kitabı okumaya ara verince veya bitirince.

2. En çok nelerin hayalini kurarsın?

Her şeyle ilgili hayal kurabilirim sonuçta bu beyin benim ve kısıtlamalar veya kurallar yok. İstediğim gibi olabilirim veya istediğim şeyi yapabilirim. Ama bu sıralar en çok rahatça çimlere uzanıp kitabımı okumayı ve ara verdiğimde kafamı kaldırıp gökyüzünü izlemeyi istiyorum. Bu ara çok yorgunum ve yoğunum. Hiç vaktim yok. Ama sadece boş boş gökyüzüne bakmak da olur, onunla da yetinebilirim şimdilik :)

3. Şimdiye Kadar Çok Hayalinizi gerçekleştirdiniz mi?

Evet gerçekleştirdiklerim oldu. Mesela güzel bir lise kazandım. Dubleks ev aldık (Terası acayip çok istiyordum, çocukluk hayalim :) ), güzel bir kitaplık yaptırabildim sonunda, geçen seneden beri kendime 70 küsür kitap almışım, istediğim kitapları tek tek alabiliyorum. İstediklerim çok pahalı o yüzden zaman geçince indirimdeyken veya uygun bulunca hemen alıyorum ve çok kitabım oldu. :) Özellikle bunları kendim para biriktirip alınca daha da kıymetli oldu.

4.Henüz gerçekleşmemiş ama ille de gerçekleşecek dediğiniz bir hayaliniz var mı?

Öncelikle Tıp kazanmayı çok istiyorum ve bu sene hayalime kavuşmak için kalan son adımlarım :) İnşallah olur dualarınızda beni ve diğer mağdurları da unutmayın :)

İlerde kendime ait bahçeli bir ev almak. Bir odasını full kütüphane yaptıracağım inşallah.

Türkiye’nin her toprağını gezmek…

Sevdiklerimle bir arada olmak. Şu anda ayrı olmak zorunda olduğum bir kişiyle kavuşmak da var tabi :)

GÖKYÜZÜ VE MUTLULUK ile ilgili görsel sonucu

BENİ NELER MUTLU EDER?

Dua etmek, Ailem, sevdiğim insanlarla konuşmak, kuşumuz Boncuk’u izlemek (o kadar akıllı ve tatlı ki izlemeye doyamıyorum tabi konuştuğunda da dinlemeye, genelde bir kuştan beklenmeyecek şeyleri yapar ve bunda ustalaştı.), kitaplar, gökyüzü, bulutlar (özellikle küçük parçalara ayrılmış ve arasından günışığının yansıdığı hallerine bayılıyorum), ağaçlar, çim, çiçekler, deniz, kum, güneş, çikolata, kahve, su (acayip severim su içmeyi, çok rahatladığımı düşünürüm.), sevdiğim yabancı dizilerin bölümlerini saatlerce izlemek, mavi renk, bloğumla ilgilenmek ve gelen yorumları cevaplamak, ve diğer küçük şeyler beni mutlu eder.

Bana göre mutluluk ucuz olmalı. Herkesin bakıp geçtiği şeyleri fark etmek bana mutluluk verir. Mesela bulutlar, kimse onların ne kadar muhteşem olduğunu fark etmez. Ya da çam kokan kozalak evet Özellikle Bolu’da olanlar. Nostaljik şeyler, toprak, ufak önemsiz gözüken ama yakından yaratılış harikası olan çiçekler gibi…

Bunları çoğaltabilirim ama ders çalışmam gerek şimdi. O yüzden hoşçakalın! En ufak şeylerden bile mutlu olmayı bilin. Elinizdekilerle yetinmeyi de önemseyin. Unutmayın, sizin sahip olduğunuz ama umursamadığınız şeyler başkalarının hayali olabilir!!

Mimlediklerim 


Ben bir isim yazınca direk o linke giden şeyi yapamıyorum bilen varsa bana anlatırsa çok iyi olur. tabi bu mimlediklerim ne zaman görür ya da görür mü bilmiyorum ama görürlerse yapsınlar. 3 mim de Siyah Kuğu'da var ona gidip bakın bi bence. Diğer yapmak isteyenler de yapabilirler. Daha fazla birilerini tanımıyorum o yüzden bu kadar az kişiyi mimledim. Mimi yapacak olanlar yorum yazarsa onları da ziyaret ederim  ve yeni kişiler tanımış olurum :)



-AMARİL-

24 Ekim 2016 Pazartesi

BLOGUMUN 2.YILDÖNÜMÜ :)

blogger ile ilgili görsel sonucu

Bugün bloğumun 2. Yıldönümü !!!

Kutlamak için yeni bir yorum girmek isterdim ama o kadar vaktim yok. Eğer takip eden varsa bilir. Ben şu an maalesef 12.sınıfım ve sınavlarım var. Ona hazırlanıyorum ve bu berbat yarışın içindeyim. Her zaman ygs lys ye uzak durdum ama şu an yaşamak zorundayım. :(

Zaman geçtikçe fark ettim ki sadece dersler değil insanlığımız da sınanacak. Çünkü bazıları bu yarışta o kadar çok hırs yapacak ki bencillikleri artacak ve gittikçe merhamet ve vicdanlarını kaybedecekler. Düşük net yapanları ezikleyecek ve onları küçük görecekler. İşte tam bu noktada onlar bana göre insanlıklarını yitirmeye başlayacak. Hayatları boyunca da hep en yükseğe çıkma arzuları onları yönetecek. Tabi ki, hırs yapmalıyız ama ben burda aşırı hırs yapanlardan bahsediyorum. Zaten anlamışsınızdır. Öyle tipleri mutlaka görmüşsünüzdür. Evet sınav dönemlerinden nefret etme nedenlerimden ilki kitap okuyamamam, ikincisi etrafımda bencil veçıkarcı insanların artması, üçüncüsü de hem kendime hem de aileme yeterince vakit ayıramamam…
Neyse lafı uzatmadan daha nice yıldönümlerine diyeyim. İnşallah seneye istediği üniversiteyi kazanmış ve bloğuyla istediği kadar ilgilenen ve bolca kitap okuyan bir kişi olarak kutlarım yıldönümünü :)

Herkese mutluluk diliyorum. Benim yerime de kitap okuyun. Son olarak 11. Sınıflar bu senenizi iyi değerlendirin. Çünkü zor bir sene sizi bekliyor. Uyuyun bolca ve ne yapmak isterseniz onu yapın. Tabi arada ders de çalışın. Ufaktan başlayın. Dediğim bencil insanlardan da olmayın benden size tavsiye ;))

Fırsat buldukça yorum gireceğim. 3 kitap falan bitirdim ama yorumlamaya vaktim yok. nerdeyse her gün dershane okul ev arasında gidip geliyorum...
sonbahar ve kitap ile ilgili görsel sonucu


(Fotoğraf alıntıdır.)

-AMARİL-

12 Ekim 2016 Çarşamba

BEYAZ ZAMBAKLAR ÜLKESİNDE - GRİGORİY PETROV

Yazar: Grigory Petrov
Yayınevi : Koridor Yayıncılık
Sayfa Sayısı: 229
Baskı Yılı: 2009

KİTAP TANITIMI:

Beyaz Zambaklar Ülkesinde, Mustafa Kemal Atatürk zamanında Türkçeye ilk kez çevrildi. Atatürk, kitabı okuduğunda bu destansı başarıya tek kelimeyle hayran olmuştu. Derhal kitabın ülkedeki okulların, özellikle askeri okulların müfredatına dahil edilmesini emretti. Türk askerleri ülkelerindeki “yaşamı yenilemek” için mutlaka bu kitabı okumalıydılar. O vakitler, kitap o kadar çok ilgi gördü ki, Kuran-ı Kerim’den sonra en çok okunan kitap haline geldi.

Bu kitap tüm yoksulluğa, imkansızlıklara ve elverişsiz doğa koşullarına rağmen, bir avuç aydının önderliğinde; askerlerden din adamlarına, profesörlerden öğretmenlere, doktorlardan işadamlarına kadar, her meslekten insanın omuz omuza bir dayanışma sergileyerek, Finlandiya’yı, ülkelerini geri kalmışlıktan kurtarmak için nasıl büyük bir mücadele verdiklerini, tüm insanlığa örnek olacak biçimde gözler önüne sermektedir.

KİTAP YORUMUM:
Herkesin okuması ve anlaması gereken bir kitap. Mutlaka kütüphanenizde bulunmalı...

Bataklık bir ülke olan Finlandiya'nın kuruluşunu ve gelişmesini anlatıyor. Kuruluş hikayesi olduğundan biraz ağır ilerliyor. Başlarda sıkılabilirsiniz ama sonra kitap sarıyor ve ne olduğunu anlamadan bitiriveriyorsunuz :D

Finlandiya halkı da ülke toprakları gibi bataklığa gömülmüş cahil ve tembel insanlar. Bir gün Snelman diye bir adam halkın içindeki fitili atesliyor ve o zaman halk kendine geliyor. Birbirlerine yardım etmeye ve el birliği ile ülkelerinin gelişmesine katkıda bulunuyorlar. Onlar yaşam mimarı oluyor...

Bilim adamları yatarak para yemek yerine tekrar okuyup bilgi sahibi olmaya başlıyorlar. Papazlar halkın maneviyatini güçlendirmeye uğraşıyor. Eğitim sistemi hiç derecesindeyken dünyanın en iyi eğitim sistemi haline geliyor. Küçücük bir bataklığı tabiri caizse gül bahçesine ceviriyolar.  Mükemmel bir yükseliş hikayesi. Sıfırdan hayat kurma, yaşam mimari olma hikayesi. Buna önderlik eden bir kaç kişiyken zaman geçtikçe tüm insanlar yardım ediyorlar. Hastalıklar cahillikler azalıyor.  Herkes elinden geldiği kadarını yapıyor.  Tembellik bitiyor. Refah seviyesi yükseliyor.  

Baş karakterler: Snelman, Papaz McDonald, Halkın doktoru, Tatlıcı Kral Yarvinen,  Ayakkabı Kralı, Yumurta Kralı (bu krallar aslında tüccar ve üçünün hikayesi çok etkileyiciydi)

Halk o kadar sefil bir durumdaydı ki okurken hayret ettim. Ama sonra bu önderlerin etkisiyle kendilerine geldiler ve baya iyi bir iş çıkardılar. 

Yokluktan ta nerelere kadar geldiler. Hiçbir şeyleri yokken emek sarf ettiler okudular. Çünkü onların ellerinde okumaktan başka bir imkan yoktu. Şu anda dünyada en iyi eğitim sistemine sahip yer Finlandiya.

Ayrıca kitap Atatürk'ün okullarda okutulmasını zorunlu kıldığı bir kitapmış...

Dedigim gibi herkesin okuması gereken bir kitap. Dersler çok yoğun ilerliyor ama fırsat buldukça okuyorum ve boş vaktimde yorumlayacagim diğer okuduklarimi...

-AMARİL-

22 Eylül 2016 Perşembe

DÖRT – VERONİCA ROTH (Bir Uyumsuz Koleksiyon Kitabı)

dört veronica roth ile ilgili görsel sonucu
Yazar: Veronica Roth
Çevirmen: Uğur Mehter
Yayınevi: Artemis Yayınları
Seri adı ve sırası: Divergent Ek Kitap
Türü: Distopya, Bilimkurgu
Sayfa Sayısı: 280
Baskı Yılı: 8 Temmuz 2014

KİTAP TANITIMI:

Tek bir seçim onu geçmişinden kurtaracak, tek bir seçim onu geleceğine kavuşturacak, tek bir seçim tehlikeleri açığa çıkaracak, tek bir seçim onu sonsuza dek değiştirecek, tek bir seçim onu özgürleştirecek.

VeronicaRoth, dünya çapında çok satan Uyumsuz serisine, okurların çok sevdiği Tobias'ın, yani Dört adlı karakterin gözünden yeni bir kitap ekliyor. Transfer, Çömez, Oğul ve Hain başlıklarından oluşan dört hikâyeye ek olarak Tobias'ınTris'le yaşadığı çok özel anların kayıtlarını da içeren Dört, Tobias'ın geçmişine ve kalbinden geçenlere dair heyecan verici ipuçları barındırıyor.

Efsanevi Uyumsuz üçlemesinin başlangıcına tanık olmaya hazır mısınız?


KİTAP YORUMUM:

Uyumsuz serisinin hepsini okumayanlar bu yorumu ve kitabı da okumasınlar!!!

Uyumsuz serisini ardarda okudum geçen sene ve bu kitabı da ilk çıktığında arkadaşım almıştı ondan hemen okudum. Ben seriden soğuduğum için pek de olumlu yorum yapamayacağım. Ama seriyi daha iyi anlamamızı sağlayan ve Tobias'ın geçmişini, ailesini, Trisi ilk gördüğünde ne düşündüğünü ve onunla olan bazı şeyleri özellikle de onun gidişinden sonra yaşadıklarını anlatıyor. Cümleler güzeldi, altı çizilmelik bir sürü cümle vardı, onları telefonuma çekmiştim, başka bir zamanda buraya eklerim.

dört veronica roth ile ilgili görsel sonucu

Uyumsuz serisi bittikten sonra yazar; ben bir kitap daha yazsam, birkaç tane de bir şey uydursam hayranlarım yine de alır hemen diye düşünerek yazmış bu kitabı sanırım.
Açıkçası ilk başta hoşuma gitmişti. Four’un çömezliği, babası ve annesiyle ilk karşılaşmasını yazmış. Hem de Four’un anlatımıyla yazdığı için onun duygularını da öğrendik. Kitabın arkasında Tris’le özel anları da var diyor ama bildiklerimizin haricinde yeni bir şey yoktu diye hatırlıyorum. Yani o özel anları bir de Four’un gözünden anlatmış o kadar.

Tam olarak beğenip beğenmediğimi bilmiyorum. Uyumsuz serisini sevenler alıp okusun, bundan da keyif alırlar. Dediğim gibi Four’un ağzından okumak güzeldi. Onun Cesurluğu nasıl ve neden seçtiğini de yazmış. Ama genel olarak bakınca yeni bir şey yok. Kısmen biliyorduk Four’un geçmişini, yani gerek de yoktu. Ama aşırı Four fanları için güzel bir kitap olmuş :)
divergent tris and tobias ile ilgili görsel sonucu

Four'u herkes gibi ben de seviyorum. Onun düşüncelerini elbette merak ediyordum ve bu kitap o yönden iyi oldu.

Tris’le özel anlarını daha önce okumuştuk. Yeni hiçbir şey yoktu diyebilirim. Hani derler ya ısıtıp ısıtıp yeniden sunuyorlar diye bu kitap da öyle bir şey olmuş.

Kolay okudum güzeldi, ama sanki diğer kitaplardaki bölümleri oradan kopyalayıp buraya yapıştırmışlar gibiydi. Yine aynı şeyleri okuyormuş gibi hissettim bir yerden sonra ve bu da hoşuma gitmedi aynı şeyleri okumayı pek sevmem :)

Ben zaten bu ek kitap olayını saçma buluyorum, yeni bir şey yoksa neden başkasının gözünden de okuyayım ki yani? Ama vakit kaybı olarak nitelendiremem bu kitabı, sonuçta bazı bilmediklerimiz de vardı.

Seriyi sevenler bana kızarlar böyle dediğim için ama gereksiz bir kitaptı. Para tuzağı yani. Ama tarafsız bakın beni haklı bulursunuz o zaman… Yine de almak isteyenler olur dediğim gibi Four’dan okumak güzeldi yoksa yeni bir şey yok ;)




-AMARİL-


20 Eylül 2016 Salı

YANDAŞ – VERONİCA ROTH (DİVERGENT # 3)

yandaş ile ilgili görsel sonucu
Yazar: Veronica Roth
Çevirmen: Uğur Mehter
Yayınevi: Artemis Yayınları
Türü: Distopya, Fantastik, Macera, Bilimkurgu, Romantik
Seri adı ve sırası: Uyumsuz Serisi # 3
Sayfa Sayısı: 528
Baskı Yılı: 2014

KİTAP TANITIMI:

Tek bir seçim
Seni dönüştürebilir

Tek bir seçim
Seni yok edebilir

Tek bir seçim
Kim olduğunu belirler

Birinin korkularını çekip aldığınızda, merhamet duygusunu da almış olursunuz.

Tris Prior'ın bir zamanlar inandığı topluluk sistemi çöküşün eşiğinde. Bu nedenle Tris, yeni bir dünya keşfetme fırsatını tereddütsüz kabul ediyor. Çünkü Tobias'la birlikte çitlerin ötesinde yalanlardan, iç içe geçmiş ilişkilerden ve acı hatıralardan uzak, yeni bir hayat kurma şansı olabilir. Oysa Tris'in öğreneceği gerçekler, ardında bıraktıklarından çok daha tehlikeli. Bildiği her şey anlamını hızla yitirirken, Tris insanın karmaşık doğasını anlamak için savaşmak zorunda. Tabii cesaret, dostluk, fedakârlık ve aşk gibi imkânsız seçimlerle de karşı karşıya.

yandaş ile ilgili görsel sonucu

KİTAP YORUMUM:

Seriyi ardarda okudum. Geçen seneydi. Bu kitabın ve Dört kitabının yorumlarını yayınlamaya fırsatım olmamıştı. Ama bu iki kitabın yorumunu kağıda yazmıştım okuduktan hemen sonra. Okul zamanı blogla fazla ilgilenemeyeceğim için önceden yazdığım yorumları da paylaşmayı ve böylece aradan çıkarmayı düşünüyorum. Fazlaca geç kaldığım bu kitabın yorumuyla başlayacağım.

Yandaş Part 1: 11 Mart’ta vizyona girmişti. Part 2, 9 Haziran 2017’de vizyona girecek!
Kitapta çok fazla olay vardı. Kitabın ana kurgusunu anlamanız için biraz anlatacağım ama bu sadece küçük kısmı. Olayların hepsi birbiriyle bağlantılı. İlk iki kitabı okumadan bu yorumu okumayın elbette spoiler var! İlk iki kitabın yorumunu bloğumda bulabilirsiniz :)


yandaş ile ilgili görsel sonucu

Kitabı okumadan önce spoiler yemiştim. Bu en nefret ettiğim şeylerden biri, biraz okumakta zorlandım, sonda ne olacağını bilmek kötü bir şey. 

Tris ve diğerleri yaşadıkları bölgenin –Chicago- dışında da insanların yaşadığını ve Tris’in soyunun Edith Prior denen kadından geldiğini öğrenmişlerdi. Eveleyn, Jeanie öldüğü için onun yerine geçiyor ve kendini Topluluksuzların lideri ilan ediyor. Onu kabul etmeyenler de var. Topluluk olmadan yapamayacaklarını savunanlar da var. Onlar örgütleniyorlar. Kendilerine Yandaş diyorlar. Johanna ve Tori onların lideri gibi bir şey. Bir gün Tris’i de çağırıyorlar. 

Tris bütün Cesurluk arkadaşlarını toplayıp onların toplantısına gidiyor. Yandaşlarla karar veriyorlar. Tris, Tobias, Cara, Uriah, Christina, Tori Chicago’nun dışına çıkıp keşfetmek için yola çıkıyorlar. Böylece gerçekler ortaya çıkıyor.


Kitapta çok macera, heyecan, hüzün vardı. Tobias ve Tris in arası bazı şeylerden bozuluyordu. Marcus ve Johanna iş birliği yapmaya karar veriyor. Hafıza ve ölüm iğneleri orataya çıkıyor. Tris ve Caleb’in araları kitabın sonuna doğru düzelir gibi oluyor.
Dış dünyaya çıkınca Büro’yla tanışıyorlar. Herkes kendine göre plan yapıyor, herkesin kendi düşüncesi var. Eveleyn bir yandan, Yandaşlar bir yandan, Büro bir yandan, Tris ve Tobias derken olaylar bir yerde patlak veriyor tabi ki. Ezilen yine halk oluyor. Tobias da bazı kötü şeylere karışıyor. Yine kayıplar veriyorlar.

UYUMSUZ ile ilgili görsel sonucu

Seriyi toplamda bir haftada bitirdim sanırım. Genel olarak güzeldi, sürükleyiciydi. Tam bir distopyaydı. Ama bazı sevmediğim yanları ve alttan verilmek istenen kötü mesajlar da vardı onları da sonda açıklayacağım.

Tris’in anne babasının ölmesine çok üzülmüştüm. Trişin kendini 2.kitapta feda etmesini hem iyi hem kötü buldum. İyi bulmamın sebebi bencillikten biraz olsun kurtulmasıydı. Kötü bulmamın sebebi de anne babası onlar için canlarını feda etmişti. Başka bir yol bulabilirdi. Veya destek, plan olmadan tek başına çıkıp gitmemeliydi. O hareketi sinirlerimi bozmuştu ama Tris sonuçta başına buyruk :/

Uyumsuzluk kısmını açıkladılar. Merak ediyordum bayağı değdi. Şimdi Tris'in davranışları daha mantıklı geliyor. Tris klasik insanı temsil ediyor. Umudunu yitirmeyen, hırslı, bencil, aşık...

DİVERGENT ile ilgili görsel sonucu

Yandaş'ta Tris dışında Tobias'ın bakış açısına da yer verilmişti. Tobias'tan okumak güzeldi. Kitabın sonunda olan o şey bence de gerekliydi. Kimse sonsuza kadar yaşayamaz. Bazı kişiler bazı şeyleri hak etmez, sevgi gibi. Çünkü sevgi değerini bilen kişiye verilmeli. Hak etmeyen kişi seni kendi iyiliği için kullanır sonra atar bir kenara. Çünkü sevgisiz insan aslında bencildir de. Bu kitapta çoğu şey bencillikle ilişkiliydi. Sevmek kutsaldır, gereksiz kişilere güzel sevginizi vermeyin çünkü yüreği kötü insanlar sizi anlayamaz. 

Kötünün de iyisinin olabileceğini, insanların her şeyin üstesinden gelebilecek kadar güçlü olduğunu, acının unutulmayıp azalmayacağı fakat zamanla iyileşebileceğini bu kitapla daha iyi anladım.

İnsanın kötü zamanlarında mutlaka dosta ihtiyacı var. Eğer onlar olmazsa insanlar tek başlarına daha zor ve uzun süreçte atlatabilirler. Dostlar insanı gerçekten iyileştirir. Kitabı okuyunca sizde fark edeceksiniz bunları.

DİVERGENT  KİTAPLAR ile ilgili görsel sonucu

Seri bitince ne hissedeceğimi şaşırdım. Tamam gayet güzeldi bir distopya olarak, ama öyle bağlanacağım kadar veya abartılacak kadar değildi. Tobiası, Uriah’ı, Christinayı ve diğerlerini özlerim belki. Ama son kitapta Tris’ten iyice soğumuştum. Bir de uzun bir zaman geçti okumamın üzerinden, kitaplar bitince baya düşündüm. Hatta arkadaşımla da inceledik. O da benim gibi kitapların altında yatan kötü mesajların olduğunu kabul ediyor. Evet distopya olarak yüzeysel bakarsak harika bir seri ama detaylı bakarsak o zaman çok değişik şeylere ulaşıyoruz.

Kitapta her şeyin mutlu sonu olmayacağı anlatılmış. Birçok kişiyi kaybettiler, şehir düzeni değişti, kandırıldılar, yaralandılar ama insanlar iyileşmeye çalışıyor yine de. Asıl önemli olan da bu bence. Asıl cesurluk tüm acılara rağmen iyileşme gücünü kendinde bulabilmek ve her şeye rağmen gülümseyebilmektir…

ALLEGİANT PART 1 ile ilgili görsel sonucu

Uyumsuz’un filmini kitabı okumadan kuzenlerim ve kardeşim ısrar edince izlemiştim. Kuralsız’ın sinemasına hiç gitmek istemiyordum ama nasıl olduysa yine kardeşimin ısrarıyla kendimi sinemada buldum ve beğendiydim yine de. Yandaş’ın sinemasına gitmedim. O aralar çok yoğundum zaten istemiyordum da. Ama evde izledim geçenlerde. 
Filmi kitaptan çok farklı yapmışlar, böyle olacağı 2.filmden belliydi. Tabi ki farklı olacak zaten aynı olsa olmaz. Filmi kitaplardan ayrı bilim kurgu filmi olarak değerlendirirsek başarılıydı. Görsel efektleri güzeldi. Teknolojik gelişmelere bayıldım. Ama teknoloji ne kadar gelişirse insan o kadar canavarlaşıyor, bunu filmde çok iyi aktarmışlar. Ayrıca yine para kaygısıyla filmi derinleştirip part 2 yi de çıkarmaya çalışıyorlar. Onu da çıkınca izlerim ama sinemasına gitmem diye tahmin ediyorum, yine de ne olacağı belli olmaz.


ALLEGİANT PART 1 SAHNELER ile ilgili görsel sonucu

Şimdi serinin hepsini okuyunca iyice düşündüm. Şu sonuçlara vardım. Seriden soğuma nedenlerim yani.

Tris’in ailesi fedakarlıkta ve anne babası cidden fedakar insanlar olduğu halde bencil bir kişi. Bencil insanları hiç sevmiyorum. Zaten o kız da en başından beri bencil olduğu için cesurluğu tercih etti. Çünkü orda herkes kendi için dövüşüyor. Kendini düşünerek hareket ediyor.

Tris sonradan kendini bir şey sanıp iyice havalanarak sanki lidermiş gibi saçma sapan planlar yapmaya kendi başına hareket etmeye başladı. Ya da sevmediğim için her hareketi gözüme batıyordur bilemiyorum.

Ayrıca Tris, Tobias’ın sevgisini de hak etmiyor bence. Dediğim gibi hep kendine göre davranıyor. Tobias’ın fikrini sormuyordu bazı şeylerde. Üstelik herkes de onu koruma ve kurtarma merakında ne de olsa baş karakter ya. Cidden o kıza acayip sinir oldum. Neden bilmiyorum ama bencil olması bile yetiyor.

Bilgelik topluluğu bilgi güçtür diyor. Ama bilgi doğru yerde ve zamanda kullanılırsa güçtür. İnsanların üstünde izinleri olmadan deney yapmak ve bilim adına zarar verecek icatlar yapmak güç olamaz.

İnsanlara her daim yardımda bulunan fedakarlar toplulukların denk olmasına rağmen insanların gözünde en alt tabakada.

Dövüşmeyi bilen cesurlar tarafından fedakarlar hep eziliyor. Fedakarların değersiz olduğu ve cesurların yani dövüşen, eli silahlı kişilerin daha önemli olduğu mesajları verilmeye çalışılmış.

Son kitaptaydı sanırım, fedakarların lideri olan kişinin aslında çok kötü bir adam ve baba olduğu ortaya çıkıyor. Bu da iyice fedakarları kötülüyor. Aslında bunun biraz iyi yönü de var bize hiçbir şeyin göründüğü gibi olmadığı başka bir yüzünün de olabileceği anlatılıyor.

Tam olarak hatırlamıyorum ama dinle ilgili kötü mesajlar da vardı. Dikkat ederseniz fark edersiniz.

Kitapları okuduktan sonra daha çok şey fark ettiydik arkadaşımla. Ama şimdi unutmuşum. Dediğim gibi bunlar iyice irdelenince çıkan diğer sonuçlar. Yoksa iyi taraflarını ve seriden çıkardıklarımı yazdım.

ALLEGİANT PART 1 SAHNELER ile ilgili görsel sonucu

Seri bir distopya olarak gayet başarılı. Ama ben gençlerin çok çok fazla abarttığını düşünüyorum. Özellikle her yeni çıkan distopyaya yapılan şu yorumlar beni sinir ediyor. ‘Açlık Oyunları ve Uyumsuz serisi severleri buna bayılacak’ Böyle bir yazı olduğu anda veya Roth herhangi bir kitaba görüş yazdığı anda reklamdan dolayı kitaplar çok satan oluyor.

Gerçekten hak eden bazı kitaplar da altta kalmış oluyor. Zaten Roth sırf yazacak başka şey bulamadığı ve birazcık daha para kazanmak için gereksiz bir yan kitap olan Dört’ü yazdı. Ne de olsa belli bir hayran kitlesi varya Uyumsuz’un onların hepsi gider hemen alır. Ben yeni kitap yazayım içine Four’un düşünceleriyle olayları göstereyim bi kaç tane de romantik şeyler yazayım bir sürü para kaldırırım diye düşündü sanırım. Biraz acımasız oldu bu dediklerim ama hakikaten artık şu Uyumsuz dan başka kitaptan uyarlama film bilmeyen ergenler serinin cıvığını çıkardı. Sırf onlar yüzünden seriden soğudum. Zaten hemen popüler olan herkesin dilinden düşmeyen şeylere karşı ön yargım var. Ben bu seriyi bu kadar popüler olmadan okumuştum ilk çıktığı zamanlardaydı. Şimdi filmleri de çıktı herkes ölmeye başladı Tobias Four diye. Bunları yazınca rahatladım gerçekten. İyi oldu, belki bazıları bana kızacak ama haklıyım bence. Tüm dünyada bu seri popüler olduysa elbette başarılıdır ama benim kızdığım aşırı derecede abartılması… Artık bıktım, birileri Divergent gibi derse şu distopyalara kötü oluyorum.

yandaş film tris four ile ilgili görsel sonucu

Zaten adı üstünde distopya. Devletin iyi gözükmesine rağmen altında kötü sırlar barındırdığı ve birkaç 16-18 yaş grubundaki gençlerin ayaklanma başlattığı kitaplar genelde distopya olur. Yani elbette hepsi birbirine benzeyecek. Tekrar tekrar bunların adının geçmesine gerek yok bence :)


2 gün sonra da Dört kitabının yorumunu paylaşacağım :) O zaman da bloğuma beklerim :) 

yandaş ile ilgili görsel sonucu

-AMARİL-
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...