27 Nisan 2016 Çarşamba

MUCİZELER ÇAĞI – KAREN THOMPSON WALKER


Yazar: Karen Thompson Walker
Orijinal adı: The Age of Miracles
Çevirmen: Cem Demirkan
Yayınevi : Pegasus
Sayfa Sayısı: 320
Baskı Yılı: 2014  
Tür: Fantastik

KİTABIN TANITIMI:

California'da sıradan görünen bir cumartesi sabahında Julia ve ailesi, dünyanın dönüşünün yavaşlamaya başladığını öğrenir. Günler ve geceler gittikçe uzamakta, yerçekimi kuvveti değişmekte ve doğa yok olmaktadır. 11 yaşındaki Julia ve tüm insanları yepyeni bir dönem beklemektedir.

"Gerçekte ne kadar az şey bildiğimiz hâlâ beni hayrete düşürüyor… Belki de benim ve ailemin başına gelenlerin yavaşlamayla hiçbir ilgisi yoktu. Mümkündü ama zannetmiyordum. Hem de hiç."

"İşte hayal gücü budur. Karen Thompson Walker dehşet verici bir gelecek ile günümüzün zekice ve güçlü tasvirini bir kurguda başarıyla bir araya getirmiş."
-Amy Bloom -

"Karen Thompson fantastik bir düşünceyi işleyip onu çarpıcı
bir şekilde gerçekçi kılmayı başarmış."
-Karen Russell-
KİTAP YORUMUM:

Güzel bir konusu ve güzel karakterleri vardı. Olağan dışı bir olay karşısında olaydan çok insan psikolojisini ele alıyordu. Belki aksiyon sevenler bu kitaptan sıkılır. Konusuna göre sürekli bir macera olacak mı diye sayfaları çevirebilirsiniz ben de ilk başta öyleydim. Çok fazla olay olmadı. Ama zaten yazar olayları değil de bize bir ders vermeyi, her gün var olan düzenin değerini bilmediğimizi anlatmaya çalışmış.

Zaten bir yerden sonra olaylara değil cümlelere kapıldım. Hiç sıkılmadım, yazarın anlatımı çok güzel. Ama tek kitabı bu galiba. Sakin bir kitap olmasına rağmen çok etkileyiciydi. Mesela kitabı okumayı bıraktığım zamanlarda kısa süreliğine zaman mekan karıştırdım. Sanki bizim dünyamızda yavaş dönüyormuş ve ben de Julia ile aynı kaderi paylaşıyormuşum gibi :)

Ben beğendim güzel bir kitaptı. Bence bir yerde rastlarsanız ya da hala okunmayan kitaplar köşesinde duruyorsa yoğun bir zamanınızda okuyabilirsiniz. Olayların baş döndürücü hızı yok. Genel olarak sakin ve yeni duruma alışmaya çalışan, hayatlarını yeniden düzenleyenlerin hikayesi bu. Yani insan ilişkilerini, kıyamet sonrası bir duruma verdikleri tepkileri anlatmaya çalışmış yazar ve başarmış da bence :)

Zaman, ne kadar hızlı geçiyor hiç farkında değiliz. Saniyeler içinde tüm dünyada bizim hiç haberdar olmadığımız şeyler yaşanıyor. Doğumlar, ölümler, kazalar, doğal felaketler, mutluluklar, üzüntüler, başarılar ve daha neler neler… Bunların hepsi bir ana sıkışıyor. Herkesin ayrı derdi var. Ama biz hep kendimizde takılıp kalıyoruz. Başkaları ve dünya hele ki geçen zaman hiç umurumuzda değil. Halbuki zaman o kadar değerli ki. Bu kitapta varlığını bildiğimiz ama umursamayıp unuttuğumuz zaman ele alınmış.


Bir gün 24 saat ama bu kitapta günler uzuyor, 25 saat, 32 saat, 48 saat, 72 saat…  Günlerin saatlerinin artmasının ne önemi var diyebilirsiniz. Ama denge bozuluyor, dünyanın dönme hızı yavaşlıyor.

Fazla gün ışığına ya da karanlığa dayanamayan bitkiler ölmeye başlıyor, bir zaman sonra güneş insanları yakmaya başlıyor. bu yeni düzene alışamayan insanlarda Sendrom dedikleri bir hastalık baş gösteriyor. Radyasyon artıyor, kuşlar, deniz canlıları, bitkiler, hayvanlar, insanlar ölmeye başlıyor. İnsanlarda ruhsal bunalım ve öfke sorunları başlıyor, suç oranı artıyor. İnsanların düşünmek için daha çok zamanı olmasına rağmen. Yıllar sonra bile anılar kolayca hatırlanabiliyor. Yer çekimi değişiyor. Ne kadar korkutucu değil mi? 

Bu olay yaşandığında 11 yaşında olan Julia. Ama Julia’nın gelecekteki hali anılarını anlatıyor yani çocuksuluk yok. Çok anlamlı cümleler var. Her zaman sahip olduğumuz ama farkına varmadığımız bizi insan yapan değerlerden çok güzel  bahsediyor.

Julia ve ailesi yine 24 saatlik düzene uyuyorlar çoğu insanın yaptığı gibi ve karanlıkta bile okula gidiyor yani. Gündüz ve gece anlamını kaybediyor. Etraf zifiri karanlıkken onlara göre sabah oluyor ve bu düzene uymak zorundalar. Bir de gerçek zamancılar var. Güneş doğunca kalkan, batınca uyuyanlar. Artan her saate rağmen vücutlarının dayanabileceğini savunanlar, ama bunlar bir zaman sonra dışlanıyor. Kitap Julia ve ailesi etrafında gerçekleşiyor. Zaten pek bir macera olmuyor. Bir de onun sevdiği çocuk Seth Moreno var keşke yazar ona daha çok yer ayırsaydı. Çok gizemli ama tanıdıkça sevilen bir karakter. Julia çok akıllı ve içine kapanık bir kız. Daha fazla bahsedemem konudan yoksa spoiler olur.

Bence okuyun. Çıkarılacak çok güzel dersler var. Dünya gittikçe yavaşlamaya devam ediyor ve dediği gibi hiçbir şey eskisi gibi olmuyor. Ben bu olayla ilgili daha çok şey öğrenmek isterdim ve giden bir kişinin geri dönmesini (okuyanlar kim olduğunu bilir) ama mümkün değil…

Dediğim gibi çok fazla aksiyon ve savaş bekliyorsanız beklemeyin :) Ama kitabın konusu ve verdiği düşündürdüğü fikirler güzeldi. Üzerinde biraz da olsa düşünülmesi gereken bir kitaptı. Ben sevdim farklı bir tecrübe oldu :)


ALINTILAR:



 "Başta farkına varamadık, hissedemedik."

“Daha sonra o ilk günleri düşündüğümde aslında yanlış şeyler yüzünden endişelendiğimizi görüyorum: ozon tabakasındaki delik, buzulların erimesi, Batı Nil virüsü, domuz gribi ve katil arılar. Ama gördüğüm kadarıyla başımıza gelen asla endişelendiğimiz gibi olmuyordu. Gerçek felaketler her zaman farklıydı – öngörülemez, tedbir alınamaz ve bilinemez.”     

“O zamana kadar asıl büyük felaketlerin, olmasını beklediklerin değil de beklemediklerin olduğunu öğrenmem gerekirdi.”

"Milyonlarca uğur böceği sahaya inince futbol maçımız iptal edilmişti. Güzellik bile çok fazla olduğu zaman ürkütücü olabiliyordu. "

''Bu hayatta yapmak zorunda olduğun tek şey ölmektir,'' diye cevap verdi Bayan Pinsky. Bu onun en sevdiği sözlerinden biriydi. ''Kalan her şey seçimine kalmıştır.''

“Bay Jensen bir zamanlar bize paralel evrenler olduğunu anlatmaya çalışmıştı, erişilemez ama gerçektiler ve orada her şeyin gerçekleşmesi mümkündü. Burada olmayan her şey başka bir yerde oluyor, her seçenek farklı bir evrende farklı şekilde yaşanıyordu. Ama bu dünyada, en azından şimdilik, tek bir sonuç vardı.”

“Kendimi yalnız hissettim. Araba tekrar hareket ettiğinde belki de ilk kez aileme bir şey olursa bu dünyada yapayalnız kalacağım aklıma geldi.”

“Doğaçlama yaptık. Uyum sağladık. Oldurduk.”

“Eski 24 saatlik saatlerin 12 saatlik dilimleri artık gözümüze tuhaf görünmeye başlamıştı. Zamanında böyle basit şeylere nasıl olmuş da inanmıştık?”

“Işık gündüzden, karanlık ise geceden koparıldı.”

“Yeni günler ilk başta bize ne kadar tuhaf gelse de eski günler de çok geçmeden yabancı gelmeye başlamıştı.”

“Gittikçe daha tedirgin olmaya başlamıştım. Sürekli irili ufaklı felaketlere ve her köşede bizi beklediklerini hissettiğim hüsranlara karşı tetikte olan bir kız.”

“O gün okulun son günüydü, hatırladığım en sessiz son gündü.”

“Aşk biter ve insanlar bıkar, zaman geçer, dönemler sona erer.”

“Gerçekte ne kadar az şey bildiğimize hala hayret ediyorum.”

“Ama geçmiş çok uzun, gelecek ise çok kısaydı.”

 “Kimi zaman en hazin hikayeler en az kelimeyi gerektirir.”

“Parmaklarımızı yaş betona batırıp bildiğimiz en doğru ve basit şeyi yazmıştık – isimlerimizi, tarihi ve şu kelimeyi: Buradaydık.”

                                                           -AMARİL-

9 Nisan 2016 Cumartesi

EFSANE – MARİE LU (EFSANE SERİSİ # 1)

YAZARI: Marie LU
ÇEVİRMENİ: Sefa Emre İLİKLİ
ORİJİNAL ADI: Legend
YAYINEVİ: Pegasus Yayınları
BASIM YILI: 2014
SERİ ADI VE SIRASI: Efsane serisi # 1
SAYFA SAYISI: 314  
TÜRÜ: DİSTOPYA, GENÇLİK, AKSİYON

KİTAP TANITIMI: 

Gerçek, Efsane'ye dönüşecek

Bir zamanlar Amerika Birleşik Devletleri'nin batı kıyısı olarak bilinen yerde şimdi Cumhuriyet adında, komşularıyla sürekli savaşan bir ülke vardır. Cumhuriyet'in seçkin sınıfından gelen on beş yaşındaki üstün yetenekli June, askerî bir dehaya sahiptir. İtaatkâr, hırslı ve kendini ülkesine adamış bu genç kız onun uğruna her şeyi yapmaya hazırdır. Fakir bir aileden gelen on beş yaşındaki Day ise ülkenin en çok aranan suçlusu ve bir devlet düşmanıdır. Kendisi gibi asker olan ağabeyi Metias öldürülünce June, Day'in peşine düşer. İnandıkları şeyler uğruna savaşan bu iki gencin kesi?en yolları, onları Cumhuriyet'in karanlık sırlarına götürecektir.

"Efsane, söylendiği kadar iyi olmakla kalmıyor, bunu kesinlikle hak ediyor."
-The New York Times-

"Bir 'efsane' doğuyor."
-USA Today-

"Bilimkurgu ve aksiyonun heyecanlı bir karışımı... Bu kitap Açlık Oyunları hayranlarına okumaya değer bir şey verecek."
-Voya-

"Hiçbir şeyin göründüğü gibi olmadığı, kıyamet sonrası dünyada geçen romantik bir gerilim… Efsane'yi elinizden düşüremeyecek ve kesinlikle unutamayacaksınız."
-Kami Garcia-

"Farklı karakterleri, yüksek tansiyonu ve siyasi entrikalarla dolu ilgi çekici distopik bir dünya. Eğer Açlık Oyunları'nı beğendiyseniz bu kitaba bayılacaksınız."
-Sarah Rees Brennan-
KİTAP YORUMUM:

Sınavlar bitti diye bu ara hep kitap okuyorum. Son bir sınav kaldı o da edebiyat. O yüzden Efsaneyi bitirebildim bugün. Kitap güzeldi. Her distopyada olduğu gibiydi. Yine iyi gözüken ama arkasında kötü sırlar bulunan bir devlet ve isyankar gençler. Ama bu kitap biraz da olsa farklıydı. 

Baş kahramanlar Day ve June. Day Cumhuriyet’in en çok aranan suçlusu. Ama bulunamıyor ve Cumhuriyet onun hakkında tam olarak bilgiye sahip değil. Çok zeki ve çevik birisi. Ayrıca Cumhuriyet’in kötülüğünü bildiği için hep ona karşı şeyler yapıyor. Ama asla insanları öldürmüyor hatta yardım ediyor yoksul kesime. Ailesine çok değer veriyor. Kardeşi Eden vebanın değişik bir türüne yakalanınca ona ilaç bulmak için tam planlamadığı bir hırsızlık yapıyor. Hastaneden veba ilacı bulmaya çalışıyor ama vebayı bitiren ilacı bulamıyor ve yakalanmasına ramak kalıyor. Yakalanmamak için bir askeri 
yaralıyor ve o kişi ölü bulunuyor. Ölen asker Metias ve ben onu çok sevmiştim yaa :(

(Metias)

Metias’ın dahi kız kardeşi June intikam için Day’in peşine düşüyor. Ama tahmin edeceğiniz gibi intikam değil aşk buluyor onda :) June, Cumhuriyet’in her 10 yaşına giren çocuğa uyguladığı Deneme’den 1500 tam puan alarak tek dahi oluyor. O puanı başka alan yok. Tabi Cumhuriyet’in gizlediği bir deha daha olduğunu öğreniyoruz ;) June zeki ve soğuk ama vicdanlı birisi. Ben sevdim şimdilik. Umarım seri sonuna kadar da öyle kalır.
June, Day’e karşı gardını indirmemeye çalışıyor. Onun kimliğini öğrenince tabi onu Cumhuriyet’e teslim ediyor işler de orada karışıyor.  Vicdanı ve öğrendiği sırlar onu rahat bırakmıyor ve o da Cumhuriyet’e karşı geliyor :) 


June ve Day arasındaki ilişkiyi bazıları erken bulmuş ama bence yerindeydi. Öyle cıvık da değil ve umarım o da seri boyunca böyle dengeli kalır. Day erkek ve June kız. İlk başta Day’i kız sandıydım ama erkekmiş :)

Seri başlangıcı güzeldi. Sel ve depremlerle bozulan bir dünyadaki Los Angeles’te bulunan yeni Cumhuriyet’i anlatıyor. Ayrıca Koloniler var. Cumhuriyet onlarla savaşıyor. Bir de Vatansever gruplar var Cumhuriyet karşıtı bir örgüt. İleride onlarla çok karşılaşacak galiba kahramanlarımız. Yoksul kesimde her zaman veba vakaları oluyor. Cumhuriyet mutasyona uğramış olan vebaya karşı aşıyı nasıl hızlıca buluyor? Neden bu vebalar zenginlerde hiç görülmüyor? Cumhuriyet’in arkasında nasıl pislikler var? Bu sorular kitapta çözülüyor ama 2. Kitapta daha da ayrıntılı öğreneceğiz sanırım.


Day’i sevdim baya. Zaten ailesine ve sevdiklerine karşı olan korumacı tavrı ve cesareti çok etkileyici :) Day yakışıklı, mavi gözlü ve saçları omuzlarına dökülüyor :)

Day ve June ikisinin de ailesinin başına kötü şeyler geliyor. Day her zaman zorlu hayat koşullarıyla savaşıyor.

June zengin ve soylu ayrıca Cumhuriyet’in merkezinde olan bir hayat sürerken abisinin ölümüyle bildiği tüm gerçeklerin yalan olduğunu öğreniyor. İlk başlarda yoksul kesimi ve Deneme’de başarısız olanları hor görürken sonradan o da olgunlaşıyor. Kitabın sonunda June çok daha bilgili ve gerçeklerin farkında oluyor, düşünceleri derinleşiyor. İkisi de 15 yaşında. June Cumhuriyet’teki tek Deha olduğu için erkenden üniversiteyi bitirip askerliğe alınıyor ve türlü ayrıcalıkları var. Ama sonradan o da bir kaçak oluyor tıpkı Day gibi.

Efsane Day. Deha ise June. Bunları biliyoruz. Bu seriye hiç başlamadıysanız hemen başlayın derim. Güzel bir distopya. Şimdilik saçmalıkları yok. Akıcı bir kitap. Merak ve gizem bolca var. Ayrıca abartılmış kahramanlıklar yok şimdilik.

Bu seri Divergent kadar tutulmadı. Aslında ben ondan daha çok sevdim. Uyumsuz’un son kitabında iyice seriden ve Tris’den bıkmıştım. Daha doğrusu seriden soğumamı sağlayan kitabı olmadığı kadar abartan ve başka kitapları okumadığı halde sırf popüler diye Uyumsuz’u okuyup sonra kitabı övüp övüp bitiremeyen ve Four’a aşık olan kesim.
Tabi ki seriyi sevebilirler kitap karakterine bağlanabilirler ben bunu eleştirmiyorum. Benim eleştirdiğim taraf kitabı abartmaları ve her yerde hep ondan bahsedip işin cıvığını çıkarmaları. Neyse bu seri de güzeldi. Belki filmi çıkarsa bu seriyi de o kadar severler. Ama lütfen yine abartmasınlar. Her şey tadında güzel :)

                                         
Kitapta sevdiğim başka bir şey de Day’in ağzından anlatılırken sonradan June’un ağzından anlatılması. Day’in olan yerler altın sarısı ki onun sembolüyle bağlantılı bir renk. June’un bölümleri de siyah ve o da bir sonraki kitap Deha’nın kapağında bulunan sembolle bağlantılı.

Bu arada kitabı kütüphaneden aldım. Pegasus kitapları çok pahalı. Tamam güzel kitaplar çıkarıyorsun, müthiş basıyorsun ama biraz da öğrenciyi düşün demi. Neyse o yüzden seriyi bir türlü alamamıştım. Kütüphanede bulunca da tabi hemen okuyoruz arkadaşlarımla.

Son olarak baya uzun yazmışım yine okuyanlara teşekkürler. Okumayanlara da tabi saygım var ;) bu seriyi siz de benim gibi okumadıysanız bir yerden kitapları bulun ve okuyun. Filmi de yakında çıkar sanırım ama pek bir bilgi bulamadım filmle ilgili.

Resimleri de sanırım yazar çizmiş. çok güzeller :)

 LEGEND SERİSİ
   1.  EFSANE
2.  DEHA

     3.  ŞAMPİYON

5 Nisan 2016 Salı

BELA – SALLY GREEN (HALF LİFE TRİLOGY # 1)

Orijinal adı: Half Bad
Seri adı: HALF LİFE TRİLOGY
Seri sırası: 1/3
Yayınevi: Dex Yayınları
Sayfa sayısı:  391
Basım yılı: 2014

KİTAP TANITIMI:

Sen bir cadısın, yarı Ak, yarı Kara.
Okuyamıyor, yazamıyorsun ama iyileşiyorsun hızla. Karanlık çökünce kapalı bir yerde kalırsan hasta oluyorsun.
Annalise'e çok âşıksın ama Ak Cadılardan nefret ediyorsun.
On dört yaşından beri bir kafesin içinde tutsaksın. Kaçmalı ve o korkunç, katil babanı bulmalısın. Bunu başarmalısın, on yedinci yaş gününden önce hem de. Çünkü sen yok edilmesi gereken bir Bela'sın.

KİTAP YORUMUM:

Öncelikle kitabı birçok bloggerın beğendiğini ve kitabımı eline alan bazı kişilerin de saçma bir kitap niye okuyorsun dediğini belirtmek istiyorum. Ama tüm beğenmeyenlere rağmen ben beğendim ve çoğu kitaba göre öncelikli sırada benim için ve seriyi kesin bitireceğim ama ne zaman olur bilemiyorum öncelikler var tabi ;)

Kitaba önyargıyla yaklaşmayın ve şans verin. Arka kapak yazısı bence güzel, ama çok kafiyeli yazılmaya çalışıldığı için de biraz basit bir kitap gibi durduğunu düşünüyorum. Ama kesinlikle öyle değil. Bu seriyi bir şeyle karşılaştırmayın. Dediğim gibi önyargısız ve güzel düşüncelerle başlayın kitaba.

Kitap gerçekten güzel. Yazarın dili akıcıydı. Genelde Nathan adlı baş karakterimiz olan Yarı Kod ağzından yazılıyor. İlahi ya da kamera bakış açısıyla yazılan kısımların kim tarafından yazıldığını hala anlayamadım. Ama farklı bir hava katmış olaya.

Nathan Yarı Ak Yarı Kara Cadı ve her iki taraf da bunu kabullenemiyor. Hiçbir yere tam olarak ait olamıyor. Zor bir hayat yaşıyor tabi ki. Bizde nasıl ırk ayrımcılığı varsa (bu kitapta normal insanlar Fersiz olarak adlandırılıyor) onlarda da Yarı Kod ve melez olanlar hoş karşılanmıyor, damgalanıyorlar.

Melezlerden az var ama Yarı Kod sadece Nathan. Çünkü Ak ve Kara Cadılar düşman ve Nathan’ın iyileştirme gücü olan annesi Ak, babası en korkulan ve güçlü Kara Cadı. Bunlar birbirlerini yasak olduğu halde seviyorlar. Zaten imkansız olan neyse gider onu isteriz. Nathan da istenmeyen çocuk. Mutsuz son. Ama Nathan değişik bir şekilde iyi bir karakter. Düşünceleri çok güzel. Espriyi, korkuyu, acıyı, mutluluğu, sevgiyi çok güzel bir şekilde yaşıyor ve anlatıyor. Diğer gençler gibi atarlı ve sorumsuz değil ;)

(FİLMDEN BİR PARÇA OLABİLİR YA DA TANITIM VİDEOSU SADECE BİLEMİYORUM.)

Nathan’ın 11 yaşıından 17 yaşına kadar olan değişimini okuyoruz. Gittikçe olgunlaşıyor, güçleniyor. Bu arada 17 yaşına giren her cadı 3 Armağanını almak ve bir atasının kanını emmek zorunda. Yoksa tam bir cadı olamaz ve ölebilir. Nathan babasını hiç görmemiş babası en kötü cadılardan. Çok fazla yeteneği var ve katil. Ninesiyle yaşıyor Nathan. Üç üvey kardeşi var. Jessica ondan nefret ediyor ama Arran ve Deborah iyiler ve onu seviyorlar. 14 yaşında ailesinden ayrılıyor ve kafese kapatılıyor. İlk başlarda geçmişe gidip anlattı yazar ama sonra eş zamanlı oldu. Onu eğiten ve kafese kapatan Celia’yı sevdim bazen. O kadar da kötü değil. Kendince sebepleri var. 
Ak cadı Meclisi Nathan’ı kontrol altına almak istiyor. Aynı zamanda ona kendi babası Marcus’u öldürtmek…Bu yüzden her sene onu genel kontrole çağırıyorlar.

Nathan Ak cadı olan Annalise’i seviyor ve bu sevda başına iş açıyor.

17 yaşına kadar kaçıp kurtulması ve armağanını verecek birini bulması gerek. O kişi de en belalı cadılardan Mercury ya da babası.

Nathan babasını hiç görmese bile onun kendisini izlediğini hissediyor. Onunla olmak istiyor. 17.yaş gününde onun kendisine gelip onu cadı yapacağını biliyor. Babası hakkında düşündükleri için onu suçlamadım. Her ne kadar kötü ve korkunç biri olsa da onun babası sonuçta. Tabi ki onu sevecek. İnsan bazı şeylerden kaçamaz. Geçmişinden ve kan bağından.

Gabriel ve Rose vardı ona bu macerada yardım eden. Gabriel’in sonu belli değil :(
Kitap güzeldi. Hep macera ve derin düşünce doluydu. Nathan güçlü bir karakter. Yaşı küçük olmasına rağmen kendine bakabiliyor ve asla trip atmıyor. Bir sonraki kitabı merak ediyorum. Yazar öyle bir yerde bırakmış ki…

AK Cadılar asla ismi gibi değildi. Onlar Nathan’a işkence çektirdiler. Farklı bir ırk olan Kara Cadıları avladılar. Yarı veya melez olanları dışladılar. Fersizleri küçümsediler. Onlar asla iyi değildi. Hiç kimse göründüğü gibi değildir ve bu Ak cadılarda belli oluyor. Kara cadılarla Marcus ve Mercury dışında tanışmadık. Onlar katı, zalim, kolayca katil olan ve bağımsız kişiler. Ama onlar ne kadar katilse meclisin Ak cadı olan Avcıları da o kadar katil.

Gençlik kitabı gibi dursa da aslında düşünürseniz güzel mesajlar içerdiğini fark ediyorsunuz. Bence okuyun. Ben seriye mutlaka devam edeceğim.

Kitabın filmi çıkacak sanırım ama iki sene geçti acaba iptal mi oldu? Bilen varsa yazabilir. Anonim yorum seçeneği de var. Ayrıca bloğa katılabilmeniz için üye ol butanu da var. Bu siteye katıl  yazısına tıklarsanız gmailinizle birlikte kaydoluyorsunuz. İnstagram hesabı da var bloğumun= farkli.diyarlar


HALF LİFE TRİLOGY
1.  BELA
2.  VAHŞİ  

3.  HALF LOST
4. HALF LİES (Novella olabilir)

-AMARİL-

2 Nisan 2016 Cumartesi

TRENDEKİ KIZ – PAULA HAWKINS


Yazar: Paula Hawkins
Çevirmen: Aslıhan Kuzucan
Yayınevi: İthaki Yayınları
Sayfa Sayısı: 360
Baskı Yılı: 2015
KİTAP TANITIMI:

New York Times Çok Satanlar listesine, çıktığı hafta 1.sıradan giriş yaptı ve hâlâ 1.sırada.

Sadece Amerika’da ilk 6 haftada 230.000 adet satıldı.

Amazon ve Goodreads’de  Ocak 2015’in En İyi Kitabı seçildi.

Washington Post, iBooks Çok Satanlar listelerinde 1. Sırada.

Rachel her gün aynı trene binip aynı çifti izliyordu. Çiftin başına gelenleri bütün ülke duyduktan sonra, hayatlarına dâhil olmaya karar verdi.

“Büyüleyici, sürükleyici, üst seviye bir gerilim. Mutlaka okuyun!” –S.J. Watson

“Hem karakter yaratımı hem olay örgüsü muhteşem, harika bir kitap! Yeni neslin Alfred Hitchcock’u.” –Terry Hayes

“Zeki, gerilim dolu ve baştan aşağıya sürükleyici bir roman.” –Lisa Gardner

“Aklınızı başınızdan alacak, zekice yazılmış bu psikolojik-gerilim romanı hem muhteşem hem de tren enkazı kadar korkunç!” –Publishers

“Nefesleri kesen bir ilk roman. En dikkatli okurlar bile, Hawkins olayları teker teker açığa çıkarıp, aşkın ve takıntının şiddetle olan kaçınılmaz

bağını ortaya koyarken şaşırmaktan kendilerini alamayacaklar.” –Kirkus

“Trendeki Kız, her şeyi anladığınızı düşündüğünüz an sizi farklı bir sürprizle karşılıyor.” –Entertainment Weekly


KİTAP YORUMUM:

Bu aralar çok hastayım ve okula gitmedim Perşembe günü. Ne zamandır büyük bir hevesle okumak istediğim bir kitaptı. Perşembe başladım kitaba yarısına geldim. Ama hasta olduğum için çok yorgundum devam edemedim. Cuma günü de okula gittim ve yine yorgun ve halsiz olarak geldim eve. O gün okuyamadım. Ama bugün başladım kitabı bırakamadım ve bitirdim. O yüzden cumayı saymazsak 2 günde bitirdiğim bir kitaptı ama dediğim gibi hasta olmasaydım bir günde tek oturuşta biterdi.

Uzun zamandır çok yoğunum. Gerek dersler gerek başka problemler falan başka hiçbir şeye ne enerjim ne vaktim kalıyordu. Bir de üstüne bir haftayı aşkın süredir atlatamadığım hastalık… Yani uzun bir aradan sonra büyük bir merak ve hevesle kitap okudum çok mutluyum :)

Kitap çok güzeldi. Kitabın kapağı güzel. Tren camı şeklinde olması için şeffaf yapmışlar. Konusu orijinaldi. Karakterleri gizemli ve derindi. Kurgusu harikaydı. Sonu da güzeldi bence. Bazıları pek olmamış diyebilir ama başka türlü olsaydı adil olmazdı. Herkes hak ettiğini bulmuş yani ;)


Kitap çıkalı bir sene oldu sanırım. Herkes okudu. Benim gibi okumakta gecikenler varsa hemen okusun. Kitaplığınızda varsa okuma listenizde  ön sıraya alın. Zaten kitap kendini okutturuyor. Çok akıcı ve herkes tarafından okunabilir bir anlatımı var. Kitap yoksa gidin filmi çıkmadan önce alın okuyun. Sanırım film ekimde çıkacakmış. Ama fragman bulamadım. Detaylı oyuncu kadrosu falan da bulamadım.

Bildiğiniz gibi kitap baya bir süre çok satanlarda kaldı. Kitabın ortalama satışın bile üstüne çıkmayacağını söylemiş yayınevi ama efsane oldu. Hatta filmi de çıkacak ;) İşte böyle sadece parayı düşünen yayınevleri yüzünden kim bilir ne kadar orijinal kitaplar tarihe karışamadan yok oluyor, efsane olacak bir sürü yazar kayboluyor. Neyse ki İthaki yayınları iyi, her zaman güzel kitaplar çıkarıyorlar ve umarım onlar da bu söylediğim yayınevleri arasına girmez.

Kitaba gelirsek, Rachel baş karakter. Kitapta üç anlatıcı var. Rachel, Megan ve Anna. Hepsinin de çok hatası var, hiçbiri mükemmel değil, ama hepsinin de yaralı ve haklı oldukları masum oldukları yerler de var. Rachel, hayatta değer verdiği her şeyini kaybetmiş bir karakter. Alkol problemi yüzünden tüm hepsi elinden gitmiş. Ama kitabın sonunda alkolün arkasında gizlenen bir suçlu daha olduğunu öğreniyoruz. Eşini, işini, evini, saygınlığını ve güzelliğini kaybetmiş, hayatta hiçbir amacı kalmamış bir kadın. Her gün aynı trene biniyor. Uzun ve sıkıcı bir yolculukla Londra’ya gidiyor. Tek eğlencesi içki içmek ve kayıp giden hayatları izlemek.


Eskiden yaşadığı ve hala eski eşinin yeni karısı ve çocuğuyla yaşadığı eve yakın bir yerde duruyor tren. Oralarda bir ev var güzel bir çiftin oturduğu bir ev. Rachel her gün onları görüyor. Onlara takma isim takıyor. Adamın kadını ne kadar sevdiğini uzaktan bile fark ediyor. Kadınınsa o adamı sevip değer verdiğini, narin ve güzel olduğunu.

Bir gün bu mutlu ailenin başına bir şey geliyor. Kadın yani Megan kayboluyor. Rachel ise birkaç gün önce o kadını başka bir adamla samimi bir halde görmüş olduğu için bunu adama (Scout) anlatmak zorunda hissediyor. Çünkü polisler kadını hep sarhoş olduğu için kaale almıyor. Böylece hayatlarına dahil oluyor.

Anna’ya genelde sinir oldum, ama sonunda biraz da olsa sevdim. Megan çok farklı bir kadın. Aynı zamanda hem suçlu hem masum. Rachel tükenmiş bir kadın. Ama kitabın sonunda ondaki değişimi hissedebiliyorsunuz. Kitapta yavaş yavaş onun olgunlaşıp yaralarını kendisinin sarmasını ve ruhsal olarak iyileşme sürecini de okuyoruz.
Ben karakterleri beğendim. Bir polis var Riley denen kadın ona da sinir oldum. Tom var en önemli karakter. Rachel’ın eski kocası, Anna’nın eşi ve çocuğunun babası. O adamda suçlu hem de nasıl. Neyse söyleyemem daha fazla ;) Rachel ı Anna ile aldatmış bir adam. Sakin iyimser biri. Ama bu kitapta kimseye güvenmeyin. Gerçek hayatta da öyle değil mi zaten?

Kitap entrika ve gizemlerle doluydu. İlk sakin başlamasına aldanmayın sona doğru hız kazandı. Kilit nokta herkes için, Megan’ın kaybolduğu gece… Rachel o geceyle ilgili hiçbir şey hatırlamıyordu ve hep bunu hatırlamaya uğraştı. Zaten kilit nokta o gece gördükleriydi.

Kitaptaki olaylar abartılmamıştı, her şey gerçekte olabilecek şeylerdi. Belki de bu yüzden çok beğenildi. Karakterler içimizden birileri olduğu için…

Kitapta çocuklar hariç herkes suçluydu, kimse tamamen iyi falan değildi. Herkesin kusuru vardı. Bunu beğendim.  Sonuna doğru neler olduğunu tahmin edebildim ama yine de şaşırttı. Polisiye okumayı seven bu kitaptan hoşlanır. Rachel’ı çok sevdim. Hayatta bir amacı oldu olaylar sayesinde. Düşünen ve hisseden bir karakterdi. Soğuk ya da umursamaz değildi. İlk başlarda hep sarhoş olduğu için hep rezil duruma düştü kimse onu anlamadı, ona inanmadı. Ama sonlara doğru öyle bir hale geldi ki asıl benliğini buldu ve hayran kaldım.

Herkesin sevebileceğini düşünüyorum, ama polisiye seven, merak, psikoloji ve dram sevenler daha çok hoşlanır. Okumayan varsa okusun. Beğenmeyenler de var tabi ama ben beğendim ve bir şans verin hala okumadıysanız.

Kitabı okursanız;


Sıradan hayatların aslında hiç de göründüğü gibi olmadığını anlarsınız. Hiç kimse de göründüğü gibi değildir. Hayatta ölmediğimiz sürece istediğimiz her şeyi başarabiliriz. Hayatımız mahvolsa da, dibine kadar çaresiz ve umutsuz da olsak, battığımız bataklıktan kurtulamıyor da olsak, her şeye bir umut ışığı yeter… İstersek karanlıktan aydınlığa geçebiliriz. Her şey insana bağlı. Rachel da bunu başardı işte en sevindiğim o oldu.

"HAYAT BİR PARAGRAF DEĞİLDİR VE ÖLÜM DE BİR PARANTEZ"

Bunun gibi çok güzel alıntılar vardı. İnstagramda paylaşırım belki. Siz kitabı sevdiniz mi? Filmine gitmeyi düşünüyor musunuz?

                                                           -AMARİL-
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...