18 Temmuz 2016 Pazartesi

HEP VAR OL TÜRKİYEM !



15 Temmuz… Herkesin aklına kazınan ve tarih sayfalarına imza atan tarih…
Türkiye’miz, milletimiz, askerimiz, polisimiz kelimelere sığmayacak kadar zor günlerden geçiyor. Bir gün bunlarda geçecek ama kalbimizdeki acı ve hatıralar unutulmayacak, geçmeyecek…

Aslında böyle bir yazı yazmayacaktım. Bu günlerde kimseye güven olmuyor. Her önüne geleni eleştiriyorlar, sonuna kadar okumanızı rica ediyorum. Asla siyaset yapmam, konuşmayı da sevmem bu konuda. Bu yazıda okuyacağınız şeyler Türkiye ve aziz milletimiz, yaşadıklarımız, üzüntülerimiz, gururumuz olacak.
Öncelikle herkesin başı saolsun. Bugün şehitlerimizi defnettik. Allah’tan şehitlerimize rahmet, ailelerine ve tüm Türkiye’ye sabır diliyorum.



O geceki yaşadıklarımızı bir daha yaşamayalım. Hayatım boyunca darbe kelimesinin ne çağrıştırdığını anlamamıştım, hep saçma bulurdum. Yaşım daha 17. Yakında reşit olacağım ama yine de anlayamam. Ama anladığım bazı şeyler var.

Mesela bu ülkenin üniformasını giydiği halde, ordunun siyasete karışmamasını söyleyen Atatürk’ün meslektaşı oldukları halde gelip yönetime el koymaya çalışan hainlermiş. Kendi ana babası da bu topraklarda yaşadığı, ekmeğini yediği halde zorla masum erlerimizi kandıranlarmış. 

Annemin gözlerindeki ülkemiz ve geleceğimiz için duyulan korku ve göz yaşlarıymış. Babamın sesinde daha önce hiç duymadığım öfke ve çaresizlikmiş. 
Babamın gözlerindeki eğer darbe olursa bu güzelim ülke ne hale gelir, bu topraklarda evlatlarım nasıl yaşar sorusuymuş. 

Kardeşimin hiçbir şey anlamadığı halde bizim gerilmemizle onun da gerginleşmesi ve hissettiği korku yüzünden sabaha kadar korkudan karnın ağrımasıymış. Normalde sarılmaktan ve sevgi sözcüklerinden hoşlanmayan kardeşimin bana sarılarak uyumaya çalışması ve belki de ‘eğer ölürsek söyleme fırsatım olmaz diye düşünerek bana seni seviyorum demesiymiş.’ 

Türk milletinin kendi askerinden şüphe etmesiymiş. Daha gencecik askerleri kandıran, bize ihanet eden asıl hain rütbelilermiş. 

Masum bir askerimizin gözlerindeki anlamayan ifade ve bizlere masumluğunu ve ihanet etmediğini anlatma çabasıymış. 

Komutanı halkı vur diye emrettiği halde 'ben milletime ateş etmem kendimi vururum' diye kendine ateş eden askerimizmiş.

Vatanı korumak için meydanlara çıkan ama hain askerlerin attığı kurşunlarla şehit olan milletimizmiş. Havadaki jetlerin her an üstümüze düşeceği korkusuyla sabahlamakmış. 

Evimizde vatan elden gidebilir korkusuyla dua etmek, titreyen sesle Fetih okumak ve gözden düşen yaş demekmiş. 

Küçük bir çocuğun annesine darbe ne demek sorusunu cevaplamaya çalışıp da ne diyeceğini bilemeyen ama vatanı kurtarmak için sokağa çıkacağız uyan kızım diyen bir anne demekmiş. 

Yıllar sonra çocuklarımıza bu tarihi anlatırken yüreklerimizdeki acı ama gözlerimizdeki Türk olmanın gururuyla bugünlere dönüp anlatmak demekmiş. 

Darbe demek bir ülkeyi onlarca yıl geriye götürmek, bitirmek demekmiş… 

Darbeye hayır demek acı, hüzün, korku ama cesaretle vatanı korumak için kendini öne atmakmış…


Ama Allah a şükür istedikleri olmadı. Biz kahraman Türk milleti ve ordusu bir grup haine engel olduk. Ellerimizde şanlı Türk bayrağı, göğsümüzde iman ve cesaretle silahlı asıl hainlere karşı çıktık. Biz Türk milleti 15 Temmuz gecesi bir kez daha zafer yazdık tarih sayfalarına. Amaçları bizi bölmek olan iç ve dış düşmanlarımıza bir kez daha yenilmeyeceğimizi gösterdik…



O gece jet seslerini ilk duyduğumda ne olduğunu anlamadım. Babam namazdan eve geldi tvyi izledi Askeri Darbe ilan edilmiş dedi. Annem düğüne gitmişti o sırada eve girdi. Babam hala tekrarlıyordu aynı şeyi inanamazcasına. Annem o ne demek ne oluyor diye sordu. O anda ben işin ciddiyetini anladım. Korkuyla televizyona baktık. Herkes bir şeyler diyordu. Sonra meydanlara çıkın denildi. Tabi babam fırladı yerinden gidecek. Bu saatte araba yok ego yok. Kızılaya nasıl gitsin. Bir de güvenemedim önce o kalabalıkta askerler tankla herkesi tarar ya da bunu fırsat bilen teröristler bombalarlar milleti diye. Ama cumhurbaşkanı ve diğer herkes ciddiyetle meydana çıkın diyince millet sokaklara çıktı.

Biz annemle evde Kuran okuduk. Dua ettik, teşbih çektik. Tepemizden bir an bile jet sesleri kesilmedi. Televizyondan da olanları izledik. Gece boyunca tv kapanmadı tabi. Türk milleti uyumadı. Sokağa çıkmayanlar bile rahatça uyuyamadı. Çünkü iş ciddi. Gerçekten Türkiye, demokrasi, bugüne kadar savaşını verdiğimiz onca şey elden gidecekti. Gözlerde yaş, korku ama iman ve cesaretle dualar eksik edilmedi. Fetih’ler okundu. İmkanı olanlar meydanlara çıktı. Tüm herkes siyasi görüşü ne olursa olsun birlik oldu. Elinden gelen ne varsa fazlasını yaptı. Tekbirler ve kelkimei şehadetlerle yürüyüşler yapıldı. Tanklar ele geçirildi.

O gece biz sokağa çıkamadık dediğim gibi. Ama kuzenimgil çıkmış asla erlerimize el kalkmamış, onları korumuşlar. Asıl suçlu askerler olan birkaç rütbeli, darbeyi kendisi okumayacak ama bayan bir spikere okutacak kadar korkak olan sonrada bu işi beceremeyince ülkeden kaçanlar.

Bu arada Trt spikeri Tijen Karaş’ı tebrik ediyorum. Sakarya valisiydi sanırım, o da halka birlikte tüfekeğini alıp önden giderek tankları geri püskürtmüş, onu da tebrik ederim. Zaten Türk milleti, askeri, polisi gurur kaynağı. Arkadaşlar askeri öldürdü haberleri var ama o haberler yalanmış, herkesin dediğine inanmayın araştırın. Türk milleti asla hiçbir şeyden haberi olmayan, tek suçu emre itaat etmek olan ve her daim bizi koruyan askerlerimizi erlerimizi öldürmez.
TRT binasını halkımızın kurtardığı görüntüleri izlerken o kadar çok gurur duydum ki Türk olduğum için. O an mutlu oldum, onca acı habere iyi gelmişti. O sırada yaptıkları konuşma da çok etkileyiciydi. Ama Meclis yolunda sivillere ateş açtılar havadan. O görüntüler hayatım boyunca aklımdan silinmeyecek. O kadar çok kişi yaralandı ki. Gözlerimizin önünde bir sürü insanımız öldü…

Sabah ezanından sonra ortalık dinginleşti biraz. Sabah namazını bitirdim, yerde hala yaşadığımız ve ülkemizin felaketten dönmesi dolayısıyla şükrederken bir anda bomba sesi duydum, yer sarsıldı, o kadar şiddetliydi ki. Hayatım boyunca o anda hissettiğim korkuyu unutmayacağım. Ölüm her an ensemizde ama hiç bu kadar yakından hissetmemiştim. Çığlık attım, babam hemen koştu yanıma. Kalp atışlarım hızlanmıştı, ellerim titriyordu, tüm vücudum halsizdi. Allah bir daha böyle bir korku ve çaresizlik yaşatmasın…

Gece boyunca ezan ve sela sesleri susmadı. Namaz vakti ve ölüm dışında okunurlarsa BİRLİK çağrısı demekmiş. Tabi bazı insanlar din propagandası ile halkı kandırmak istenildiğini (!) söylüyor. Keşke internetten ne anlama geldiğini araştırsalardı. Biz Türk’üz ve elhamdülillah Müslümanız. Şu hayatta dinime, ülkeme, askerime, polisime ve aileme kötü söz söylenilmesini asla hazmedemem!!!

Allah bir, ezan bir, vatan bir, bayrak bir. Bunları unutmayalım. Türkiye'mize ve bunlara sahip çıkıp ezdirmeyelim.
Dün gece de ailecek ve dayımlarla biz de meydanlara indik. O anlarda Türk olduğum için tekrar gurur duydum. Ellerde al bayrağımız, dillerde Allahuekber ve İstiklal Marşı, yüreklerde vatan sevgisi… Bu yaşadığım anları da hiçbir zaman unutmayacağım. Al bayraklarımız hiçbir zaman yere inmesin. Onun yeri temiz yüreklerimiz ve mavi gökler…

Artık anlayın son günlerde olanlar bizim birliğimizi dirliğimizi bozmak için. Bizi kendi içimizden yaralayıp yok etmeye çalışıyorlar, onlara fırsat vermeyelim arkadaşlar. Bu topraklarda yaşıyorsan Türk olduğunu kabul et. Sen bu vatanın evladısın. Bu topraklar için kaç insanın kanı aktı. Bayrağıma renk veren bu vatan için canını feda eden milletimiz. Bu topraklarda yaşıyorsan ihanet edemezsin. İnsan hiç evine (Türkiye), ekmek yediği yere ihanet eder mi? Eğer ihanet edersen namussuz, şerefsiz, hain olursun!!!



Türkler bir arada kalırsa yedi düvel gelse deviremez. Bizden korkuyor dış güçler. O yüzden hep bir olay, savaş çıkarma şeyleri var. O yüzden bizi yıkmak ve kendi aramızda tartışırken onlar bizi yok etmek için  fırsatları olsun diye bomba patlatıyorlar, sözde darbe girişimi yapıyorlar. Türk’ün Türk’ten başka dostu yoktur. Yüzümüze gülenler arkamızdan kuyumuzu kazar. Bunların kimler olduğunu hepimiz biliyoruz.

Biz Türk’üz. Askerimiz doğuda sınırımızı korumak uğruna her gün şehit olurken biz onları hor göremeyiz. Asker ve polis kardeştir. Onlar bizimdir, canımızdır. Hain olanlara asker diyemem onlar bu ülkenin üniformasını giyerek, tankını tüfeğini alarak bu millete ateş açmıştır, onlar haindir, şerefsizdir, ama asla asker değildir. Gerçek yüzleri ortaya çıktı. Ama kaç aile parçalandı? Kaç vatan evladı şehit oldu? Kaç annenin yüreği yandı? Kaç baba canını kaybetti? Kaç çocuk yetim öksüz kaldı? Bütün bunların cezasını ödeyecekler. Ama bu dünyada ama ahirette…

Ben siyaset yapmam yapmayı da sevmem. Bu yazının altına yorum atarsanız sakın siyaset yapmayın. Herkes gözünü açsın. Bu olay siyaset değil, bu olay Türkiye’yi bölme girişimi. Son yıllarda olan her olay onun içindi. Ama biz hala şu parti şunu dedi yaptı diye eleştiriyoruz. Bu olayların arkasında büyük dış güçler var. Belki de bu yazıyı gören bazıları sinirlenecek ama umrumda değil. Ben ülkem adına içimi döktüm. Gerçi bu günlerde ne desek yanlış anlaşılıyor, herkes başka tarafa çekiyor. Kimseye güven olmuyor. Herkesin başı saolsun. Şehitlerimize Allah rahmet etsin, ailelerine sabır versin. Allah a emanet olun…
Sonuna kadar okuyana teşekkür ederim. Normalde dediğim gibi böyle bir yazı yazmayacaktım. Nedenini açıkladım. Bazıları ne kadar iyi şeyler yazsamda kötüye çekip tartışma oluşturabilir. Eğer bunu yapacak varsa buraya kirli sözlerinizi yazmayın, isimlerle suçlama yapmayın. Artık bunları ve haberde izlediğim görüntüleri midem kaldırmıyor. Fazlasıyla yorgun hissediyorum kendimi. Güzel Türkiye’m bunları yaşadığı için çok üzgünüm. En ufak bir şeyde gözlerim doluyor. Yani sadece vatanı ve şehitleri için üzülenler yorum bıraksınlar dertleşelim. Ama tartışma çıkarmayın ne burda ne de diğer sosyal medyalarda. O yorumları görmekten bıktım. Millet evlatlarını kaybetti acısı var ama geri kalanlarda ortalık karıştı biz de konuşalım iyice çorba olsun diye saçma sapan yorumlarla dolu sosyal medya. Herkes yorgun üzgün zaten, şu günlerde içimizden bir şey gelmiyor. Sadece meydanlarda vatanımız için coşkuluyuz. Ama eve girdiğimizde o hüzün geri geliyor…

-AMARİL-

15 Temmuz 2016 Cuma

DİZİ FİNALİ: PERSON OF İNTEREST - POİ - (Final Hakkında Hissettiklerim)


Az önce en sevdiğim, her bölümünde bana bir şeyler öğreten, yeri geldiğinde güldüren, yeri geldiğinde ağlatan, yeri geldiğinde heyecanlandıran mükemmel dizi Person of İnterest’in final bölümünü izledim.


Yayınlandıktan hemen sonra izlerdim aslında ama diziye veda edecek olmam dolayısıyla uygun bir zamanı bekledim. Vedaları sevmem ama gerekiyor da. Ağladım bölümü izlerken. Hem bölüm duygusaldı hem de hayatımda izlediğim en mükemmel diziydi ve gerçekten bana her bölümünde bir şeyler kattı. Karakterler o kadar samimiydi ki, o kadar içtendi, o kadar çok hatalar yapmışlardı ki, ama tüm hatalarına rağmen iyi bir insan olabildiler. Kısaca bu dizinin karakterleri bizdendi…



Bana her şeyin siyah beyaz diye kesin bir ayrımı olmadığını öğretti. Grinin de var olduğunu. Eğer istersek her şeyi başarabileceğimizi. Eğer istersek yaptığımız tüm hatalara rağmen iyi bir insan olabileceğimizi. Eğer istersek dünyayı değiştirebileceğimizi…. Her insanın bir dünya olduğunu anladım. Bir insanı kurtarmanın dünyayı kurtarmak olduğunu öğrendim…

***
"Herkes yalnız ölür ama birileri için bir şey ifade ettiysen, birilerine yardım ettiysen ya da birilerini sevdiysen, tek bir kişi bile seni hatırlıyorsa belki de aslında hiç ölmezsin."
***

               
Ölüm her ne kadar kötü hissettirse de geride kalanlara. Aslında bir son olmadığını ve bizi hatırlayan, seven insanlar var oldukça bizim de yaşayacağımızı bu diziyle bir kez daha hatırladım. Zaten bizim inancımıza göre ölümden sonra asıl hayat başlıyor.

Dizinin final bölümünde çok sevdiğim bir karakter öldü. Bunu hissetmiştim. Çünkü bu dizi sıradan değil. Elbette bir şeyleri kaybedecektik. Mutlu son diye bir şey olmayacaktı. Bence diziye yakışır bir final olmuş. Diğer karakterler için de o kadar kötü şeyden sonra bir umut doğmuştu sonunda. Makine ve Samaritan savaştı. Kimin kaybedeceğini zaten tahmin etmişsinizdir. Ama bu kaybediş kolay olmadı. Kazanırken bile bir şeyler feda edildi.


Bu dizi savaşın gerçek kazananı olmadığını anlatmaya çalışıyordu. Ne kadar kazanmış olsak da aslında ölen onca insan bir kayıptı. Yani savaşın asla kazananı olmazdı, herkes kaybetmişti.


Hayatımda izlediğim en çarpıcı, en unutulmaz, en önemli diziydi. Her bölümde insanı insan yapan değerleri işliyordu. Biz aksiyonu için izlesek bile aslında o aksiyonun ardında bize ders vermeye çalışıyordu.
İnsan asla makine değildir.



Her ne kadar yapay zeka var olsa da yani bir saniyesi sonsuzluğa eşdeğer olsa da asla insandan daha önemli ve güçlü değildir.

Bu diziyi izleyin hayatınızda verdiğiniz en doğru kararlardan biri olur eminim. Yıllar sonra baştan sonra tekrar izlerim büyük ihtimal. Herkesin izleyebileceği bir diziydi. Kurgusu olsun, karakterleri olsun çok zekice ve içtendi. Kurgu da olsa günümüz dünyasının kötülüklerini bize anlatmayı başardı.

Bu dizi benim için sadece aksiyon, bilim kurgu, dram değildi. Dünyaydı, insanlıktı, yaşamdı. Hayatta ne varsa hepsi bu dizide de vardı az da olsa. İnsan olmanın ne demek olduğunu anlatıyordu. Gelecekteki teknolojiyle insanlığın nelere sebep olabileceğini anlatıyordu.

Makine ve dostları insanları küçük birer dünyalar olarak görürken, samaritan taraftarları insanları piyon veya kötü kod olarak görüyordu. Finch de ilk başlarda insanları alakalı veya alakasız olarak ayırmıştı. Ama sonradan her insanın alakalı ve gerekli olduğunu çok acı bir şekilde anladı.

                 

Hiçbir zaman unutmayacağım ve hayatıma yön verebilecek düzeyde bir diziydi gerçekten. Abarttığımı sanabilirsiniz ama bu diziyi izleyin sonra bu sözlerimin az bile kaldığını anlarsınız. Tam zamanında bitirdiler. Tadında bitti. Uzasaydı belki de final bölümünde verdiği anlamın bir önemi kalmayacaktı.

Bu diziyi izleyenler her bölümünü anlayarak izleyin, üstünde düşünün. Daha izlemeyen veya adını yeni duymuş olanlar konusunu bile araştırmadan hemen başlayın izleyin. Ne kadar konusunu tanıtsalar da aslında o anlatılan ufak bölüm sadece dizinin küçük bir kısmı. 

Dizide araya yerleştirilen zekice diyaloglar, imalar, espiriler çok güzeldi. Mr. Finch'in Pi sayısının tanımını yaptığı kısım da en sevdiğim yerlerdendi. 

Makinenin simülasyonları da çok güzeldi. Makine'nin duygusal olması ve Finch'i babası olarak görmesi imkansız olsa da çok hoşuma gitmişti. 1. bölümde Finch ve Reese'in yaptığı konuşmaya son bölümde gönderme yapıldı. Reese'in bir amaca ihtiyacı vardı, Finch onu verdi ve karşılığında da onun sonsuz dostluğunu ve güvenini aldı :)

Harold Finch, John Reese, Lionel Fusco, Joss Carter, Root, Shaw, Elias, Anthony, Zoe, The Machine ve diğerleri incelikle işlenmiş karakterlerdi. Her biri hayat hikayesi, anlamlı hareketleri ve sözleriyle aklımdan çıkmayacaklar…


Person of İnterest gibi bir kurgu bir daha bulamam sanırım. Ama onun kadar değerli çok dizi var. Lost, Fringe, Leverage gibi.

Son olarak diziyi tanıttığım yazımı okumak isterseniz linki:

                            -AMARİL-
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...