31 Ağustos 2016 Çarşamba

UZUN BEYAZ BULUT <-> GELİBOLU – BUKET UZUNER

gelibolu buket uzuner everest ile ilgili görsel sonucu

Yazar: Buket Uzuner
Yayınevi: Everest Yayınları , Türkçe Edebiyat Dizisi
Tür: Tarih, Edebiyat
Sayfa Sayısı: 323
Baskı Yılı: 2001 (İLK BASKI)

KİTAP TANITIMI:

Çanakkale 2000

Çanakkale Savaşları'nda ölen büyük dedesinin mezarını aramak için Gelibolu'ya gelen Zelandalı genç bir kadın ve Çanakkale Milli Parkı'nda bastonuyla dolaşan Türk Nine'nin akıllara durgunluk veren seksen beş yıllık sırrı…

Çanakkale 1915

Osmanlı teğmeni Ali Osman Bey ile Anzak Er Alistair John Taylor'ın birlikte insanlığa verdiği dehşetengiz ders…

Tarih kitaplarında yer almasına henüz hiçbir milletin izin vermeye hazır olmadığı büyük insanlık sınavı: Aynı adam aynı savaşta iki düşman ülkede savaş kahramanı olur mu? Ya da: Tarih düz okunacak bir metin midir? Ve tarih yeniden yazılmalı mıdır? Ve tarih yeniden yazılmalı mıdır?

Buket Uzuner, romancılığının doruklarında bir başyapıta daha imza atıyor.


KİTAP YORUMUM:

Öncelikle 30 Ağustos Zafer Bayramımız kutlu olsun!

Buket Uzuner'in okuduğum ilk kitabıydı ve diline, yazım tarzına hayran kaldım, kesinlikle son olmayacak. Tüm kitaplarını okumak istiyorum. Beni bir sürü düşünceye sevk eden her cümlesinde farklı şeyler hissettiren bu güzel roman için de teşekkür ederim :)

Çanakkale, yüreğimizdeki sızı, anaların babaların eşlerin kız kardeşlerin gözündeki yaş, bir yalan uğruna ülkelerinden koparılan gençler, gelincik çiçekleri, her yanı kan kokan topraklar, kan kırmızısını içine hapseden masmavi deniz, göz alıcı güneş doğuşu batışı… Çanakkale kanayan yaramız…
Gelibolu ise sözün bittiği yer.

Uzun Beyaz Bulut Yeni Zelanda'nın adıdır. Çünkü Aotearoa bu anlama gelir. Ayrıca Uzun Beyaz Bulut Gazi Alican Çavuş'un üç çocuğunun adıdır. Bu isimleri koyma hikayesi çok ilginçti. Beyaz da zaten bizim muhteşem Türk kadını Beyaz Hala :)

Bu kitap Türk Ali Osman Bey ve Yeni Zelandalı Alistair John Taylor’ın kesişen hayat hikayesini anlatıyor. Ama bu hikayeyi anlatırken, Çanakkale savaşını, kahraman Türk milletini, İngilizler tarafından kandırılarak Gelibolu’ya savaşa getirilen her şeyden habersiz Anzak gençlerini, dedesinin hikayesinin izlerini bulmak için Türkiye’ye gelen Yeni Zelandalı genç kadını, babasının biricik kızı her alanda kendini eğiten ve annesine inat hayatı boyunca evlenmeyen Eceabat köylüsü yaşlı ama güzelliğinden ödün vermemiş bir kadını, hayatı boyunca dedesinin kahramanlıklarını dinleyerek büyüyen bir adamı ve her iki ülkede de kahraman olan askeri anlatıyor.

Kitapta yaşanmışlık var. Yazar kurgu demiş, gerçeklerle benzerlik olsa olsa tesadüftür demiş. Ama ben olabileceğine inanıyorum. Başından her şeyi tahmin ettim ama bu tahmini okumak etkileyiciydi, hüzünlüydü, mutluluktu.

Aynı adam aynı savaşta iki düşman ülkede kahraman olabilir mi? Sorusunun cevabı vardı bu kitapta. Yaşam vardı ölüm vardı. Ne yaşamak istemek ne de ölmek istemek, sadece huzurlu olmayı isteyen bir adam vardı. Hayatının son demlerini bir yabancıyla geçiren ve her şeyini bu yabancı adama emanet eden bir şehit vardı. Bir kız vardı annesi babasını kıskandığı için okumasına izin verilmeyen sonra da annesi evleneceksin dediği için sırf ona inat evlenmeyen bir kız vardı. Büyüdüğünde tüm köylünün hatta erkeklerin bile korkarak ve saygıyla andığı ve aynı zamanda en güvenilen yaşlı bir kadına dönüşümünü anlatan bir hikaye vardı. Dedesinin izlerini aramak için başka ülkeye gelen ve tüm hayatı boyunca kendi yaşamına eğilmekten korkup dedesinin geçmişine sığınan bir kadın vardı.
Çok şey vardı bu kitapta. Karakterler hem bizdendi hem de bize uzak. İki farklı hayat vardı. İki hayatı bir ömürde yaşayan bir adam vardı. Ne yaşamak ne de ölmek istemediği için ülkesine geri dönmeyen ve Türk olduğunu kabul eden Müslüman olduğuna iman eden bir Anzak vardı…

Kitap yabancı bir kadının dedesinin izlerini aramak için Gelibolu’ya gelmesiyle başlıyor. Bu kadın köyün en saygın yaşlısı Beyaz Hala’ya giderek sen benim halamsın senin baban benim dedemdi diyor. Beyaz halanın babası ise köyün tek gazisi, bilge adam, Atatürk’le konuşmuş Gazi Alican Çavuş. Bu kadın böyle diyerek bu kahraman adamın onurunu suçlamış oluyor ve haftalar boyu gazeteleri, televizyonları kaplayacak bir skandal çıkıyor. Tüm gazeteciler Beyaz halanın evinin önüne yığılıyorlar. Beyaz hala senelerdir evinden çıkmayan kimseyle konuşmayan hayattaki tek yakınları kardeşlerinin çocukları olan ama tüm köyün hayranlığını, saygısını kazanmış olan bir yaşlı kadın. Okurken onun sözlerinden çok etkilendim. Hakikaten de şaşılacak kadar değişik bir kadın. Çok eğitici sözleri var. İnsanı terslerken bile garip bir şekilde sevgisini hissettiriyor. Ayrıca bu kadın babasının ona çocukken öğrettiği İngilizceyi hiç unutmamış. Ama konuşurken araya marı, inşallah gibi sözler de söylüyor ve o kısımlarda baya güldüm. Ağzından marı sözü hiç eksik olmuyor. Bu kadının konuşmasına bayıldım. Çok inatçı biri. Zor sever ama sevdimi de insan mutlu olur öyle insanlardan işte. Köyün erkekleri bile ondan çekinir ve her sözünü saygıyla dinlerler. İşte bu kadın yıllardır dışarı çıkmaış ve evine yabancı kimseyi almayan bu kadın bizim Yeni Zelandalı genç kadın Viki’yi evine alıyor. Asıl hikaye o zaman başlıyor…

Beyaz hala ve Viki mektup okuyorlar ilk başlarda sonra da hikâyeyi Beyaz hala tamamlıyor. Beyaz hala babasına çok bağlı ona hayran biri. Viki de çocukluğundan beri dedesinin savaşta ölmediğine inanan ve onun hikayesinin sonunu merak eden ve bu yüzden kendi hayatını ertelemiş, hiç aşık olmamış, ailesine gerekli özeni vermemiş bir kadın. Bu iki ilginç kadın bir araya geliyorlar. Ara ara mektuplar ara ara olaylar, konuşmalar derken biz de yavaş yavaş çözüyoruz her şeyi. Okumak çok güzeldi. Adeta yaşıyor gibiydim. Zaman zaman duygulandıran, zaman zaman güldüren bir kitaptı. Acıklı hikayeye rağmen samimi diyaloglar ile acayip güldüm. Kitabı dershanede ve otobüste okudum. Otobüste okurken gülmemek için kendimi sıktım ve bazen kocaman bir tebessümle okudum ve bu da insanların garip bakışlarına sebep oldu ;)
Beyaz hala idolüm oldu, ne acayip bir kadındı öyle :)

Beyaz halanın annesi Meryem var bir de. Gazi Alican Çavuş'a karasevdalı, onun dışında kimseye sevgi vermeyen bir kadın. Gazi Alican Çavuş savaştan döndüğünde yarı aklını kaybetmiş vaziyetteyken onu buldu ve ömrü boyunca ona adadı kendisini. Gazi Alican Çavuş, kızı Beyaz'ı çok severdi, kendi anlattıklarını ilgiyle dinleyen ve öğrenen bir o vardı. Onu okutmak istemişti, ama Meryem kızını kıskandı eğer okursa Gazi Alican Çavuş onu daha çok sever sandı. Kendisini unutur sandı. Kendi doğurduğu büyüttüğü kızını kıskandı. Okula gitmesine izin vermedi. Ama hesaba katmadığı şey Beyaz halanın hiçbir zaman evlenmeyip babasının başucunda kalmasıydı...

Kesişen hayatları okumak çok farklıydı. Kimsenin olacağına inanmayan ama gerçek olan bir hikayeydi Viki’nin aradığı.

Savaşı, çaresizliği, genç yaşta hayata küsmeyi, ülkesine geri dönenemeyi, ailesini, sevdiği kadını geride bırakmanın nasıl olabileceğini hissettim.

Daha önce hiç Anzakları fazla düşünmemiş biriydim. Bu kitabı okuyunca derin bir araştırma yapmak istedim. Çanakkale zaten en hassas olduğum konu. Şimdi de bu kitap sayesinde bir Anzak gözüyle bakabildim her şeye.

Çanakkale en çok gitmek istediğim şehir. Çok şükür geçen sene aynı ayda 2 kez gittim. Doyasıya gezdim. Rehberin anlatılarıyla daha da efsane oldu benim için. Çanakkale havası çok farklı. O topraklar, efsanevi güzellikteki deniz, havadaki nem, şehitlik, gelincikler, Anzak koyu…

Her toprağına kan bulaşan şehir. Gencecik askerlerin tepe tepeye gömüldüğü Kanlısırt! Ayrı mezar yapılamayacak kadar çok şehit, annelerin babaların yüreğindeki acı, çocukların baba hasreti…

O topraklar
Bastığın yerleri ''toprak!'' diyerek geçme, tanı!
Düşün altındaki binlerce kefensiz yatanı.
Sen şehid oğlusun, incitme, yazıktır, atanı:
Verme, dünyaları alsan da, bu cennet vatanı.
Diyor gerçekten. İnsan orda farklı bir haletiruhiyeye bürünüyor. Adım attığın çoğu yerden kurşun çıkıyor. Senelerdir sessizce ağlıyor şehir şehit evlatlarına. Ayazı hiç acımadan çarpıyor insanı. Gör bak diyor bu toprak için çok canlar gitti, değerini bil, sahip çık!

Aynı zamanda öyle bunaltıcı bir nem var ki havada, sanki yüreğimizi gerçeklere açalım, o evlatların çaresizliğini hissedelim diye bunaltıyor. Anzak koyu muhteşem güzelliğe sahip ama içinde çok acı barındıran. Bir hiç uğruna ölen yabancı askerler, kendini savunan Türkler.

Deniz dalgasını vuruyor sahile içindeki bedenlerin hiç geçmeyecek izlerini atmak, kötü insanların sebep olduğu katliamdan temizlenmek istercesine.

Her yağmurda şehitlere ağlıyor bulutlar. Gelibolu kan ağlıyor…

Çanakklae herkesin görmesi, hissetmesi gereken şehir. Siz konuşmayın  dinleyin toprağı, havayı, denizi. Gidin mezarlara Yasin okuyun, hepsine Fatiha üfleyin. Hissedin askerlerimizi, bu vatan uğruna gözünü kırpmadan hayallerini, canını feda eden şehitlerimizi…

Bu kitabı tüm Türklerin okumasını istiyorum.

Bahsetmek istediğim diğer şey de Türk olmak. Türk olmak genlerle değil, hissetmekle alakalı onu anladım. Başka millete ait olsan da Türk olduğunu kabul ettiysen, bu vatanı sahiplendiysen Türksündür!!!

Kendini Türk hisseden herkes Türktür. Bu kitapla daha iyi anladım. Zaten bilimsel olarak esas Türk yok denecek kadar azmış. Zaten Türkler çok geniş coğrafyalara yayıldığı için gen olarak has Türk bulmak zormuş. Ama biz Türküz diyorsak kalbimizde hissediyorsak öyleyizdir.

Türk olmak: Bu vatanı canını verecek kadar çok sevmek, her şehidini kendi evladı gibi görüp acısını yaşamak, bayrağına en ufak zarar gelse dünyaları yakacak gücü hissetmektir. 

Savaşta kazanan da kaybeden de aslında kaybetmiştir. Ölen milyonlarca masum asker, milyonlarca hayal, milyonlarca umuttur kaybettiklerimiz.

Savaşı masa başındakiler planlar onlarda en ufak bir sıyrık bile olmazken cephedeki masum gençler kollarını, bacaklarını kaybeder gazi olur ya da hayatını kaybeder şehit olur. Savaş insanoğlunun hırsından ortaya çıkar. Azıcık toprak parçası için milyonlarca hayat ezip geçilir. Savaşta ölen insanlıktır. 

Kitapta yazarın şive ile yazması çok hoşuma gitti. Kitabı daha da gerçekçi kılmıştı. Özellikle Beyaz halanın her cümle sonuna Türkçe İngilizce fark etmez 'Marı' sözcüğünü getirmesi beni bitirdi baya gülümsedim :)

Son olarak kitapla alakalı alıntı paylaşmak istiyorum.  Bu kitabın her cümlesi değerliydi. Her cümlesi içime işledi. Hele Beyaz hala ve onun kahraman babası, hayatım boyunca unutmayacağım karakterler. Onlar gerçek olmasa da ben gerçekliğine inanmak istiyorum. Kitapla ilgili anlatmak istediğim çok şey var ama siz okuyun ve anlayın, söylediğim hiçbir şey bu romanı anlatamaz. Okuyun ve hissedin... 


Gelibolu yazarın okuduğum ilk romanıydı ve çok beğendim. Kitabın her cümlesi çok değerliydi. Yazarın dili güzeldi, kitabın konusu güzeldi, karakterler bizdendi gercekciydi...
.
Kitabın detaylı yorumu blogumda olacak  bugün. Blog linkim biomda bakmanız tavsiye ederim!
.
Tekrardan 30 Ağustos Zafer Bayramı'nız kutlu olsun :) .
#gelibolu #buketuzuner #everest #everestyayinlari #everestyayınları #canakkale #çanakkale #turkiye #türkiye #turkey  #30agustos #zaferbayrami #ataturk #mustafakemalatatürk #zaferzaferbenimdirdiyebilenindir #türkmilleti #türkbayrağı #türkolmak #vatan #vatanbir #bayrakbir #ezanbir #buvatanbizim #sehitlerolmezvatanbolunmez #şehitlerölmez #kinalikuzular

*ALINTILAR*

Mesafeli hatta soğuk bir insan etkisi yaratıyordu. Belki de bu nedenle yüzünün esrarengiz bir albenisi vardı. Sık gülümsemiyordu hatta pek gülümsemiyordu. Ama gülümsediğinde insan seviniyordu onunla birlikte. Hani o çok şey bildiğini bir şekilde hissettiğiniz ama bildiklerinin hepsini kendisiyle birlikte götürecek kadar gizemli ve serin gülümseyen insanlardandı.
*
Hem aynı adam iki mmlekette de kahraman olur mu hele? Aynı adam iki kere kahraman olacakmış, bak şimcik marı...
*
Bu savaştı. İşte savaş buydu! Oyun veya şaka değildi, savaş: Ölmek ya da öldürmekti.
*
Meydanda tek renk var kırmızı! ... Mümkünü yok bu sırtın adı Kanlısırt olmuştur artık!
*
Bıraksalar beraber eğlenmeye pek hevesli olan bu gençlerin arasında hiçbir ferdi husumet yoktur. Gençliklerinin baharında böyle cennet bir mekanda ve bir cehennem sıcağında harp etmenin can sıkıntısını böyle garip eğlencelerle giderdikten sonra yeniden ama bu sefer top ve tüfekle şakalaşmaya (!) başlıyorlar. Sardalye konservesi, reçel kutusu ve sigara paketlerinin yerine bombalar savurarark...
*
Siz buraya Yeni Zelanda adını koymadan önce zaten buranın bir adı vardı. Burası Aotearoa: Uzun Beyaz Bulut'tur, çünkü Yeni Zelanda uzun beyaz bir buluta benzer.
*
Kendi hayalimi kaybettim ben. Kaybettim artık. İnsan çok eskiden ölmüş birinin imajını ve ona ait hayalleri nasıl kaybederse ben de öyle kaybettim onu. Onu. Kendimi. 
*
Ben bu savaşta ölmeyecektim. Bu savaşta ölmeyi reddediyorum! Bu benim savaşım değil. Kakat yaşamak için de hiç isteğim kalmadı. Tanrım günahlarımı affet. Ne yaşamak, ne de ölmek istiyorum!
*
İşgalcinin iyisi olmaz!
*
Kızım, adil olmak dünyanın en büyük eziyetidir. Ama bir defa muvaffak olursan, gözündeki perde kalkar, vicdanında körlük biter, artık hür olursun fakatbundan soona bütün namussuzları çıplak gözle görmek zorunda kalırsın.
*
Kahramanlık zorla olmaz.Vatana gelince..Burası Türklerin vatanı ve bu savaş bizim savaşımız değil.Bizler,İngilizlerin artık hiç çekinmeden yüzümüze karşı mağrurca söyledikleri gibi sadece "hevesli oğlan çocukları"yız.Asıl kahraman olan Türkler. 
-Alistair John Taylor
*
İnsanı başkalarından daha fazla kendi yüzleşmeleri dehşete düşürür. Bu öyle derin bir dehşettir ki, en büyük düşmanınız bile üzerinizde bu kadar derin dehşet izleri bırakamaz. Çünkü ortada ne suçlayacak bir başkası ne de kaçacak bir gölge vardır. Gölgeyi yaratan tek şey insanın kendi bedeni ve bedenin içinde taşıdıklarıdır.
*
Köylüler münasebetsiz buldukları her şeye verdikleri yüzyıllık tepkiyi hemen verdiler: Tepkisiz kaldılar!
*
Çünkü hakiki cephe hikâyelerinde kahramanlık yoktur. Kahramanlık ancak tarih kitaplarında ve romanlarda bulunur.
*
"Özgürlük temiz hava gibidir. Herkese her zaman gereklidir!"
*
"İnsan kanının rengi kırmızıdır. Milliyetçilik kan renginde bulunmaz."
*
Gerçekten de çocukken yenilen çikolatalar bambaşka oluyordu.Bu çocukların tat alma duygularıyla mı,yoksa çocukluğun temsil ettiği masumiyet duygusunun yarattığı bir nostaljik yanılsamayla mı ilgiliydi.
*
Birbirini gerçekten seven,gözeten,birbirini önemseyen insanların birbirleri üzerinde manevi bir hakkı oluşuyordu ve bu yalnızca 'sevgi hakkı'ydı
*
Sana vasiyetimdir gözel kızım Beyaz, koruyamayacak kimselere vermeyeceksin sırrımı. Dünya buna hazır değilse bırak seninle birlikte sonsuzluğa kadar saklansın bu sır da... Bırak bilmesin heç kimse....
*
Aman marı dikkat edin kendinize Gelibolu'nun ayazı yamandır, çarpıverir insanı. Yabancı felan annamaz, heç acımaz ha!
Gelibolu'nun ayazı yamandır.
Hiç acımaz çarpar insanı. 
Ayazı Gelibolu'nun.
Gelibolu'nun.
GELİBOLU.
***
-AMARİL-

28 Ağustos 2016 Pazar

TELEPATİ – LEONARDO PATRIGNANİ (MULTIVERSUM # 1)

telepati kitap ile ilgili görsel sonucu
Yazar: Leonardo Patrignani
Çevirmen: Çiğdem Casagrande
Yayınevi: Pegasus
Seri adı ve sırası: Multiversum # 1
Tür: Fantastik, Bilim-kurgu, Romantik, Macera
Sayfa Sayısı: 352
Baskı Yılı: 2015

KİTAP TANITIMI:

Ya bu hayat çok sayıda ihtimalden sadece biriyse?

Alex ve Jenny on altı yaşında iki gençtir. Alex Milano'da, Jenny ise Melbourne'da yaşamaktadır. Son dört yıl boyunca zaman zaman birbirlerini bilinçlerini kaybettikleri anlarda, hiçbir uyarı vermeden gerçekleşen telepatik iletişimleri sırasında görmüşlerdir.

Bu telepatik nöbetlerin birinde buluşmak üzere sözleşen iki genç, aynı gün aynı yerde durmasına rağmen birbirini göremez. Bu, şaşırtıcı bir keşif yapmalarını sağlar: Farklı boyutlarda yaşamaktadırlar. Jenny'nin evreninde Alex bambaşka biridir. Alex'in evreninde ise Jenny altı yaşında ölmüştür. Onlar birbirlerini bulmaya çalışırken Çoklu Evren patlayıp yok olmanın eşiğine gelmiştir ama Jenny ve Alex'in kesinlikle buluşması gerekmektedir çünkü Dünya'nın geleceği buna bağlıdır. Yaklaşmakta olan kaderi yalnızca aşkları değiştirebilecektir…

"Telepati birçok açıdan harika ve başarıyı Açlık Oyunları kadar hak ediyor. Sinematik içeriğe sahip bu eğlenceli kitabı bitirmek için kendinizle yarışacaksınız. Patrignani gençlik edebiyatına yeni bir soluk getirecek."


KİTAP YORUMUM:

Merhabalar :) Bugün uzun zamandır merak ettiğim ve 1 günde bitirdiğim kitabı anlatacağım. Telepati, ana konu ‘Paralel Evrenler’. Diğer deyişle ‘Çoklu Evren Teorisi’.

Dün gece kitaba göz attım on yirmi sayfa falan okudum. Sabah kalkınca da direk kitabı okumaya başladım. Baya ilgi çekici, heyecanlı ve sürükleyiciydi. Bir bakmışım sonuna gelmişim. Çok az kalmış ama en heyecanlı kısmında annemgil tarhana yapmaya çağırdılar :( Ben de mecbur tarhananın başına gittim. Tarhana da çok uğraştırıcı, ancak akşam ezanında başından kalkabildim. Annemler hala devam edecekler tabi. Ben de hemen kitabı bitirdim. Sonu güzeldi. Sonun başlangıcı gibi. Ya da kitabın başladığı yere dönüş gibiydi bilemiyorum. Çok farklı bitti. Hafıza elimde şu an ve yatmadan okumaya başlarım.
paralel evren ile ilgili görsel sonucu
Kitap Alex ile başlıyor. Kendisi  basketbol takım kaptanı. Maç sırasında tam da kazandıracak bir basket atmak üzereyken birden zihni başka yere gidyor. Jenny’nin yanına. 4 senedir ikisi de aynı atakları geçiriyorlarmış. Önceleri bayılma, titreme olurken son zamanlarda iletişim kurmayı başarmışlar. 

Jenny ona yaşadığı yeri söyleyebiliyor ve Alex onu bulmaya gitmek istiyor. Bunun için en yakın arkadaşı Marco’dan yardım istiyor. Marco geçirdiği kaza sonucu sakat kalmış yürüyemiyor. Ama dahi birisi. Aynı zamanda hacker. Alex’in anlattıklarına inanıyor ve ona yardım ediyor. Jenny Avustralya’da yaşıyorken Alex İtalya’da yaşıyor. Alex onu bulmak için baya uzun bir yolculuğa çıkıyor…

telepati kitap ile ilgili görsel sonucu

Kitap ilahi bakış açısıylaydı. Alex, Jenny ve az da olsa Marco etrafında yazılmıştı. Dediğim gibi çok sürükleyiciydi. Edebi cümleler yoktu ve duygu yoğunluğunu hissetmedim. Bilimkurgu ve fantastik kitaplarda bunlar eksik oluyor. Altı çizilmelik güzel cümleler çok yok.

Jenny bir sürü madalya kazanmış bir yüzücü. Harika bir hayatı, evi ve ailesi hayatındaki en kötü şey 4 yıldır bir türlü adını koyamadıkları hastalığı ki sonradan bunun bir yetenek olduğunu anlıyor.

telepati ile ilgili görsel sonucu

Alex onunla buluşmaya gidiyor ama Jenny ortalarda yok. O zaman tekrar iletişim kuruyorlar. Yani telepati yoluyla. Jenny ona tam olarak şunu diyor: Alex ben de aynı lambanın önünde, hemen merdivenlerin yanındayım. Tam olarak söylediğin yerdeyim. İkisi de şok oluyorlar, iletişim kopuyor. Alex ne olduğunu anlamadığı için dahi arkadaşı Marco’yu arıyor olanları anlatıyor. Marco kendi yaptığı araştırma programından dünyadaki tüm şeyleri taratıyor ve yıllardır şüphelendiği paralel evren teorisinin gerçekliğini buluyor. Alex ve Jenny başlarda inanmasalar da yaşadıkları yüzünden inanmak zorunda kalıyorlar.

Dünya daha doğrusu Çoklu Evrenlerin hepsi büyük tehlike içinde ve kurtulmaları için Alex ve Jenny’nin bir araya gelmesi gerekiyor. Tek yapmaları gereken uzay-zaman sürekliliğinde bir şekilde karşılaşmak (!)


Kitap çok heyecanlıydı. Tek oturuşta bitebilecek bir kitap. Zaten 351 sayfa ama her sayfası dolu doluydu. Uzun zamandır merak ediyordum. Sonunda okuyabildim ve bayıldım. Alex ve Jenny hem birlikte hem de ayrı ayrı bir sürü macera yaşadılar. Dünyaların kurtulması onların elindeydi tabi ki. Aslında dünyaların içinde olduğu büyük tehlike biraz daha kapsamlı anlatılabilirmiş. Ama yine de güzeldi. Yine bir klişe olarak ikisi de 16 yaşındalar :)

Alex’in ailesinin ondan gizlediği geçmişi, Jenny’nin ona triskele kolyesini armağan eden babaannesi, çoklu evrenler, sonsuz tane farklı hayatları, dünyaları yok edebilecek büyük tehlike, Alex ve Jenny’nin zaman ve mekan tanımayan sonsuz aşkları… güzeldi.

Jenny’nin babaanesi triskeleyi armağan ederken ona şöyle diyor: Büyükbaban bana bu kolyeyi evlenme teklif ettiği gün hediye etti. Bizim hikayemizi de içeren bir muska. Senin de hikayen. Neden benim diye soruyor Jenny. Ama büyükannesi sadece gülümsüyor. Sanki buradan değişik şeyler çıkacakmış gibi hissettim. Çünkü triskele kolyesi birçok kez geçiyor.
kelt sembolü kolye ile ilgili görsel sonucu

Triskele, kelt sembolüymüş. Teen wolf izleyenler bilir meşhur Derek dövmesi ;)
Paralel evrenler benim çok ilgimi çeken bir teori. Özellikle Fringe izledikten sonra daha çok sevdim :) O mükemmel diziyi daha sonra yani fırsat bulursam yorumlayacağım. Mutlaka izleyin insana çok değişik bakış açıları kazandırıyor.

Kitapta özellikle Memoria'ya değiniliyordu. Alex ve Jenny orayı bulurlarsa dünyalar yok olmaktan kurtulacaktı. sonlara doğru bu yüzden gerilim heyecan baya arttı.

Kitabı genel olarak ele alırsak: Konu güzeldi, karakterler yeterliydi, sürükleyiciydi, bol merak hissettiriyordu, cevabı belirsiz çok soru vardı ve çoğu çözülmedi. Bilimkurgu olduğu için elbette bazı yerlerde hatalar olacaktı. Yani demem o ki okurken hatalar varsa bile takılmayın zaten sayfalar su gibi geçiyor. Olaylar etkileyiciydi bence. Alex ve Marco'yu çok sevdim. Marco tam sevdiğim tiplerdendi :) Alex ve Jenny'nin sürekli, bir arada kalma çabaları ve birbirlerini bulmaları güzeldi. Diğer evrenlerdeki yaşamlarına göz atmak keyifliydi :D

Marco gibi bir hackerın Thomas Becker adlı adamla kapışmayı kaybetmesini okumak hem eğlenceli hem de ürkütücüydü. Adamın söyledikleri değişikti. Marco'nun verdiği tepkiler falan çok güzeldi ya ;)

Kitapta Orion Takımyıldızı da baya önemliydi Jenny ve Alex için.

Bu arada söylemezsem içimde kalır. Kitabı Açlık Oyunları ile karşılaştırmışlar. İkisi de farklı türdeler. Her yeni çıkan kitabı ya Açlık Oyunları ya da Uyumsuz ile karşılaştırmalarından bıktım artık!

Değişik bir seri arıyorsanız mutlaka Multiversum serisini okuyun :)

MULTIVERSUM SERİSİ:
  1.  TELEPATİ
2.  HAFIZA
3.  ÜTOPYA

telepati kitap ile ilgili görsel sonucu

ALINTILAR:

Hepsi birer çizgi, diye geçirdi aklından. Her bir kişiyi hayali bir haritada çizili bir çizgi olarak düşündü. Hayatlar birbiriyle kesişen , teğet geçen, birleşen ve sonra ileriye giden devasa bir arapsaçı gibiydi. Orada dışarıda dünya yollarında, milyarlarca çizgi, hayat çizgisi vardı.  
*
Evet, bacakların yok.Bazı insanlarin bacakları var ama onların da hayatta gidecek yolları yok, bir bitki gibi hareketsizler...
*
Zihinlerimiz anahtar.
*
Hatırlıyor musun Alex? Yolculuğa çıkabilmek için kuşağa bakmalıyız.
*
Kurtulabilirler ama ölüm yine de onları bulacak.
*
Vicdanların yok olacağı anda, Memoria tek ve son seçenek olacaktır.
Şimdi her zamankinden daha yakındı. Bu buluşmayı yıllardır bekliyordu. Belki de ezelden beri.
*
Caddedeyken çevresine bakındı. Çoklu Evren’in sonsuz seçeneğinde, sonsuz sayıda yolda dolaşabileceğinin farkında olarak insanların arasında yürümeye başladı.
*
Her nerede olursak olalım, sen ve ben, Jenny. Birlikteyiz…
*
Son ; başlangıcın bir parçasıdır... Etki ve tepki yoktur, siz etkiler ve tepkiler arasında hareket edersiniz.

-AMARİL-

25 Ağustos 2016 Perşembe

ÇÖKÜŞ VE YÜKSELİŞ – LEIGH BARDUGO (GRISHA # 3)

çöküş ve yükseliş ile ilgili görsel sonucu

Yazar: Leigh Bardugo
Çevirmen: Ömer Mülazım
Yayınevi : Martı Yayınları
Seri adı ve sırası: The Grisha # 3
Türü: Fantastik, Romantik, Macera
Sayfa Sayısı: 432
Baskı Yılı: 2015

KİTAP TANITIMI:
Hepimiz ölürüz ama herkes bir amaç uğruna ölmez Güneşin Elçisi Alina, Karanlıklar Efendisi'yle yaptığı son savaştan mağlubiyetle ayrıldıktan sonra yeraltındaki tünellere, Beyaz Katedral'e sığınır. Oldukça zayıf düşmüştür ve güneş ışığı olmadığı için gücünü de çağıramamaktadır.Tek çare, eski haline kavuşana kadar Apparat'ın dediklerini yapmaktır. Malyen ve Grishaların gizli bir planla Apparat'ı kontrol altına alması,Güneşin Elçisi adına mücadeleyi daha da zora sokar. Alina'nın şimdi, Karanlıklar Efendisi'ni alt etmesi için gereken tek gücün anahtarı olan ateşkuşunu bulması gerekmektedir. Peki onu bulup üç büyüteci bir araya getirdiğinde, Karanlıklar Efendisi'yle yüzleşerek Karanlıklar Diyarı'nı yok edecek kadar kuvvetli olabilecek midir?

"Serinin üçüncü kitabı Çöküş ve Yükseliş'te, uzun süre akıllardan çıkmayacak ve nefes kesen bir sona imza atılmış. Kesinlikle olağanüstü."
-Amazon-

"Karakterlerin her biri kusursuz bir gerçekliğe sahip. Bu seriyi okunası kılan sebeplerden biri de işte bu."
-Booklist-

"Bardugo serinin takipçilerini kesinlikle hayal kırıklığına uğratmayacak bir fantastik serüvenle daha karşımızda."
-Los Angeles Times-


KİTAP YORUM:

Grısha serisinin son kitabını bitirdim. Seri güzel bitti. Sonunu nasıl bağlayacak diye baya merak ediyordum. Bu kitapta bir çok gizem çözüldü. Daha farklı bitebilir diye beklemiştim. Ama tahmin ettiğim kişiyi seçti Alina. Genelde kitapta bir tane sevdiğim erkek karakter olurdu. Ama burda üç tane vardı :) Karanlıklar Efendisi, Nikolai Lantsov, Malyen.

Alina ilk kitaptan beri baya değişti. İlk kitapta çok saftı, ikinci kitapta açgözlüydü, bu kitapta da mücadeleciydi.  Garip olan şu ki Alina Karanlıklar Efendisi’ne körü körüne aşık olmasına rağmen ülkenin ve halkın iyiliği için onu yok etmek istiyordu. Nikolai’yi de seviyordu. Malyen’le çocukluğundan beri tanışıyordu, onun yanında kendini güvende hissediyor ve seviyordu. Malyen onun geçmişi ve bugünüydü. Yani Alina hepsini kendince seviyordu ama duygularını bir kenara bırakıp mantıkla hareket etmeye çalıştı.

grisha serisi ile ilgili görsel sonucu

Bu kitap Beyaz Katedral’den devam etti. Aparat Alina’yı gücünü toplama bahanesiyle hapsetmişti. Alina yer altında olduğu için ışığı çağıramıyordu. Malyen, Tolya, Tamar, David, Genya ve diğerleri Alina’yı ordan kurtardılar. Ateşkuşu’nu aramaya başladılar. Başlarından bir ton olay geçti.

Bu sefer Alina, aralarındaki bağlantıyı kullanarak Karanlıklar Efendisi’nin yanına gidiyordu. Karanlıklar Efendisinin gerçek adını da öğrendik içim rahatladı :) Karanlıklar Efendisi çok farklı bir adam. Farklı bir gücü ve etkisi var. Alina ona baya iyi karşı koydu.
Bir ara Nikolai bunları tam zamanında kurtardı ve dağa inşa ettiği Çıkrık’a götürdü. Bu adamın fikirleri çok güzel bayılıyorum ya :))

Karanlıklar Efendisi onları buldu tabi. Çok kötü şeyler oldu. Baghra oğluyla karşılaştı ve ona acı verecek bir şey yaptı. Adrik kolunu kaybetti.

grisha serisi karanlıklar efendisi ile ilgili görsel sonucu
***
SPOİLER: Nikolai’nin içine gölge girdi ve volcra ya dönüştü, yine içindeki Nikolai’yi unutmadı canavara karşı kendi içinde mücadele verdi. Kitabın sonlarına doğru Nikolai kurtuldu. Çok üzüldüm ona böyle bir şey olduğunda. Çünkü en sevdiğim Nikolai diyebilirim. Çok değişik bir insan. Ayrıca bir prens kim sevmez ki? :)) SPOİLER SONU
***
Nikolai’nin Alina’ya dediği şu sözü çok seviyorum, her dediğinde gülesim geliyor: “Benden alıntı yapmana bayılıyorum.”
Harshaw adlı yeni karakter vardı ve onun kedisi Oncat. Acayip biri, ayrıca baya komik.
Zoya’yı sevdim bu kitapta.
Sergei ihanet etti zaten her şey onun yüzünden oldu.

David ve Genya baya iyiydiler. David Genya’nın tüm hatalarına ve dış görünüşündeki yaralara rağmen ondan vazgeçmedi ve sevdi. Genya mükemmel derecede güzelken ona hiç bakmıyordu ama en zor durumda kaldığında onu bırakmadı.

Baghra’nın Alina’ya anlattığı gerçekler beni çok şaşırttı. Morazova nın onla ilgisi olduğunu tahmin etmiştim ama bu kadarını beklemiyordum.

Ateşkuşu’nu buldular ve orada çok ilginç bir şey oldu. Hiç beklemediğim bir şeydi ve üçüncü büyütecin neden bu kadar abartıldığını anladım. Ateşkuşu çok etkileyiciydi. Yazar güzel tasvir etmiş.

Bu kitapta altı çizilmelik güzel cümleler baya çoktu. Sevdiğim cümleleri aşağıya yazacağım.

Dediğim gibi seri güzel bitti. Bu kitap baya güzeldi, elimden bırakmak istemedim. İkinci kitap hep aksiyondu ama eksik bir şeyler vardı pek sevmemiştim. Tabi ki güzel bir kitaptı ama ilk kitapla karşılaştırınca pek de etkileyici değildi. Bu kitapta her şey vardı. Aşk, macera, gizem… Sevdiğim serilerin arasına eklendi Grisha serisi :)

grisha serisi karanlıklar efendisi ile ilgili görsel sonucu

İlk kitabı bitirince kitabın ismi ne laka demiştim. Ama şimdi daha iyi anlıyorum yani ben öyle anladım başka mana çıkaran varsa yazabilir yoruma. Gölge Karanlıklar Efendisi; Kemik Alina. Çünkü Alina’nın büyüteçlerinden ikisi kemikle alakalı. Başka bir manada da olabilir ama böyle anladım. Bu kitapta da ilk kısım zaten Alina ve arkadaşlarının mağlubiyeti yani çöküşleriyle alakalı. Diğer kısımda da bunlar yükselişe geçiyor.
Seriyi hemen bitirmek istemedim. O yüzden kitaplar arasında biraz süre bıraktım ama yine de kitaba başlayınca devamı geldi, çabuk bitti.

Bu seride çok farklı şeyler vardı. Grisha dünyası, büyüteçler, Karanlıklar Efendisi, Nikolai’nin gizemli kimliği ve uçuk fikirleri, Malyen’in mükemmel izciliği, saf ve sıska bir kızın Güneşin Elçisi olması, ikiz devlerin :) Güneşin Elçisi’nin müritleri oluşu, gölgeler, ışık, volcralar, Karanlıklar diyarı ve daha pek çok şey…

Baghra okuduğum en etkileyici karakterlerdendi. Çok cesur ve gözü kara bir kadındı. Çok fazla sırrı vardı. Oğlunu büyütürken kendisinin hissettiği gibi yalnızlık hissetmesin diye ona hep kibir aşılamış ve yıllar sonra oğlunun caniliğiyle pişman olmuş. Bu kitapta onu mahvedecek bir şey yaptı, kahramanca davrandı. Hiçbir anne çocuğunun bir canavar gibi olduğunu görmek istemez. Ama yine de merhametinden onu üzecek bir şey yapmaz fakat bu kitapta bir annenin çocuğunu yerle bir edecek hareketi yaptığını okuyunca ürperdim. Ama aynı zamanda da oğlunun ona çok zararı olmuştu, onu kör bırakmıştı mesela.
grisha serisi karanlıklar efendisi ile ilgili görsel sonucu

Bu seride acıma yok. Anne çocuğuna, çocuk anneye hiç acımadan zarar verebiliyor. Hiç kimse masum değil. Herkesin acısı var hataları var… Bu seriyi sevmemin en büyük nedeni de bu. Alina da aşık olduğu adamı öldürmeyi göze alabiliyor mesela. Kendisine yardım eden insanlara ihanet edebilecek kişiler var. Gerçek hayat gibi. Herkes kendini düşünüyor. Her şey çıkar ilişkisi üzerine kurulu. Adamın bir sürü gücü var onla yetinmeyip dünyayı ele geçirmek istiyor. Daha bir sürü kötülük…

Tüm kötülüklerine rağmen Karanlıklar Efendisi'ni çok sevdim. Onun açısından bakarsak annesinin yetiştirme şekli yüzünden bu kötülükleri yapmış. Yani kendini ezdirmemek için, herkesin ona saygı ve korkuyla davranması için, en güçlü grısha olduğunu göstermek için. Tabi ki bu bahaneler yaptığı kötülükleri unutturamaz. Ama o yalnızdı sadece annesi vardı ki o da çocuğu babasına ve annesine duyduğu nefretle yetiştiriyordu. Ailenin ne demek olduğunu, merhametin ne olduğunu bilmeden büyüdü Karanlıklar Efendisi. Böylece sadece acımasızca hükmetmeyi öğrendi. 

Her şeye rağmen Alina’nın yanında olan, hatalarına rağmen iyiliği seçen insanlar da var. Malyen, Genya, David, Zoya, Tamar, Tolya, Harshaw ve Nikolai.

Muhteşem bir seri. Kurgusu, karakterleri güzel, etkileyici, derin. Karakterlerin hepsi insana bir şey katıyor. Hepsi mükemmel. Evet dediğim gibi hepsinin yanlışları var ve bu daha gerçekçi. Alina’nın vereceği karar çok zordu. Aşkı ve ülkesi arasında kalmak. Çok berbat bir duygu. Malyen’i de seviyorum ama beni daha az etkiledi, Karanlıklar Efendisi ve Nikolai’ye göre. Neden bilmiyorum ama Alina’nın Nikolai’yi seçmesini isterdim. Gerçekten hepsi harikaydı. Bütün karakterlerin hislerini paylaştım. Yazar çok güzel yazmış.

Her kitapta işin ciddiyetini Alina ile beraber anladım ve onun olgunlaşmasını, sorumluluklarını sahiplenmesini okumak çok güzeldi. Son kısımlarda Alina’nın yaptığı o davranış beni bitirdi. Üçüncü büyüteç için yaptığı büyük cesaret ve fedakarlık gerektiriyordu. Ben yapamazdım belki de. Kendimi onun yerine koyuyorum ama olmuyor yaptığı şey anlaşılamazdı. Ama her şeye rağmen mutlu son yazabilmiş yazarımız. Buna çok sevindim.

Çok büyük şeyler atlattılar. Bir sürü şey kaybettiler. Kendilerinden parçalar kaybettiler ama hep umutları vardı. İyilik için fedakarlık yaptı. Hepsi ne kadar zor olsa da mücadeleyi bırakmadı. Herkese önereceğim fantastik, maceralı, dramatik, romantik, duygusal bir seri. Mutlaka deneyin seriyi okumadıysanız bir an önce şans verin.
Kitapların hepsini 8’er liraya aldım. Şansıma öyle denk geldi yoksa uzun bir süre okuyamazdım veya ard arda okuyamazdım.

Seriye veda etmek zor oldu benim için. Ama yazar tam zamanında bitirmiş. Uzatsaydı kötü olabilirdi. Ayrıca diğer yazarlar gibi para için ek kitap falan çıkardığını duymadım bu da yazarı sevmek için bir artı daha :) Ayrıca yeni serisi çıkmış: Kargalar Meclisi, onu da okumak isterim.

Herkes sevecek diye bir şey yok tabi ama bana kalırsa o son gerekliydi. Karanlıklar Efendisi hakkında daha çok şey öğrenmek ve Nikolai’nin prens oluşuna daha çok değinilmesini ayrıca Alina’nın onu seçmesini isterdim. Ama her şeye rağmen güzel bittiğini düşünüyorum.

çöküş ve yükseliş ile ilgili görsel sonucu

-AMARİL-

*ALINTILAR*

Belki de aşk bir batıl inançtı, yalnızlık gerçeğini kendimizden uzak tutmak için ettiğimiz bir dua... En nihayetinde belki de aşk inanılmaz parlak ve asla ulaşamayacağınız bir şeye özlem duymaktı.

Yayını omuzladı. "Hepimiz ölürüz," dedi avını almak için koşmaya başlarken. "Ama herkes bir amaç uğruna ölmez."

Onu Harshaw'un ateşi izlediği gibi izliyor. Sanki ona hiç doymayacakmış gibi. Sanki onu kaybetmeden önceki her anı yakalamaya çalışırmış gibi.

"Aleksander" diye fısıldadım. Bir çocuğun adıydı bu. Artık kullanılmayan. Neredeyse unutulmuş.

'Benden alıntı yaptığında sana bayılıyorum.' İç geçirdi. 'Keşke bu kadar bilge olmasaydım.'

15 Ağustos 2016 Pazartesi

METRO 2033 – DMITRY GLUKHOVZKY



Yazar: Dmitry Glukhovsky
Çevirmen: Deniz Banoğlu
Yayınevi : Panama Yayıncılık
Türü: Bilimkurgu, Korku, Gerilim, Apokaliptik
Seri adı ve sırası: Metro # 1
Sayfa Sayısı: 600
Baskı Yılı: 2015

KİTAP TANITIMI:

Yıl 2033... Nükleer savaş sonrası enkaz haline gelen dünyada insan soyu neredeyse tükenmiş, radyasyon yüzünden kentler yaşanamaz halde... Hayatta kalan birkaç bin kişi yeraltına, dünyanın en büyük nükleer sığınağı olan Moskova Metrosu'na sığınıyor. Burası insanoğlunun son kalesi.

Yeraltındakiler için en büyük tehlike Karadelililer. İstasyonlar mini devletlere bölünmüş. İdealler, dinler, temiz su gibi nedenlerle bir araya gelmiş halklar. Duygular yerini içgüdülere bırakmış. Tek bir amaç var: Ne pahasına olursa olsun hayatta kalmak.

Genç Artyom'a, yaklaşmakta olan karanlık tehlikeye karsı halkı uyarmak için Metro'nun kalbi, "Polis" istasyonuna gitme görevi verilir. Metro'nun kaderi belki de tüm insanlığın kaderi Artyom'un elindedir artık...

KİTAP YORUMUM:

Metro 2033, okuduğum en karanlık, dehşet ama umut dolu kitaplardandı. 

Olay örgüsü karışıktı yani çok fazla olay vardı. Karakterler çoktu, hikayeye gelip giden tiplerdi. Aşağıdaki Metro'nun haritası. Arkadaki harita daha karışıktı daha çok yer vardı. Bu harita öndeki. Metro baya büyük, katlı, labirent gibi resmen :)


Ana karakter Artyom, Hunter lakaplı bir avcının verdiği görev için Metro’nun kalbi Polis’e gitmek için yola çıkar ve tüm kitap da onun yolculuğunu anlatır. Polis’e ulaşsa bile görevi bitmez daha doğrusu mecburen yola devam eder. Bu yolculukta çok şey yaşar, görür, öğrenir. Geri evi olan WDNCh istasyonuna döndüğünde hiçbir şey bıraktığı gibi değildir. Kendi istasyonuna saldıran Karaderililer adını verdikleri mutantlar ile başlıyor hikaye. Daha doğrusu onlar anlatılıyor, Metro’nun tarihi ve Artyom’un geçmişi anlatılıyor. Kitabın ilk başları biraz sıkıcıydı ama yolculuk başlayınca güzelleşmeye başladı.
Kitap bilimkurgu, korku var ama okutmayacak kadar değil. Kıyamet sonrası(Apokaliptik) türden bir kitap.

(KARADERİLİLER)

Artyom’un ailesi yıllar önce dev sıçanların istasyona girmesiyle ölmüş. Annesi Artyom’u bir tane nöbetçiye vermiş ve onu kurtarması için yalvarmış. Bu kişi yani Şaşa amca onu evlat edinmiş.   

Dünya nükleer savaş sonrasında felaket hale gelince insanlar nükleer sığınak olan Moskova Metrosu’na sığınmışlar ve yıllardır orada yaşıyorlar. Bu metro dünyanın en büyük metrosu. Kitabın başında ve sonunda metronun haritası var. Kitaplarda harita olmasını çok severim daha iyi canlandırmamı sağlıyor :)
Radyasyon yüzünden canlılar mutantlaşmış ve bunlar da açık metro girişlerinde insanlara saldırıyorlar.

Artyom tünellerden geçerken tünel korkusu yaşıyor. Diğer insanlar göre az yaşamış olsa da baya korkunçtu. Çünkü bazı insanlar sürekli karanlık ve sonu belirsiz biraz da değişik sırların barındığı tünelden geçerken akıllarını da kaybedebiliyor. Hatta ölebiliyor.
Şansıma tam o kısımları gece okuyordum. Bizim elektrikler gitmişti kardeşim uyuyamayınca onun yanına geçtim o bana telefonun ışığını tuttu o kısımları öyle okudum. Kitap sürükleyiciydi ve baya merak ettim o yüzden o zamanda bile okumayı bırakamadım :)

Tünelden geçerken ben de korktum, anlatılan esrarengiz hikayeleri ben de Artyom’la dinledim heyecan içinde. Çok güzel bir kitaptı. Bir bilimkurguda olması gerekenler vardı. Orijinal bir konusu ve karakterleri vardı. Sonunu hiç tahmin edememiştim. Baya şaşırdım.

Kitapta para birimi mermi ve fişek. düşünün bir çocuk elinde mermiyle yiyecek almaya çalışıyor ne kadar acınası. İnsanlığın geldiği son çok kötü. İnsanlar dünyayı bilmiyor. güneşi, gökyüzünün rahatlatan maviliğini, yeşillikleri, temiz havayı, denizi, kumları, büyük binaları, muhteşem kütüphaneleri, ibadet yerlerini bilmiyor. Sadece yaşlı olanların anlattıkları kadar biliyorlar. 

Yiyecek olarak çok seçenek yok. Botanik bahçesinde yetiştirebildikleri bir kaç sebze, sıçan, domuz ve tavuk bu kadar. 

Beni etkileyen diğer şeyde yeryüzündeki büyük kütüphanenin ilginç 'Kütüphaneci'leri. Yazarın cesaret ettiği bir diğer konu. Bu kütüphaneciler, ful sessizlik isteyen, en ufak gürültüde saldıran insan hayvan arasındaki ince çizgide olan bir yeni canlı türü. Sanki yazar onlara bu adı vererek dünyadaki en bilgili insanların aynı zamanda bilgisiyle ürpertebilecek bir canavar olduğunu söylemeye çalışmış. Çok değişik öyle değil mi? 
Siz onlar hakkında ve kitap hakkında ne düşünüyorsunuz?  

 (ARTYOM)

Artyom, daha çocuk sayıldığı halde bu uzun yola büyük bir cesaretle çıkması ile beni çok etkiledi. Üstelik her zaman ona verilen sorumluluğun ağırlığını bildi. Tünelde tek başınayklen ve yeryüzünde de tek başına yaşadıkları beni çok etkiledi. Zeki, sorumluluk sahibi, cesaretli. Kaç kez ölümle burun buruna geldi ama hiç görevini unutmadı. Ayrıca tünelden geçerken diğer insanlar tünelin karanlığına kapılıp giderken o aklına sahip çıkıp kurtuldu. Çok fazla insanla tanıştı, yolculuk etti, ilginç şeyler öğrendi.

Hunter çok değişik bir adamdı. İsmi mesleğinden geliyormuş, onun akıbetini öğrenemedik ama bir sonraki kitap onunla alakalı galiba.

Melnik de sevdiğim karakterlerdendi. Yeryüzüne çıkan bir Ştalker kendisi. Zeki bir adam. Ayrıca cesur da. Yeni dünya için tam gerekli insan tipi yani ;)

Han diye garip bir adam vardı onu da sevdim. Adamın kendisi hakkında anlattığı şeyler uçuktu ama yine de merak ettim ;) 

Bir de Kılavuz adında metro planı bulmuştu Artyom. Han da bu planı görüp inceledi ve planın ‘adeta canlı’ olduğunu söyledi. Tek kelimeyle yol gösteriyormuş. Çok değişikti. Onu da çok merak ettim. Gerçi bu kitapta çoğu şey değişikti. Bilimkurgu olduğu baya belli ama bir gün insanlığın o noktaya gelmeyeceği iddia edilemez. O kadar da uçuk şeyler değil. Nükleer savaş ve radyasyon sonucu mutantlar bunlar olabilir. Zaten bu kitabın tutulmasını sağlayan da bu gerçek olabilme ihtimali.

Yazar çok gerçekçi, çok keskin yazmış. Vermek istediklerini hiç acımadan yazmış. Kitabın sonlarına doğru Artyom yeryüzüne çıkmak zorunda kalıyordu, kulübede bir kadın cesedi ve onun yazdığı notları bulmuştu. O kısmı okurken çok kötü oldum. Bir insanın korkunç dünyada küçücük umuda sımsıkı sarılmasına rağmen yine de kurtarılmayacağını tahmin etmesi ve yapayalnız ölmesi, … Çok kötü şeyler.

Kitap dediğim gibi çarpıcıydı. Sonu tahmin edilemezdi. İnsanlığın yok olma eşinde olması ve yine de ölmemek için direnmesi en keskin cümlelerle anlatılmıştı. Okumanızı tavsiye ederim. Yazar gerçek hayatta da maceraperestmiş ve gazeteci olduğu için tehlikeli yerlerde bulunmuş. 


İnsan bazen gözünün önünde olan fırsatları fark edemiyor. Ya onu beğenmediği için ya da o fırsatı kabul etmeye cesaret edemediği için… Bu kitaptan öğrendiğim şey de; bundan sonra hiçbir çözümün olmadığı zamanlarda seçenekleri daha iyi incelemek ve cesaret edebilmek :)


Bilmeyenler varsa kitabın aynı adla video oyunu da var. Bizim sınıftakiler akıllı tahtadan pek çok kez oynadılar. Sene başında bu kitapla çok karşılaşmıştım. Sonra bizimkiler videosunu oynadılar isminden tahmin ettim o kitabın oyunu olduğunu sonra da almak istedim ve sonunda okuyabildim. Altı çizilmelik güzel anlamlı cümleler de çoktu. Karakterleri konusu etkileyiciydi. Umarım siz de benim gibi seversiniz.



Metro 2034'ü en kısa zamanda okuyacağım. Kitabı aldım. İlk kitap çok güzeldi bitirince direk 2.yi de aldım :)  

Bu kitap sayesinde dünyamızın güzelliğini tekrar anladım. Ne olur artık insanlar birbirini öldürmesin, gökdelenlerle gökyüzünü kapatmasın, ağaçları kesmesin, denizi kirletmesin, mis gibi kokan toprağı betonla örtmesin, çocuk sesleri susmasın, silah sesleri bomba sesleri sussun, insanlar ırkına diline dinine göre ayrım yapmadan 'kardeşçe' yaşasınlar...

NOT: Metro kitabının yorumunu yapan blogger göremedim. Bence gayet etkileyiciydi, okuyun mutlaka. Yazar konusunu, karakterlerini çok iyi yazmış. Onların yaşadıklarını hissettim ve o insanları anlayabildim. Umarım dünya öyle bir yer olmaz. Resimlerin video oyunlarından olanlarını  https://www.gunesintamicinde.com/metro-2033-rus-metrosunda-insanligin-gelecegi-metro-2034/   
sitesinden aldım hakkını helal etsin :) Ayrıca hem oyun hem de kitap hakkında ayrıntılı inceleme yapmış, çok beğendim, onu da okuyun derim :)

-AMARİL-
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...